Bir evsize sıcak yemek verdim, ertesi gün ise polis kapıma dayandı: “Birini zehirlediniz, sizi gözal…

Küçük ve samimi bir kafede aşçı olarak çalışıyorum. Akşam vardiyam bitip, barın üzerindeki ışığı kapatırken, camdan yolu izlerken kaldırım kenarında oturan bir adamı fark ediyorum.

Adam yol kenarında oturmuş, soğuktan titriyor. Yanında, başını adamın dizlerine koymuş kocaman bir sokak köpeği de var. İkisi de aynı şekilde yorgun, aç ve yapayalnız, çaresiz görünüyorlar.

İçim acıyor, kalbim sıkışıyor. Birden aklıma geliyor; mutfakta kalan sıcak çorbadan bir porsiyon ayırmıştım. Onu atmak istemem. Hemen çorbayı ısıtıyorum, köpek için de biraz etli pilav buluyorum. Her şeyi ayrı kaplara koyup cesaretimi toplayarak dışarı çıkıyorum.

Çorbayı uzatınca adam başını kaldırıyor. Gözlerinde hem tarifsiz bir yorgunluk hem de derin bir minnettarlık var.

Defalarca Allah razı olsun, günlerdir yemek yememiştim diyor. Köpek de hafifçe kuyruğunu sallıyor, sanki teşekkür ediyor. Adam çorbasını yavaşça, büyük bir özenle içiyor. Tabağı birden elinden alacaklar diye korkuyor gibi; her kaşıktan sonra şükredercesine soluklanıyor. O yavaş yavaş yerken içimde sıcak bir huzur hissediyorum.

O gece eve garip bir rahatlıkla dönüyorum. Bazen böyle küçük bir iyilik, tüm günün anlam kazanmasına yeter de artar.

Ama ertesi sabah kapım çalınıyor.

Ben bir evsize sıcak yemek verdim, ertesi gün ise polisler kapıma dayandı: “Birini zehirlediniz, sizi gözaltına almak zorundayız.”

Kapıyı açınca, karşımda iki polis memuru duruyor.

Bir vatandaşı zehirleyip sağlığına kastetmekten suçlanıyorsunuz. Bizimle gelmeniz gerekiyor, diyor biri, kimliğini göstererek.

Nefesim daralıyor.

Zehirleme mi? Kimi? diyorum kekeleyerek. Sadece… bir adama çorba vermiştim, hepsi bu!

Kimse beni dinlemiyor. Güvenlik kameraları kayıtlarda beni yemek verirken net gösteriyor. Polis de ekliyor: O gün sadece benden yemek aldığını, sonrasında da fenalaştığını söylüyor.

Kısa süre sonra duyuyorum ki gece o adam hastaneye ağır zehirlenme şüphesiyle kaldırılmış. Bilincini kaybetmiş, hayatı tehlikedeymiş.

Böylece karakolda buluyorum kendimi. Birkaç gün korkudan elim ayağım titreyerek bekliyorum. Acaba çorba bozuk muydu? Belki de önceden bir şey yiyip zehirlendi? Ama eminim, verdiğim çorba taptazeydi.

Ancak birkaç gün sonra gerçek ortaya çıkınca tüm ülke sarsılıyor: Olayı araştıranlar, bunun sıradan bir zehirlenme olmadığını fark ediyor Devamı ilk yorumda

Ben bir evsize sıcak yemek verdim, ertesi gün ise polisler kapımdalardı: “Birini zehirlediniz, gözaltına almak zorundayız.”

Meğer aynı gece bölgede gezici bir yardım aracı, evsizlere yemek dağıtmış. Dağıtılan yemek kapları benimkilerle neredeyse birebir aynıymış. Ama o yemekler birileri tarafından kasten zehirlenmiş!

Kısa süre sonrası ortaya çıkıyor ki, o gece ve sabaha kadar ilçedeki pek çok evsiz zehirleniyor. Hastaneler ardı ardına aynı şikayetlerle insan kabul ediyor.

İnsanlıktan nasibini almamış birileri “sokakları temizliyorum” adı altında, yemek vererek evsizleri zehirlemeye kalkmış. Kimsenin ruhu bile duymuyor.

Benim kafemin önündeki adam ise ilk başta benim verdiğim gerçek çorbayı yiyor, ama sonra yardım aracından aldığı, zehirli yemekten yedikten sonra fenalaşıyor.

Polisler kısa sürede hatalarını anlıyor ve özür dileyerek beni bırakıyor. Ama içimdeki huzursuzluk dinmiyor.

Çünkü, buralarda bir yerlerde, hiç düşünmeden aç ve savunmasız insanları öldürecek kadar vicdansız biri dolaşıyor ve kim olduğunu kimse bilmiyor.

Rate article
Lifequest
Bir evsize sıcak yemek verdim, ertesi gün ise polis kapıma dayandı: “Birini zehirlediniz, sizi gözal…