NE OLACAK, BİRAZ PARLADI
Kime lazımsın ki, ihtiyar kadın? Herkese yükten başka bir şey değilsin. Gezip dolaşıyorsun, etrafı kokutuyorsun. Benim elimde olsa Ama işte, katlanmak zorundayız. Nefret ediyorum senden!
Derya, neredeyse içtiği çaya boğulacaktı. Az önce babaannesiyle, yani Naciye Hanımla görüntülü konuşuyordu. Babaannesi bir dakikalığına kalkmak zorunda kaldı.
Bekle yavrum, hemen dönüyorum, demişti, koltuğundan kalkarken hafifçe inleyerek ve koridora geçmişti.
Telefonu masada bıraktı. Kamera açık, mikrofon da. Derya ise o sırada bilgisayar ekranında bir şeylerle ilgilendi. Sonra İşte o oldu. Koridor tarafından gelen ses.
Başta Derya hayal gördüğünü düşündü. Belki de öyle sanacaktı, telefona göz ucuyla bakmasaydı. Kapı sesiyle birinin odaya girdiği belli oluyordu. Ekranda önce yabancı eller, ardından bir yan ve sonra yüz belirdi.
Aylin. Abisinin eşi. Evet, sesi de onundu.
Kadın, babaannesinin yatağına yaklaştı, yastığı kaldırdı, sonra da elini yatağın altına sokup aradı bir şeyler.
Oturmuş burada, bir de çay keyfinde… Keşke artık ölüp gitse, vallahi billahi. Ne uzatıyor ki işi? Zaten kimseye yararı yok, ancak nefes tüketiyor, yer kaplıyor… diye homurdanıyordu yengesi.
Derya tek bir harekette bulunamadı. İçinden bir an nefes almayı unuttu sanki.
Aylin, kamerayı fark etmeden odadan çıktı. Birkaç dakika sonra babaannesi geri döndü. Gülüyordu ama o gülüş gözlerine hiç uğramamıştı.
Bak geldim. Bu arada sormadım, nasıl gidiyor işlerin? Her şey yolunda mı? dedi Naciye Hanım, sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Derya başını kısa bir şekilde salladı. Hala az önce duyduğu şeylerin şokunda, bir an önce gidip bu arsız kadını evden kovmak istiyordu.
Naciye Hanım, Deryaya her zaman demir gibi bir kadın olarak görünmüştü. Hayır, asla sesini yükseltmezdi. Onun öğretmen disipliniyle oturmuş bir ağırlığı vardı; yıllarca dersliklerde, veli ve öğrenci diyaloglarında pekişmişti.
Kırk yıl edebiyat öğretti. Öğrenciler onu çok severdi; Naciye Hanım, klasik edebiyatı bile ilgi çekici hale getirirdi.
Dedesi rahmetli olduğunda dağılmamıştı ama artık mükemmel duruşu hafif kambur bir hal almıştı. Daha az dışarı çıkıyor, daha çok hastalanıyordu. Gülüşü de eskisi kadar geniş değildi. Ama yine de alıştığı neşeliliğinden bir şey kaybetmemişti; her yaş güzeldir, der ve hayatı hala zevkle yaşardı.
Derya, kendini her zaman babaannesinin yanında güvende hissetmişti. Onun yanında sorunlar önemsizleşirdi; başına ne gelirse gelsin, Naciye Hanım hallederdi. Bir zamanlar oğluna yazlık evini vermiş, üniversite masraflarını ödeyebilmesi için. Deryaya da elindeki son birikimleri verip, onun ev kredisine katkıda bulunmuştu.
Abisi Ege, evlenip de kiraların yüksekliğinden yakınınca, babaannesi evinde oda önerdi. Üç oda bir salon, herkese yer var, hem göz kulak olurum. Yaşta başta tansiyon, şeker var, Allah korusun… demişti hevesle.
Ege, evde düzen, alışveriş ve ilaç takibinden sorumluydu, Derya ise babaannesinin market işlerine, ilaçlarına ve faturalarına yardım ederdi. Maaşı yettiği sürece de böyle devam etti; çoğu zaman nakit bırakır, gerekirse de banka transferi yapardı. Ama babaannesinin biriktirme huyunu bildiği için bazen de alışverişi kendi getirirdi. Taze balık, et, yoğurt, meyve Ne gerekiyorsa babaannesi sağlıklı beslensin diye alıyordu.
Sağlığın için önemli, senin diyabetin de var, derdi Derya.
Babaannesi minnettarlıkla teşekkür ederdi ama gözlerini kaçırırdı. Yük oluyorum diye mahcup hissediyordu sanki.
Aylin hep Deryaya kuşkulu gelmişti. Tatlı dilli, aşırı nazik, ama gözleri buz gibiydi. Ne sıcaklık ne saygı… Ancak Derya karışmak istemedi; onların ilişkisi. Sadece babaannesine sık sık her şey yolunda mı diye sorardı.
Her şey gayet iyi, canım, derdi Naciye Hanım. Aylin yemek yapıyor, evi temiz tutuyor. Genç tabii, tecrübe zamanla oluyor.
Ama şimdi, Derya yalan olduğunu anlıyordu. Aylin insan içinde kuzu gibi, ama yalnızken
Babaanne, az önce söylediklerini duydum Nedir bunlar? diye sorunca babaannesi kısa süre dondu, sonra bakışını kaçırdı.
Boş ver, kızım, dedi iç çekerek, Aylin yorgun, şu ara işleri de zor, Ege sürekli şehir dışında. Sinirleri bozuk, üstüne gitme.
Derya, babaannesini yıllar sonra ilk defa böyle izledi. Her yeni kırışık elinde, artık eski o canlı bakışlarından eser olmadığını fark etti. Eskisinden daha az gülümsüyor, daha çok yoruluyordu. Bir şey daha vardı: korku.
Yorgunluktan mı? Babaanne, söylediklerini duydun mu sen? Bu, sadece bir öfke patlaması değil
Deryacığım, diye araya girdi Naciye Hanım, Dayanabilirim. Ne olacak, biraz parladı işte. Gençtir, delikanlı kanı. Ben zaten yaşlandım, çok şeye gerek yok bana.
Bak bakalım, bana çocuk muamelesi yapma, dedi Derya, sabrını tüketmiş halde. Şimdi bana her şeyi anlatırsın, ya da arabaya biner gelirim. Seçim senin.
Bir süre susup gözlüğünü düzeltti, omuzları düştü. Kırılgan bir yaşlı kadına dönüştü o anda.
Anlatmak istememiştim, dedi yavaşça. Senin işin gücün var, niye bu dertlerle uğraşasın ki? Belki geçer diyordum
Aylinle ilgili hikâye düşündüğümden çok daha uzun, çok daha kirliymiş.
Evlenir evlenmez Aylin ve Ege koca bavullarla Naciye Hanımın evine taşınmış, altı ayda ev kredisi için birikim yapacaklarını söylemişler. İlk günler, evde ayak sesleri, mutfaktan konuşmalar, biraz gergin ama yine de sohbetler ve kahkahalar vardı. Aylin ilk zamanlar börekler açmış, çay servisi etmiş, hatta babaannesini birkaç kez doktora götürmüş.
Ama Ege başka şehire çalışmaya gidince her şey bir anda değişmiş.
Başta biraz sinirliydi sadece, anlatıyordu Naciye Hanım, Ege yok ya diye düşündüm ben de. Sonra market alışverişlerinin çoğunu kendine saklamaya başladı. Sen yine çok alıyorsun, bana lazım, genç kadınım, çocuk da olacak belki; ihtiyacım daha fazla diyordu. Zaten bana çok gerek yok, zayıf olsam iyi olur, dedim ben de.
Meğerse Aylin, Naciye Hanımdan borç istemiş, babaannesinin ilaç paralarını hep almış. Kendi odasına bir buzdolabı alıp kapısına kilit vurmuş, ne güzel mamul varsa ona doldurmuş. Deryanın aldığı en taze gıdalar hep oraya
Geriye para gelmemiş. Zamanla Naciye Hanımın sakladığı paraları da arayıp buldu, ne bulduysa aldı.
Televizyonumu bile aldı. Gözünü bozuyor dedi, diye göz yaşlarını silerken fısıldadı yaşlı kadın. İnterneti de ara sıra kapatıyor. Oysa bana insanlar oradan ulaşır, haber okurum, tariflere bakarım. Bazen hapisteymişim gibi hissediyorum.
Egeye hiç söylemedin mi? diye sordu Derya.
Başını salladı.
Söylersem millete beni çocuk düşürdü der diyor. Sen yüzünden sinir stres yaptım, bebek kaybedildi, herkes beni acır, seni nefretle anar dedi. Gerçekten hamile miydi, ondan da emin olamıyorum. Ama herkes bana düşman olacak diye korkuttum kendimi.
Derya yine cevap veremedi. Bağırmak, yengesini lanetlemek isteyip durdu, ama sakinliğini korudu:
Kimsenin, ama kimsenin sana bu şekilde davranmaya hakkı yok, babaanne; ister genç, ister yaşlı, ister aileden, ister yabancı. Hiç kimse.
Babaannesi gözyaşlarına boğuldu. Derya, başını okşayarak teselli etmeye çalıştı, ama içinde yaklaşan fırtınanın sesini duyuyordu. Artık sessiz kalmayacaktı.
Yarım saat sonra Derya ve eşi, Emre, Naciye Hanımın evine doğru yoldaydı. Yol boyunca her şeyi eşine anlattı. Emre önce inanamadı ama Deryanın yalan söylemeyeceğini de biliyordu.
Kapıyı babaannesi hemen açtı. Telaşla ellerini ovuyor, yere bakıyordu.
Ay neden haber vermediniz? Bari bir çay koyardım
Çay için gelmedik, babaanne, dedi Derya. Hakkı iade etmeye geldik. Aylin nerede?
Bilmiyorum ki Nereye gittiğini de söylemedi. Neyse, buyurun bari, hazır gelmişsiniz.
Naciye Hanım kenara çekildi. Derya, doğrudan mutfağa girdi. Buzdolabı neredeyse bomboştu: bir iki bozuk süt, on yumurta, küflenmiş salatalık turşusu. Derin dondurucuda bile sadece buz vardı.
Derya Emreye baktı, Emre de başını onaylayarak salladı. Sonra hızla harekete geçtiler. Aylinin odası kilitliydi. Basit bir kilitti; Emre bir tornavidayla açtı.
Aylinin kendi buzdolabı gerçekten içi doluydu. Deryanın dün getirdiği yoğurtlar, peynir, ev yapımı sucuk, salatalık, domates… Hepsi oradaydı.
Derya öfkeliydi ama kendini tuttum. Eşiyle birlikte babaannesinin odasında beklemeye başladılar.
Aylin yarım saat sonra döndü.
Kim girdi benim odaya?! diye bağırdı, ellerini yumruk yaparak.
O anda, odadan çıkıp karşısına Derya dikildi.
Ben.
Aylin afalladı, bir an gözleri sağa sola kaçtı. Tekrar sertleşmeye çalıştı.
Sen kimsin ki benim odamı kurcalıyorsun?
Derya yakına gelip tepeden baktı. Aylin epey kısaydı.
Bu evin sahibinin torunuyum. Peki ya sen kimsin? dedi gözlerini kısarak. Toparlanmak için on dakikan var. Yoksa eşyalarını camdan aşağı atarım.
Egeye söylerim!
Kime söylersen söyle! Burada Ege yok. Gerekirse seni saçından sürükleyerek çıkarırım.
Aylin homurdandı, ama hızla odasına girip eşyalarını çantaya doldurmaya başladı. Hakaretler etti, Deryayı kışkırtmaya çalıştı ama Derya donuk bir yüzle izledi onu.
Babaannesi kapıda ağlarken;
Deryacığım… Böyle yapmasaydın… Yazık, komşular duyacak dedi çaresizce.
Derya ona sarıldı, sıkıca kucakladı:
Bu skandal değil babaanne. Çöpleri dışarı çıkarıyoruz, o kadar.
O gece Naciye Hanımda kaldılar, sabahında buzdolabını ürünlerle, ecza dolabını ise ilaçla doldurdular. Babaannesi onları uğurlarken ağlıyordu. Derya, bunun suçluluk ya da yalnızlık korkusu olmadığını umuyordu. Bir daha Aylin’i asla eve almamasını da tembihledi.
Aynı gün Ege aradı. Telefon şiddetle titrerken bağırıyordu:
Deli misin sen? Aylin ağlamaktan mahvoldu! Nerede kalacak şimdi? Paran var diye her şeyi yapabileceğini mi sanıyorsun?
Derya telefonu yüzüne kapattı. Birkaç saat sonra sesli mesaj yolladı:
Bir de araştır istersen. O tonton eşin babaannemizi süründürüyordu, resmen aç bırakıyordu. Oysa babaannem zamanında sana son birikimini vermişti. O evde bir daha seninle gelinini görmeye tahammül etmeyeceğim haberin olsun.
Ege cevap vermedi. Zaten gerek yoktu.
Aylinin bir arkadaşının yanında kaldığını duydum. Sosyal medyada zehirli akrabalar ve ikiyüzlü insanlar temalı yazılar paylaşmaya başladı, Ege de beğeniyordu. Bir daha onlardan haber almadım.
Naciye Hanımın evinde ise huzur geri döndü, daha sessizdi ama sıcaktı. Birkaç hafta sonra babaannem, telefondan dizi izlemeyi öğrenmek istediğini söyledi. Önce Uyan İstanbuldan başladı, sonra komedilere geçti. Bazen birlikte film izliyoruz.
Ay, uzun zaman olmuştu böyle gülmeyeli, dedi bir gün babaannem. Yanaklarım ağrıyor resmen, alışkın değilim ya!
Derya gülümsedi sadece. İçim şimdi huzurlu. Zamanında beni koruyan o kadın için, şimdi koruma sırası bende.




