“Yaz gelene kadar buradayız!” dediler: Kocamın arsız akrabalarını nasıl evden gönderip tüm kilitleri değiştirdim
Apartman zilinin sesi sadece çalmadı, resmen çığlık attı. Gözüm saate kaydı: sabah yedi, cumartesi. Haftalık rapor yetiştiği için tek uyuyacağım gündü, misafir ağırlamak şöyle dursun. Kamerada bir surat: Tülay, kocam Tarıkın ablası. Sanki Çanakkaleyi geçmeye gelmiş gibi bir havası vardı, arkasında ise çeşit çeşit dağınıklık derecesinde üç kafa beliriyordu.
Tarık! diye bağırdım, elimi zilin üstünden çekmeden. Akrabaların geldi, haydi hallet.
Kocam odadan pantolonunu yanlış giyerek fırladı. Ses tonumdan anladı; aileyle ilgili sabır barajlarım göçmüş. O telefonu geveleyip dururken ben çoktan koridorda elim göğsümde bekliyordum. Kira mı ödedin, senin mi? Hayır! Burası benim evim, benim kurallarım. Bu üç artı biri daha Tarıkla evlenmeden önce alnımın teriyle alıp kredisi bitirmişim, tam hayalimdeki gibi yapmışım, bir misafirhane değil ki…
Kapı açıldı, duyduğum en pahalı oda kokusuyla dolu koridoruma tam anlamıyla bir çadır kuruldu. Tülay, yükler içinde, kapıdan bir selam bile vermeden beni sanki büfe gibi kenara itti.
Oy canıma değsin, sonunda geldik! dedi nefes nefese, çantaları parkelerin üstüne atıp. Selin, kapıda mı kaldın? Çayı koysana, çocuklar yolda aç kaldı!
Tülay, sesim buz gibiydi, Tarık omuzlarını kulağına çekti. Neler oluyor?
Tarık demedi mi? dedi gözlerini kocaman açıp masumiyet pozuna girerek. Bizim ev tadilatta! Komple yeniliyoruz. Borular, yerler, hiç oturulmaz, toz duman. Bir haftacık sizde dursak ne olur? Şu salonun boş metrekaresi bile bize yeter!
Göz ucuyla Tarıka baktım, tavana bakmaktan delik açacaktı. O akşam sonunda idam sehpasına çıkacağı belliydi.
Tarık?
Selin, bak, kekeliyordu fena halde. Ablam işte… Çocuklarla inşaatta mı kalsınlar? Sadece bir hafta…
Bir hafta, dedim net bir şekilde. Yalnızca yedi gün. Yemeğiniz kendinizden. Çocuklar evi yıkmak yok, odama yaklaşmak yok, ondan sonra da saat ondan sonra çıt istemiyorum.
Tülay burun kıvırdı:
Ne sıkıcısın Selin, sanki cezaevi müdürü. Peki tamam, anlaştık. Nerede uyuyacağız? yerde kalmayız inşallah?
Yanı işte: Kabus başladı.
Bir hafta oldu iki, sonra üç. Ben evimi dişimin tırnağıyla yaptırmışım, mutfakta sanki savaş çıkmış: pahalısından taş tezgah yağ içinde, yerde ekmek kırıntıları, bir de her yer yapış yapış. Tülay desen, “misafir” değil bir konak hanımefendisi gibi, bizim üstümüze çökmüş.
Selin, buzdolabı çöl gibi, dedi bir akşam, çocuk yoğurt ister, et ister. Ne olacak, iyi kazanıyorsun, aileye de bakıver biraz.
Kartın var, market var, bilgisayar başımdan ayrılmadım. Buyur, sipariş et. Gece gündüz açık.
Cimri, dedi, dolap kapağını öyle bir çarptı ki, cam bardak sallandı. Toprağa götürmeyeceksin ya parayı.
Ama bardağı taşıran başka şey oldu. Bir gün erken çıkıp eve geldim, yeğenlerim yatak odamda: Büyüğü benim jet kalitesinde ortopedik yatağımda zıplıyor, küçüğü… Ah o küçüğü! O da duvara rujla tablo çiziyor. Benim Tom Ford, limitli koleksiyon rujla!
Dışarı! dedim, öyle bir tondan ki çocuklar dört bir yana kaçtı.
Tülay koşup geldi. Duvarı, rujumu görünce ellerini açtı:
Ne bağırıyorsun ki, çocuk bunlar! Bir çizgi ne olacak? Silersin geçer. Rujun da… Allah aşkına, yağdan başka ne ki? Yenisini alırsın, batmaz. Bu arada düşündük: Tadilat uzayacak. Gelen ustalar fos çıktı, yazı bekleyeceğiz artık. Hem size sıkıcı oluyordu, bak eğlencemiz bol.
Tarık yanımda kök saldı, çıt yok. Mendil gibi.
Hiçbir şey demedim. Doğruca banyoya geçip kendimi hapsettim, yoksa haberlerde cinayet diye geçebilirdim. İçime içime saydım.
O akşam Tülay duş almaya girdi, telefonunu mutfakta bıraktı. Neyse ki bakmaya gerek yok; mesaj ekrana büyük harflerle düştü. Feride Kiracı diye kaydedilen birinden:
Tülay Hanım, yeni ay için ödeme yaptım. Kiracılar çok memnun, acaba ağustosa kadar kalmak mümkün mü?
Ve bankadan hemen ardından bir bildirim: Bakiyeniz +40.000 TL arttı.
İşte orada bir şey dank etti. Parçalar tamamlandı. Tadilat madilat yok. Hanımefendi kendi dairesini günlük ya da aylık kiraya verip orada oturanları mutlu etmiş, kendisi bana musallat. Yiyecekten, faturadan kısmış, üstüne de pasif gelir yapmış. Zekice plan, ama masraflar benden çıkmış!
Hemen cep telefonumu çıkarıp mesajın fotoğrafını çektim. Ellerim titremiyordu, aksine buz gibi bir netlik gelmişti.
Tarık, mutfağa gelsene, dedim.
Geldi, fotoya baktı, rengi bembeyaz oldu.
Selin, olmaz yani, yanlış olmasın?
Yanlış sensin hâlâ onları evden kovmadığın için. Seçim senin. Yarın öğleye kadar herkes gider, yoksa sen de onlarla gidersin. Annen, ablan, hepsi. Komplet.
Ama nereye gidecekler?
Umurumda bile değil. Köprü altına mı, otellerin en kralına mı, bana ne?
Sabah Tülay hiçbir şey olmamış gibi yeni harika çizmeler almak üzere dışarı gitti. Çocukları Tarıka bıraktı, Tarık da işten yarım gün aldı.
Ben kapı kapanana kadar bekledim.
Tarık, çocukları topla, uzun bir park gezisine çık.
Niye?
Çünkü şimdi burada haşere ilaçlaması var.
Koca ve çocuklar asansörden inince, ilk işim çilingiri aramak; ikinci çağrım mahalle bekçisine.
Misafirlik oyunu bitti, temizliğe başladık.
Yanlış olmasın? lafı hâlâ dönüyordu aklımda çilingirin kilidi değiştirirken.
Hata yok. Sadece soğuk matematik var.
Çilingir, önkolunda Maşallah dövmesiyle hızlıca halletti işi.
Kapı sağlammış abla, beğendi. Bu kilidi bırak, robot bile açamaz.
Tam onu istiyorum, dedim.
Ödemeyi IBAN’ına attım, güzel bir akşam yemeği parası çıktı ama iç huzurum daha kıymetliydi. Sonra eşyaları toplama faslına geçtim. Hiç gözünün yaşına bakmadan, en dayanıklı 120 litrelik çöp poşetlerine Tülayın sutyenlerinden, çocukların çorap ve oyunlarına kadar doldurdum. Kozmetiklerin tamamını raftan bir hamlede süpürüp poşede attım.
Kırk dakika sonra, apartman boşluğunda beş devasa çöp torbası oldu. Yanında iki bavul.
Asansörden mahalle bekçisi çıkınca ona tapumu ve kimliğimi verdim.
Merhaba, komiserim, dedim. Ev sahibi benim, sadece ben kayıtlıyım. Şimdi burada yaşama hakkı olmayan birileri kapıyı zorlayacak. Lütfen tutanak tutunuz.
Bekçimiz, yorgun hakime benzer gözlerle evrakları inceledi.
Akraba mıydı bunlar?
Eskidendi, gülümsedim. Aile meselesi, bende son turda hakimiyet bende.
Tülay tam bir saat sonra döndü: elinde AVM torbaları, yüzünde koca bir mutluluk. O torba yığını ve polisi görüne kadar… Surat bir anda limon.
Ne bu ya? Delirdin mi Selin, bunlar benim eşyam!
Aynen öyle, ellerim göğsümde. Senin. Al ve güle güle. Otel bitti.
Kapıya atıldı, ama bekçi set çekti.
Hanımefendi, burada ikametiniz var mı?
Şey… Ben Tarıkın ablasıyım! Misafirim! bana döndü, bağıra bağıra. Ne yapıyorsun be kadın? Tarık nerede? Ararım şimdi, görürsün gününü!
Ara, buyur, dedim. Ama açmayacak. Şu an çocuklarına annelerinin girişimci ruhunu anlatıyor.
Tülay aradı, çaldı çaldı, sonra kapandı. Artık Tarık ya cesaretlendi ya da mirası kaybetmekten korktu.
Hakkın yok! diye bağırarak çantaları yere fırlattı. Torbadan yeni ayakkabı kutusu çıktı. Evde tadilat var, nereye gidelim? Çocuklar da var!
Yalan söyleme, gözümü kıstım. Ferideye selam. Bakalım evini ağustosa kadar tutacaklar mı, yoksa sen yine kendi evine mi döneceksin?
Ağzı açık kala kaldı. Sanki havası sönmüş balon gibi indi.
Sen… nereden bildin…
Telefonunu şifreleseydin ya, girişimci hanım. Bir ay bedavaya burada yedin, içtin, evi yıktın, kendi dairenin kirasını cebe attın. Aferin, girişim iyi ama şimdi iyice dinle:
Sesim sertleşti, apartmanda her kelime tokat gibi yankılandı.
Şimdi ne var ne yok toplayıp basıp gideceksin. Bunu tekrar yapmaya çalışırsan, vergi dairesine yazarım. Sözleşmesiz kiraya, vergi kaçakçılığına bakarlar. Bir de hırsızlık şikayeti eklerim. Altın yüzüğüm yok, ama polis ararsa poşetlerden birinde bulunur elbet.
Yüzük kasadaydı ama Tülay bilmiyor ki. Surat alçı gibi oldu.
Allah seni bildiği gibi yapsın Selin, fısıldadı.
Allah meşgul, dedim. Ama ben boşum. Artık evim de boş.
Eşyalarını toplayıp, bir taksi ayarlamak için titreyen elleriyle telefona sarılırken, komiser yaşananları sanki bir futbol maçı gibi rahat izledi, tutanak yok, iş kolay.
Asansör kapandı, Tülay ve kariyer planları gitti. Polis bakış attı:
Kolay gelsin.
Eyvallah, dedim. En iyisi sağlam kilitmiş meğer.
Eve girdim, en nihayet yeni kilidin tok sesiyle kapıyı kapattım. İçeriye mis gibi temizlik kokusu yayılmış, mutfaktaki temizlik ekibi odaya geçmişti.
Tarık iki saat sonra döndü. Çocukları Tülaya teslim etmiş, yalnız. Etrafa sanki bomba varmış gibi bakınıyor.
Selin… gitti mi?
Evet.
Felaket şeyler dedi hakkında…
Umurumda değil, lağım faresinin son çırpınışıydı o.
Mutfakta, sevdiğim, çatlamayan fincanımda kahvemi yudumluyordum. Duvar tertemiz, ruj yok. Dolaplar bana ait yiyeceklerle dolu.
Kiraya verdiğini biliyor muydun? dedim.
Yemin ederim bilmiyordum Selin! Bilsem…
Bilseydin de susardın, dedim. Çok net söylüyorum Tarık. Bir dahaki sefere ailenden böyle bir tiyatro olursa, valizlerini o poşetlerin yanına koyarım. Anladın mı?
Kafasını öyle bir salladı ki, ensesi ağrımıştır.
Bir yudum kahve aldım.
Çok iyiydi.
Sıcacık, sert ve en güzeli: Kendi evimin o tarifsiz, kuş gibi sessizliğinde… Kafamdaki taç sıkmıyor.
İşte tam oturdu.




