Evi temizledim, giyindim, sofrayı kurdum ama kimse gelmedi. Yine de kızım ve damadımı sonuna kadar bekledim.

Benim güzel dostum, sana biraz içimi yakıp kavuran bir hikayemi anlatayım. Düşünsene, Zeynep altı yaşındayken eşimi kaybettim. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Karımın cenazesinde kendi kendime bir söz verdim: Kızımıza hem anne hem baba olacağım, ona ikimizin sevgisini de son nefesime kadar yaşatacağım dedim.
Zeynep akıllı kızdı, ne söylesen anlardı. Derslerini yapar, eve yardım eder, annesi gibi nefis yemekler pişirmeyi de öğrenmişti, parmaklarını yalasak yeridir! Vakit geçti, Zeynep üniversiteye başladı. Notları iyice düştü tabii ama olsun, bizim kız o arada bir yandan part-time iş buldu, bir yandan da eve destek olmayı hiç bırakmadı.
Bir gün Zeynep bana Mehmeti tanıştırdı. Çocuk fena değildi, iyi huylu gibi gözüküyordu. Sonra bir gün geldiler ve dediler ki Baba evlendikten sonra seninle birlikte yaşayalım. Nasıl sevinmiştim anlatamam! Ama işte, ne varsa o düğünden sonra değişti. Damadım Mehmet bir tuhaftı; sürekli ters, sürekli aksi, bazen de bana bağıra çağıra konuşuyor.
Sonrasında Zeynep bir teklifle geldi: Baba, bizim şu iki odalı evi satalım, İstanbulda büyük bir daire alalım. dediler. Ama ben bir şart koştum: O ev benim üzerime olacaktı. Damadım, tahmin edeceğin gibi hemen tepki gösterdi, Bize güvenmiyor musun? diye bağırıp çağırdı. Ben de açıkça söyledim, Bakın çocuklar, yaşlanınca sokakta kalmak istemem. Ben ölünce zaten ev size kalacak, istediğiniz gibi kullanırsınız.
Ne olduysa ondan sonra oldu. Zeyneple Mehmet iki gün içinde eşyalarını toplayıp İstanbula taşındılar. Bana olmadık laflar söylediler, o an içim acıdı ama durduramadım. Sonrasında Zeynep sanki beni tamamen hayatından sildi attı. Ama içimde bir umut vardı; dedim ki bir gün geçer, Zeynep babasını anlar.
Aylar geçti, tam da 60. yaş günüm geldi. İçimden dedim ki kesin Zeynep bana süpriz yapar, gelir kapımı çalar. Evi pırıl pırıl yaptım, Zeynepin en sevdiği yemekleri pişirdim, güzelce üstümü başımı giydim; sofrayı kurup oturdum. Akşama kadar camdan dışarı, kapıdan içeri bakıp durdum, hani belki gelir diye. Akşam oldu, ne gelen var ne giden Üstümü çıkarıp yalnız başıma yattım. Masada bütün yemekler kaldı. Ağladım o gece, eşimin resmine içimi döktüm, sonra nasıl uyudum da sabaha vardım hiç hatırlamıyorum
Acaba kızım bana hâlâ o kadar kızgın mı ki bir İyi ki doğdun babayı bile telefonda esirgedi, yoksa bir şey mi geldi başına? Bilmem ki dostum, benim Zeynepim babasını böyle kolay kolay unutur mu hiçErtesi sabah kapı çaldı. Ağır adımlarla açtım kapıyı, hiç beklemediğim birini buldum karşımda. Zeynep Gözleri şiş, saçı başı dağılmış, elinde küçük bir valiz. Şaşkınlığımla bir adım geri çekildim. Gözümden birkaç damla yaş aktı bile. Baba dedi titreyen sesiyle, utancından yere bakarak, Affet beni. Aklımı kaybettim, sana yaptıklarımı düşündükçe içim yandı. Ne ev ne eşya, hiçbiri senin yerini tutmuyor. Sadece yanımda olmanı istiyorum artık, olur mu? Beraber yaşlanalım, birbirimizin yarasını birlikte saralım.
Sarıldık kapının önünde, yüreğimi bunca zamandır sıkan ağırlık bir anda sıyrılıp gitti. O an anladım, insan bazen en kıymetlisini uzaklarda ararken, affı ve sevgiyi ta içinde, kalbinin kıyısında saklı tutarmış. Evde belki eski neşemiz yoktu ama o akşam sofrada babayla kızın paylaştığı huzur her şeye bedeldi.
Ve ben o gece, eşimin resmine baktım, usulca fısıldadım: Bak, Zeynep geri döndü. Biz yine bir aileyiz. O an biliyordum, yeniden umut etmek her zaman doğruymuş; sevgiyle bağ kurulan hiçbir kalp sonsuza dek yalnız kalmazmış.

Rate article
Lifequest
Evi temizledim, giyindim, sofrayı kurdum ama kimse gelmedi. Yine de kızım ve damadımı sonuna kadar bekledim.