O gün kocam her zamankinden erken eve geldi, koltuğa oturup çocuk gibi ağlamaya başladı. Sebebini öğrenince adeta donakaldım.

Biliyor musun, Baranla ilk tanıştığımızda ikimiz de yirmi yedi yaşındaydık. O zamanlar Baran zaten üniversiteyi yüksek onurla bitirmişti, tez savunmasına hazırlanıyordu. Eğitim konusunda hep başarılıydı. Ayrıca, daha o vakitlerde çalışıp para biriktirmiş, iki odalı bir daireyle bir de kapalı otopark almıştı. Mezun olur olmaz da araba alacaktı, öyle planlıyordu. Bir yıl sonra evlendik. Bir buçuk yıl sonra ise kızımız dünyaya geldi. Biz otuz yaşımıza girdiğimizde minik yavrumuz şimdiden iki aylıktı.
Baranın doğum günü yaklaşıyordu, ben de ona “Gelin, doğum gününü ailesiyle birlikte güzel bir restoranda kutlayalım,” dedim. Ama o hiç istemedi, “Ben bu doğum günümü sadece siz ikinizle, hanımlarım ile geçirmek istiyorum,” dedi.
Biz de öyle yaptık, sade ama keyifli bir gün geçirdik. Ertesi gün Baran işten çıkıp ailesine uğradı. Ama çok geçmeden eve geri döndü. Geldi, koltuğa oturdu ve gözlerinden yaşlar boşandı. Ne diyeceğimi şaşırdım. Koca adam, evin direği Baran, gözlerimin önünde çocuk gibi ağlıyordu. Yanına gidip saçını okşadım, teselli etmeye başladım.
O anda Baran içini dökmeye başladı. Meğer küçüklüğünde, en küçücük hatalarında bile fiziksel cezaya maruz kalıyormuş: Top oynadı diye, üstünü kirletti diye, defterine mürekkep damlattı diye… Hem babası, hem annesi tarafından.
Büyüyünce dövmeyi bıraktılar ama kesinlikle güzel bir söz duymadım onlardan, dedi. Meslek lisesini dereceyle bitirdim.
Eee, ne olmuş? Sadece lise. Okuyacaksın tabii, üniversiteye git! diyip geçiştirmişler. Baran da aslında çok istemese bile üniversite okuyup bitirmiş.
Sonrasında ev almış.
Sadece elli metrekare! diye burun kıvırmışlar. Halbuki kendileri otuz metrekarelik evde yıllarını geçirmiş. Baran evlendiğinde de; Bu kız çok narin, çok zayıf. Bu mu doğuracak? demişler.
Kızımız doğduğunda ise, Kim bilir kimin çocuğu, hiç bize benzemiyor! lafı etmiş ikisi birden. Sonra bir de, evlilik yıldönümlerini kutlamak için yemek daveti vermedi diye Barana kızıp trip atmışlar:
Nankör evlat! diyip kestirip atmışlar.
Ve Baran dönüp bana sordu:
Ben kötü biri miyim ki beni sevmiyorlar? diye haykırdı adeta. Ona sarıldım ve Sevgiyi göstermekten aciz insanlar var, sevgilim. Sen öyle bir aileye denk geldin. Ama şimdi bizim güzel bir ailemiz var, seni çok seviyorum, hem ben hem kızımız. Dünyanın en iyisi sensin.
Sonra ona, Sen fark etmiyor musun, her işten eve döndüğünde kızımız ne kadar mutlu oluyor, gözleri nasıl parlıyor? dedim. O an Baran, kızımızın babasını her gördüğünde parlayan gözleri aklına getirdi, rahatladı, yüzünde bir tebessüm belirdi. Ve gün sonunda Baran da gülümsedi…

Rate article
Lifequest
O gün kocam her zamankinden erken eve geldi, koltuğa oturup çocuk gibi ağlamaya başladı. Sebebini öğrenince adeta donakaldım.