İgor, bagaj kapağı açıldı! Durdur arabayı, eşyalarımız yola dökülüyor, – diye feryat etti Marina, am…

Tolga, bagaj! Bagaj açıldı, arabayı durdur! dedi Ceylan bağırarak ama içten içe zaten her şeyin bittiğini anlamıştı. Eşyalar yolun ortasında bagajdan dökülmüş, arkadan gelen araçlar da muhtemelen onları fark etmemişti.

İki aydır biriktirdikleri hediyeler, ikramlıklar, kutlamalar için aldıkları nevaleler… Havyar, somon, pastırma ve başka yalnızca özel günlerde kendilerine yakıştırdıkları nice şeyler! Bagajda hepsi özenle, üstte duruyordu, ezilmelerini istememişlerdi. Yığınla eşya almışlardı çünkü tüm bayram boyunca Tolganın babaannesinin köyüne gideceklerdi.

Yolda ise trafik tıkanıktı, birçok kişi şehir dışına çıkmak istiyordu. Arabalar sıkışık, peşpeşe ve çok da hızlı gitmiyorlar. Ama aniden durmak mümkün değil, ne düştüyse düştü, hepsi gitti muhtemelen!

Arka koltuktaki çocuklar, annelerini üzgün görünce tedirgin oldu, hatta gözleri doldu. Ceylan, çocuklarını teselli etmeye çalıştı, Tolga da arabayı yavaşlatıp kenara çekti ve nihayet durabildiler. İçlerinde yine de bir umut vardı, belki eşyalar yol kenarına savrulmuştur diye. Kenardan geri yürüdüler ama sonuç umutsuzdu. Aramak nafile, zaman kaybıydı.

Boşver, büyütme! Yoksa yok, yine alırız başka şeyler. Hatta almasak da olur. dedi Tolga, Ceylanın moralsizliğini görünce. Bunlar gelip geçici şeyler, hadi araca binin. Bak nasıl tipi başladı, hava karardı, yollar kar buz…

Ama eve kadar olan yolda Ceylan hiç konuşmadı. Ne düşünecek şimdi, Tolgayı suçlasa da, bagajı iyi kapatamadı diye… Arabaları eskiydi, kilit de artık tutmuyordu, açılmış işte. Ceylan bir yandan olanları unutmaya çalıştı, bir yandan gözyaşlarına engel olamadı. Çok emek vererek biriktirdiğiyle aldığı şeyler gitmişti, kolay mı buna üzülmemek… Hayatta hep böyle, bir türlü şansı dönmüyor gibiydi. Elbet daha kötü şeyler de olabilirdi, yine de insan üzülüyor işte. Bir de aklına Tolganın babaanesi için aldığı yumuşacık, sıcacık, çok güzel battaniye bagajdaydı geldi, iyice üzüldü.

Köye gece yarısını geçtikten sonra vardılar. Babaannesi Şaziyenin beklemediğini, çoktan uykuya daldığını düşündüler. Halbuki kapının üstündeki fener aydınlık yanıyordu, evden ise Şaziye nineyle komşusu Zehra fırladı.

Hoş geldiniz kuzularım, Allaha şükür! diye sarıldı Şaziye nine hepsine. Ceylancığım, Tolgacığım, Allah razı olsun, çok korktuk! Neredesiniz oğlum, İhsanla İpek nerede? Ha işte buradalar, canlarım, Allaha şükür hepiniz sağ salim geldiniz!

Babaanne, iyiyiz işte, bu kadar büyütülecek bir şey yok dedi Tolga ve babaannesini sarıldı, hadi içeri girelim, fırtına bastırdı, sen de ceketle dışardasın, üşüme! Neden böyle telaşlandınız birden?

Şaziye nine elini salladı. Kızım bütün akşamı Zehrayla size dua etmekle geçirdik, Allah kabul etsin! Sakın inanmazlık etme! Ben bugün bir rüya gördüm Tolga, hem de gerçek gibi. Öğle sonrası biraz uyumuştum, az kalsın kalbim duracak sandım. Rüyamda arabanız birden yoldan çıkıyor, fena bir şey oluyor! Ter içinde uyandım, bütün gün içim sıkıldı. Az sonra Zehra geldi, Sizinkiler yok mu hâlâ? dedi. Onun oğlu da ailesiyle erkenden gelmiş.

Ağzımı bıçak açmıyor, rüyamı güç bela anlattım Zehraya.

Zehra hemen atıldı: İş kötü, dedi, dua etmek lazım, belki yetişiriz! O yüzden bütün akşam Allaha yakardık, ellerimizi açtık. Hatta bir ara türbeye gitsek mi bile dedik. Allah size yardım etti bak, buradasınız işte. Sizi neyle kurtarabildikse artık, yeter ki sağ salim geldiniz!

Haklısın babaanne, dedi Ceylan ile Tolga, Eğer bizim getirdiklerimiz birilerinin eline geçtiyse, sevinsinler. Demek ki onların daha çok ihtiyacı varmış.

Yeni yılı kalabalık aileyle, bereketli bir sofrada karşıladılar. Bahçeden toplanmış patates, turşu domatesler, salatalıklar… Hamsi pilaki ve fırında ördek… Doyasıya muhabbet, kahkaha. Tabii bir de Şaziye ninenin efsanevi börekleri! İhsan ile İpek bütün akşam fırının başında taptaze börekleri yiyip durdu, başka bir şey istemediler bile! Gündüz de köyde çocuklarla kızak kaydılar. Gözleri uykuya direnirken sabırsızca 12yi beklediler, çünkü Noel Baba gelip çam ağacının altına hediye bırakacak

Şaziye nine güldü, hepsine sarıldı, kendi torunlarına da Zehranınkilerine de… İşte mutluluk buydu, hep birlikte olmak!

Köyün ücra bir köşesinde, terk edilmiş üç evlik mahallenin birinde ise yemek sofrası etrafında iki yaşlı kardeş, Nesrin ve Şükran, bir de komşuları Yakup dede oturuyordu. Hayatları kıt kanaat geçiyordu. Yazın biraz sebze ekip biçerlerdi, kış gelince soğukta, tek başlarına zorluk çekerlerdi.

Ama yaşlılar yalnız olmadıkları için yine de güçlülerdi. Yakup dede çam dalları ile küçük bir çam ağacı getirmiş, sofra hazırlamışlardı. Yemekleri çok sadeydi ama yetecek kadardı. Öğlenleyin Yakup dede ormandan çalı çırpı toplamaya gitti. Çalıları topladı, kızakla çekerken yol kenarında bir şey gördü.

Yaklaştı, çekti baktı, bir çanta. Açtı ve içinde neler yoktu ki: kırmızı havyar, balık, et… En altta ise bembeyaz, yumuşacık, sıcacık bir battaniye. Etrafa bakındı, kimsecikler yoktu. Çantayı kızakla eve taşıdı. Battaniyeyi yere serdi, sobayı yaktı. Nesrinle Şükran hemen sofrayı kurdular.

Uzun zaman sonra böyle güzel şeyler yiyeceğim aklıma gelmezdi, dedi Şükran.

Ben de bu kadarına şans diyemezdim, diye karşılık verdi Nesrin.

Demek ki Allah bize nasip etti, dedi Yakup dede. Belki bu ödül bize gönderildi. Biraz daha yaşar, Allahın işlerindeki hikmeti görür, biz de seviniriz.

Kayıp eşyaya üzülmemeli. Belki Allah böylece bir felaketten kurtulmamız için bir yol açtı. Asıl sevinilecek şey, değerli olanı, canı, sevdiklerini koruyabildiğini hatırlayıp şükretmektir.

Rate article
Lifequest
İgor, bagaj kapağı açıldı! Durdur arabayı, eşyalarımız yola dökülüyor, – diye feryat etti Marina, am…