Asrın Kaçırılışı
İstiyorum ki erkekler peşimden koşsun, ardından ağlasınlar, yetişemedikleri için! Elif, kâğıda yazdığı dileğini yüksek sesle okudu ve çakmağı çakıp kâğıdı yaktı. Külü bardağa silkerek son yudum köpüklü şarabını, arkadaşlarının kahkahaları eşliğinde içti.
Çam ağacı lambalarını bir anlığına kapatıp ardından daha da parılttı; müzik yükseldi, kadehler çınladı, yüzler dönüp bir bayram ateşine dönüştü. Dallardan ya altın tozu döküldü ya da bana öyle kaldı…
Anneee! Anne kalksana!
Elif gözlerinin birini zor açtı. Üzerinde neredeyse bir futbol takımı kadar çocuk dikiliyordu.
Siz kimsiniz yahu? Tanıyor muyum ben sizi, çocuklar?
Çocuklar şaka yaparak başlarını yana eğip sırayla kendilerini tanıttılar:
Anne, hadi hatırla, Mert 9 yaşında, Kerem 7, Baran 5, Emir 3 yaşında!
Takım tam kadro, kimse değişmemiş, hepsinin yüzünde yaramaz bir gülümseme, gözlerinde kararlı bir ışık. Yılbaşı gecesi peşinden koşsunlar dediği erkekler, hiç böyle hayal etmemişti…
Peki hanımefendiler… şey, babanız nerede? dedi Elif boğazı kurumuş bir sesle. Bana biraz su getirin…
Gözünü bir an kapatmadan edemedi, hemen ardından yine: Anne!
İki bardak su, bir mandalina ve bir fincan salatalık turşusu suyu hemen ellerine tutuşturuldu. Vay canına… Büyük olan artık annesini yılbaşı ertesi nasıl hayata döndüreceğini biliyor. Büyümüş bunlar.
Anne, kalk hadi, söz vermiştin diye sızlandılar küçükler.
Elif, buraya nasıl geldiğini ve ne söz verdiğini hatırlamaya çalıştı.
Sinema mı?
Yaahayır.
Hamburgercide mi yemek?
Hayır!
Oyuncakçıya mı gideceğiz?
Ama anne yaa! Nolur numara yapma! Biz hazırlandık bile, sen hale kalkmıyorsun!
Peki nereye gidiyoruz, anneye de bir söyleyin? pes etti Elif.
Hayatım, uyan hadi, dedi bir erkek sesi. Odaya uzun boylu, kara kaşlı bir adam girdi. Ela gözlerinde parlayan altın yansımalar… Maşallah, bir yakışıklı!
Biz hazırız, arabayı yükledim bile. Yolda bir süpermarkete uğrarız, sonra başlarız yolculuğa!
Elif adamın kim olduğunu, çocukların neden onu anne diye çağırdığını hatırlamaya çalıştı. Akılda, en ufak bir iz yoktu.
Anne! Mayolarımızı unutma! Sen de al, dedi biri çocuk odasından.
Ha… Demek havuzlu bir yere gidiyoruz? Nasıl bir hayatım varmış, ben neleri hatırlamıyorum acaba? diye içinden geçirdi.
Elif gözlerini açıp evi süzdü. Her saniye daha net fark ediyordu: Hiçbir şey tanıdık değildi. Ne bir fotoğraf, ne mobilyalar, ne o kalın, ince nakışlı perdeler.
Oda büsbütün yabancıydı. Bir tek köşedeki kırmızı çiçek tanıdık geldi. Bir yılbaşı çiçeği. Samimi, kadife gibi yapraklarıyla. Üzerine minik inci boncuklar işlenmiş, beyaz bir saksıda. O kadar tuhaftı ki…
Gözlerini kapatıp, dün geceye geri dönmeye çalıştı. Kızlarla birlikte yeni yılı kutlamak için bir lokantada toplanmışlardı. Yıllar önceki gibi, ama şimdi havalı çantalar, karmaşık saçlar, vakit darlıklarıyla…
Kızlar şık, neşeli, nadir bulunan bu özgürlükten heyecanlıydı. İş-güç, çocuk, okul, mutfak… O alışılmış hayattan kopabilmişlerdi. Parlıyorlardı; ortaokuldan kaçmış çocuklar gibiydi halleri.
Bir tek Elif hep aynı sükûnetti. Bekâr, keyfi yerinde, kimseye hesap vermeyen. Kendi ayakları üzerinde, kendi başına.
Son gelin, diye dalga geçerlerdi, çaktırmadan daha çok köpüklü şarap doldurup.
Arkadaşına siyah havyarlı ve altın iplikli bir kozmetik seti hediye etmişti. Gülüşmüş, bu krem zeytin gibi kızartılır mı, kahvaltıya şampanya yanında sürülür mü diye kendilerince şakalaşmışlardı. Kutunun her yanını fotoğraflamışlardı, sanki bir sanat eseri!
Elife ise yılbaşı çiçeğiyle birlikte Fransa’dan getirilmiş ender bir köpüklü şarap hediye edilmişti. Anca özel bir gün için açılır türden!
Küçük bir kâğıttan ya dilek ya da bir kutlama notu okudu, sonrası ise karanlık… Sonrası hiç yok. Derler ya: Geldidüştügözünü açtıkoltuktaydı!
Elif aynaya baktı. Yine genç, bakımlı bir kadın. Hatta göz makyajı da yılbaşı gecesi yaptığı gibi. Ama o zaman bu çocuklar, o adam, nereden çıktı? Hiç doğurduğunu, büyüttüğünü hatırlamıyor, evliliğini bile anımsamıyor! Ama çocukların isimleri dilinin ucunda, kocasının ise değil. Bir gariplik vardı…
Odayı terk etti. Koridorda valizler diziliydi. İki büyük, biri siyah, biri krem rengi, pahalı bir markadan. Yanlarında üç çocuk sırt çantası.
Demek bir piknik değil, ciddi bir tatile çıkılıyordu. Ama nereye?
Tam o anda koca içeri girdi. Valizleri tecrübeli bir hareketle aldı, Elifi şefkatle kapıya doğru yönlendirdi.
Geç kalıyoruz, dedi. Hiç sinirlenmedi.
Elif, elini yokladı elinde yüzük yoktu! O adamda da yoktu! Başka bir tuhaflık daha…
Çocuklar arabanın arka koltuklarına atladı geniş, konforlu bir minibüs. Çantalar yerleştirildi, kemerler şakır şakır bağlandı. Adam direksiyona geçti. Elif derin bir nefes alıp ön koltuğa oturdu.
Adam ona hemen sütlü bir kahve uzattı. Oysa Elif, sütlü kahveye asla tahammül edemezdi! Nedense, en çok bu acı verdi.
Hadi bakalım, dedi adam, çocuklara göz kırptı. Araba hareket etti. Evden uzaklaştıkça içine kuşku düştü.
Arkada çocuklar fısıldayarak tartışıyor, gülüşüyordu. Adam dikkatle, güvenle araç kullanıyordu. Ara ara Elife kaçamak, alaycı sanki gizli bir sırrı paylaşır gibi bakıyordu. Sanki Elifin hatırlamasını bekliyordu.
Elif yolu izliyor, kendini sisin içindeki bir tavşan gibi hissediyordu. Her şey açık: aile, minibüs, yol. Ama hiçbir şey de net değil.
Şehirden çıkıp, otoyolda hızla uzaklaştık. Elif artık hiçbir şeye inanmıyordu. İçten içe biliyordu; yanındaki ne kocası, ne çocuklar onun değildi!
O adam onu kaçırdı!
Yok, hepsi onu kaçırdı!
Ama o zaman neden çocukların isimlerini biliyordu? Sonunda kafası allak bullak olmuştu, ama sonunda kararlıydı: Yanındakiler yabancı, adam da kaçıran; bir şeyler yapmalı!
Elif dikleşip, kahve bardağını daha sıkı tuttu ve yolda sakin bir şekilde dışarı bakmaya başladı. İçinde başka bir Elif harekete geçmişti telaşlı değil, hayatta kalmaya kararlı biri!
Yarım saat sonra çocuklar isyan etti:
Baba, tuvalet!
Susadım!
Bir şeyler atıştırsak mı?
Araç bir akaryakıt istasyonuna kırdı, herkes dışarı aktı.
Şimdi tam zamanı, diye düşündü Elif, kalbi öyle çarptı ki çevreyi duymadı. Herkes dağılmışken arabaya sokulmaya çalıştı, koşturmaca içinde sürücü koltuğuna atladı…
Ama anahtar kontakta yoktu.
İşte buradaymışsın, seni arıyorduk, dedi adam camdan. Elif irkildi.
Tamam, herkes burada, devam edelim, dedi adam bakımadan, gülerek direksiyona oturdu. Hadi hayatım, sen az dinlen. Ve tekrar yola koyuldular.
Bir saat sonra havalimanı çıkıverdi karşılarına cam, beton ve insan akını. Aracı otoparka çekip, birlikte binanın içine girdiler.
Elifin içi bütünüyle tedirgindi, tanımadığı bu insanlara kendini kaçırtacak değildi. Sonuna kadar direnecekti!
Yavaşça grupla arasına mesafe koydu, fırsatını bulunca bir anda fırladı:
Bu bir kaçırma! Yardım edin! diye bağırdı, güvenliğe koştu.
Güvenlik jet hızıyla müdahele etti. Elif hemen yere yatırılıp, elleri kelepçelendi. Çevresini silahlı, telsizli adamlar sardı.
Bir dakika! Anlatabilirim! dedi yanındaki adam.
Yılbaşı şakası bu! Şaka! Silah yok! Kaçırma falan yok!
Elif sesi bir dalga gibi uzaktan duyuyordu. O anda, bir reklam panosunun arkasından kendi kız arkadaşlarını gördü. Hepsi gülüyor, hem şaşkın hem mutluydu.
Anne! dedi çocuklar, bir kadına koştu. Diğer kızlar da güvenliklere açıklama yaptı, gülüyor, kaçırtan Elif adına özür diliyorlardı.
Elifi ayağa kaldırdılar, kelepçeyi açtılar. Dünya dönmeyi bıraktı. Saçı başı dağılmış, kalbi deli gibi atıyor, sonunda anladı: Onu kimse kaçırmamıştı.
Onu… şaka yapmışlardı!
Adrenalin çekilip, kulakları normale dönünce, Elif konuşmaları duydu. Herkes anlatıyor, gülüyor, kendini savunuyordu.
Yıllardır arkadaşları Elifi iyi bir adam ile tanıştırmak istermiş. O adam da Elife yıllardır hayran, ama Elifin karakterini bildiğinden harekete geçmemiş. Çünkü Elif böyle işlere tek cevap verirmiş:
Sağ olun, gerek yok. Ben memnunum.
Arkadaşlar bunu bildiği için direk teklif etmek yerine, bizzat içini büyülü bir aile atmosferine sokmaya karar vermişler. Al bak dediler, Aile sabahı, kahve, çocuklar hazır, adam sakin ve güleryüzlü. Hem de çok yakışıklı…
Düşünmeni istemedik, dediler. Sadece hisset.
Elif sinirlenemedi. Kadın mantığı direktliğe karşı, ama sonuçlara şefkatli.
Evet, yöntem acayipti. Kalbi neredeyse duracaktı. Ama deney pürüzsüz; bazen bir sabah, üç çocuk ve bir fincan kahve her şeyi çözer.
O anda, aşk romanının kahramanı ona baktı hafif muzip, Şrekteki kedi gibi dürüst ama oyuncu. Çocuklar, meğer onun yeğenleriymiş.
Aman, geç kalıyorsunuz! diye bağırdı kızlar. Uçak kaçacak! Çabuk check-in yapın!
Yine mi kaçırma? Geçti aklından Elifin. Nereye götürecekler? Akdenize mi, denize balıklarla yüzmeye, mango yemeye mi?
Adam ona elini uzattı.
Tanışalım mı? Ben Bora. Bir kere daha kaçırmama izin ver, dedi gözleriyle gülümseyerek.
Elif, arkadaşlarına baktı. Hepsi endişeli, beklenti doluydu. Sonra valizlere göz gezdirdi. Adamın ela gözlerine takıldı bakışı.
İçinden bir ses: Kabul etmemek için sebep ne?
Gidelim! dedi Elif. Gülümsedi, bu kaçırılmanın en keyifli macera olduğunu fark ediyordu.
Ve ardından, neredeyse fısıldayarak, Ama çocuklar evde kalsın lütfen dedi.
Kızlar güldü, adam iyice gülümsedi, havalimanı, kalabalık ve gürültü bir anda komik, sıcacık, yeni bir başlangıca dönüştü.
Bazen hayat bizi kaçırmaz.
Sadece birdenbire, ait olduğumuz yere ışınlar.




