Trafik kazasından sonra hastanede yatıyordum; kayınvalidem, ziyaretime küçük oğlumu getirdi. Oğlum yanıma yaklaşıp bana bir kutu portakal suyu uzattı, sonra gözlerini yere indirip fısıldadı: Babaannem bunu içmeni söyledi ama başka bir şey söylemememi de tembihledi.
Kazadan sonra, suçlu kaçıp gitmişti, ben ağır yaralı halde hastaneye kaldırıldım. Doktorlar kısa ve temkinli konuşuyordu; kocam köşede bekliyor, duvara yaslanmış, neredeyse görünmez oluyordu. Kayınvalidem ise her şeyi eline almıştıevraklar, ziyaretçiler, doktorlarla konuşmalar. Gücüm yoktu, karşı çıkacak hâlim de
O gün odanın kapısı yavaşça açıldı. Kayınvalidem önce girdi, elinden tuttuğu oğlum da arkasındaydı. Oğlum yaşına göre fazlasıyla durgundu; biliyor gibiydi, burada sessiz olmak, soru sormamak gerekirdi.
Kayınvalidem onu yatağın kenarına bıraktı, bana gergin bir tebessümle çocuk rahatlasın diye geldiklerini, fazla kalmayacaklarını söyledi. Sonra pencere kenarına çekildisanki bize zaman tanıyormuş gibi.
Oğlum yatağa çıktı, yanıma oturdu, biraz utangaçça kutuyu bana uzattı. Şişeyi istemsizce aldım elimle, parmaklarımın titrediğini fark ettim.
Başını yaklaştırıp, ağzını elinin tersiyle kapatarak neredeyse duyulamayacak bir fısıltıyla şunları söyledi:
“Babaannem, eğer içersen daha güzel bir annem olur dedi ama başka bir şey anlatmamı istemedi.
Donup kaldım. Şişe hastaneden değildi, fazla soğuk ve rengi fazla parlaktı. Bir anda oda boğucu bir hâl aldı, kapının yanında kocamın yüzündeki gölgeyi hissettim. Kayınvalidem hâlâ pencereye bakıyordu ama dikkatinin tamamen bizde olduğunu biliyordum.
Şişeyi usulca yana koydum, içiyormuş gibi yapıp portakal suyunu battaniyenin üzerine döktüm. O gece kararımı verdim: Bu suyun içinde ne var, kayınvalidem neden oğlumu kullanarak bunu bana içirmek istedi, mutlaka öğrenmeliydim. Hakikati öğrendiğimde ise dehşete kapıldım.
Kayınvalidem ve oğlum çıkınca uzun süre turuncu renkli sıvıya baktım. Yaralarım, dikişlerim tazeydi, kan kaybım vardı. Doktorlar, kontrolleri dışında hiçbir ilaç ya da takviye almamam gerektiğini defalarca söylemişti.
Ertesi sabah, hiçbir olay çıkarmadan, sadece içimde bir şüpheyle nöbetçi doktordan portakal suyunu kontrol etmesini rica ettim.
Sonuçlar akşama doğru geldi.
Kutuda, kanı incelten ve kanamayı artıran, normalde zararsız ama ameliyat geçirmiş, henüz iyileşmemiş biri için çok tehlikeli olabilecek ilaçlar vardı.
Bu, benim için ne anlama geliyordu? İç kanama, bir anda fenalaşma ve beklenmedik komplikasyonlar.
Doktor uzun süre sessiz kaldı, sonra içe kapanık bir sesle suyu kimin getirdiğini sordu. Doğruyu söyledim.
Dosyayı kapatırken Eğer yarısını bile içseydiniz, geceyi çıkaramayabilirdiniz dedi yavaşça.
O an taşlar yerine oturdu. Kayınvalidem, durumumu biliyordu; doktorlarla konuştu, bütün uyarıları dinledi, ihtimam gösterir gibi davrandı. Dikişlerimi, yasaklarımı, her şeyi biliyordu.
Ve yine de oğlumu bana getirdi, şişeyi ona verdi, susmasını tembihledi.
Kocam akşam geldiğinde ona raporu gösterdim. Uzun süre rapora, sonra bana baktı; sanki hiç tanımamış gibi.
“Sadece güç toplasın diye olduğunu söylemişti” dedi, sesi titreyerek.
Hiçbir şey demedim.
Çünkü artık biliyordum; hastaneden taburcu olduğumda oradan sadece yaralı biri olarak çıkmayacağım. Artık kimseye kendime bu kadar yaklaşma izni vermeyecek kadar güçlü olacağımAma hayatta kalan biri olarak çıkacağımkendini ve en sevdiklerini korumayı öğrenmiş, sezgilerinin sesini duymaktan korkmayan biri olarak.
O gece hastane penceresinden şehrin ışıklarına bakarken bir karar verdim: Yeni bir hayat kuracağım, oğlumla aramda kimsenin sızmasına izin vermeyeceğim. Artık her şeyden önce ona ve kendime borçluydum bunu.
Sabah, uyanır uyanmaz oğluma sarıldım; o da başını göğsüme yasladı, Artık eve gideceğiz, değil mi anne? diye sordu. Korkusu hafiflesin diye gülümsedim: Evet, dedim, ama bu defa başka bir eve. Her şey yeniden başlayacak.
Çünkü bazen kurtuluş, bir kutu portakal suyunun içindeki karanlıkta değil; onu içmeyip, geçmişin zincirlerinden kurtulup yürümeye karar vermekte saklıdır. Ben de tam olarak bunu yapmaya hazırdım.




