Başkasının Mutluluğu
Zehra, bahçesinin köşesinde, erkenden gelen bu mart ayı sonunda ellerini toprağa vuruyordu; kış bu yıl çabuk bitmiş, karlar çoktan erimişti. Soğuklar döner elbet, biliyordu, ama güneş öyle hoş ısıtıyordu ki, kadın kendini dışarı atıp, yıkılmaya yüz tutan bahçe çitini doğrultmak, eski odunluğa el atmak istedi. Kafasında ise bambaşka planlar vardı: birkaç tavuk, incik boncuk bir kuzu, şirin bir köpek yavrusu, ufacık bir kedi Yeter, gezecek tozacak çağımı geçtim, diye içinden gülümsedi Zehra, Hepsi yeter bana.
Baharı solumak, kışın ardından kızgın toprağa basmak, tıpkı çocukluğundaki gibi çıplak ayakla, yeni sürülmüş bahçede koşmak, o yumuşacık kara toprağa bileklerine kadar gömülmek. Daha yaşayacağız, diye birine seslenir gibi mırıldandı Zehra.
O sırada, kapı aralığından bir ses geldi: Merhaba!
Ani bir irkilmeyle döndü Zehra. Kapıda genç bir kız duruyordu, gencecik, hem çocuksu hem yoksul. Üzerinde gri bir mont, incecik naylon çorap ve ucuz, naylon tabanlı siyah ayakkabılar; Zehra, kızın halini hemen çözüverdi: Daha havalar ısınmamışken, üşütür ayağını; yazık, gençlik böyle işte, ayakkabının tabanı da karton gibi, diye iç geçirdi. Kızcağız, utangaçça ayaklarını sürterek bekliyordu.
Merhaba, dedi Zehra, sesi soğuk.
Ablacım, tuvaleti kullanabilir miyim? dedi fısıltıyla kız.
Tuhaf, nesin sen? diye mırıldandı Zehra, sonra tamam anlamında başını salladı. Git, düz yürü, köşede…
Kız koşarak arka tarafa gitti, Zehra ise onu ilgiyle süzdü. Sonra, kız döner dönmez mahcup bir teşekkürle, Siz olmasanız mahvolurdum. Ben ev arıyorum da… Odanızı kiralar mısınız acaba?
Düşünmedim hiç, neden? Zehranın sesi daha ciddi.
Yurtta kalmak istemiyorum. Herkes içiyor, sigara dumanı, gelen giden eksik olmuyor dedi kız. Beş liram var sadece.
Yürü bakayım içeri, hadi…
Ablacım, bir daha gitsem tuvalete? dedi tekrar.
Git bakalım
İçeri girerken, Adın ne? diye sordu Zehra.
Aysun, dedi kız bir fare cılızlığıyla.
Aysun, güzel, anlat bakalım derdin ne? Zehra, yüzünü yamultmadan kıza baktı.
Ben oda bakıyorum, abla
Yalan söyleme bana, Aysun. Doğruyu söyle, kim gönderdi seni?
Kimse. Ben kendim geldim Siz… Sizin adınız Zehra Yıldırım mı?
Benim Evet.
Ama… Tanımadınız mı beni? Anne, ben Aysunum Senin kızın!
Zehra olduğu yerde kalakaldı, yüzündeki kırışıklıklar arasında bir tek kas oynatmadı.
Aysun diye çıkıverdi dudaklarından; kızım Aysunum
Evet anneciğim, benim! Yuvada senin adresini vermiyorlardı annem, inanmıyorsun, yanlış dediler, yasak dediler! Ama ben öğretmenimizi ikna ettim, Asuman Hanım, o iyi biriydi, bana yardım etti Sorduk soruşturduk, ismini soyadını bulduk; adresi de kendimiz öğrendik ve, işte, geldim annem!
Zehra, put gibi duruyordu. Yüzünden iki damla yaş ağır ağır süzüldü.
Aysun, Aysunum canım kızım
Anneciğim! diyerek Aysun sarıldı Zehraya, Seni çok aradım annem! Mektuplar yazdım, bana inanmıyorlardı; senin beni bıraktığını, bir eşya gibi verdiğini söylediler. Ama ben sana inandım anne, yemin ederim inandım
Zehra, utangaç bir sarılmayla kızını kucakladı. Nasır tutmuş elleri, Aysunun bolca örülmüş yün kazağına sımsıkı tutundu. Sessiz bir köşede saatler geçti, konuşmaya gerek yoktu; nefesiyle, elleriyle, gözyaşıyla konuştu kadın.
Sonrasında ise, çocukluğunu hatırlayıp, annesinin öğütlerini anımsayarak, telaşla bir çay koydu, kekik suyunu kaynattı, Aysunun üşüyen dizlerine sıcak havlu bastı, kızını pamuklara sardı.
Aysun, Zehranın hayatı oldu. Artık bir sebebi vardı yaşamak için, Allah fırsat verdi, yapacak işleri vardı. Bahçe, kuzucuk, Aysuna yeni bir palto Ne var ki, birikmiş biraz parası. Kendi gitmeye niyetlenirken, kızına hayat gelmişti
***
“Anne”
“Efendim, kuzum?”
“Annecim…”
“Ne var, fıstığım?”
Aysun, masadan annesinin yeni yaptığı poğaçadan aldı. Yüzü tombullaştı, Zehra kızını yeni baştan giydirdi, neredeyse kendisi de gençleşti.
“Anneciğimmm”
“Söyle bakalım, sevimli şey”
“Ben aşık oldum, anne.”
“Ne!”
“Vallahi! O kadar iyi biri ki Adı Mert. Annem, seninle tanışmak istiyor.”
“Ben bilemedim”
Ama Zehra’nın içi burkuldu; biliyordu ki, bu günler, bu huzur, bitecek. Allah verdi, Allah alacak.
“Anne, ne olur öyle bakma”
“Bir şey yok, yavrum, bir şey yok Ne çabuk büyüdün be kızım. Tadını bile alamadım, hakkını veremedim Affet beni Aysunum”
“Anne, bak bana Nasıl böyle düşünürsün? Sen benim en kıymetlimsin. Biz Mertle birlikte sana torunlar getireceğiz. Sen de seveceksin hepsini, canım annem. Beni nasıl aradığımı biliyor musun sen? Seni sevmek benim için nefes almak gibi”
Mertle tanışma harika geçti. Mert düzgün bir Anadolu delikanlısıydı; eli iş tutar, lafı usul usul söyler. Zehra, Kızımı ona emanet edebilirim, dedi içinden.
O yıllar fakirlikti; kimi açtı, kimi köpeğine lahmacun yedirirdi. Zehra dikiş işinde iyiydi, atölyesi kapandıktan sonra bir arkadaşının kooperatifine katıldı; orada iyi para kazandı, kızını da, damadını da güzelce giydirdi.
Mert’e de boş durmak haramdı; yeni çit yaptı, evin alt katını onardı, ahırı düzeltti, evleri cıvıl cıvıl oldu. Aysun eve döndüğünde Zehranın içi sevgiyle doldu taştı, ömründe belki ilk defa, gerçek bir mutlulukla yaşamaya başladı.
Zehra geceleri bazen geçmişinin karanlığına dalıyordu; ama Aysunun varlığı her sıkıntıda yüreğini ısıttı.
“Anne, canım annem, iyi misin?”
“İyiyim, yavrum, uyu sen”
“Anne, yanıma gelir misin?”
“Olur,” diyerek karyolanın köşesine sıkışıp Aysun’u da yanına aldı. “Küçüğüm, kızım, yüreğim seni çok seviyor. Buymuş işte anne sevgisi Şükürler olsun Allahım, bana yaşattın bunu”
Sonra düğün yapıldı, gençler Zehrayla oturdu; Zehra bahar gibi açıldı. Eski atölye arkadaşları bile onun o buz gibi duruşunun eridiğini, yüzüne kan geldiğini fark etti.
“Torun olacak,” diye fısıldadı molada arkadaşlarına Zehra, “Çok heyecanlıyım.”
“Hep şanslısın, Zehra Ablacım, kızını çok seviyorlar.”
Bir oğulları oldu, adı Emir! Zehra, “Annemin adıydı,” dedi sevinçle, “güzel kadın, yüreği kocaman kadın Biricik, pırlanta torunum Emir!”
Oğlunu kucağına aldığında dünyadaki tüm umutları yüreğinde toplandı; bakınca İşte gerçek mutluluk! diyordu.
Düşünceleri sadece Emir’deydi; o en güzel, en akıllı, Zehra’nın pamuk torunu! Mert büyük bir inşaat başlattı, üç odalı bir ev yaptı, içinde Zehra için de bir oda hazırdı; gençler annelerinden ayrılamazdı zaten.
Mert ve abisi müteahhit oldu, küçük bir nalbur dükkanı açtılar; hayat kendi halinde ilerledi
Sonra yine güzel haber, bir de kızları olacaktı. Zehra, torunu Elif için bin bir çeşit elbise dikti, minik evin cıvıltısı hiç susmadı.
Fakat Zehranın göğsünde bir yanma başladı, gittikçe arttı.
“Anne, ne olur anlat. Neresi yanıyor anne?”
“İyiyim, yavru kuşum, iyiyim”
***
“Geç kaldık… Artık her şeye gücümüz yetmiyor.”
“Doktor, nasıl olur? O… benim annem”
“Başınız sağ olsun, üzgünüm.”
***
“Aysunum zamanı geldi. Hakkını helal et, fazla yaşadım zaten. Onlar beni çoktan silip unutmuştu; sen geldin, can verdin bana, canım kızım”
“Anne, böyle konuşma”
“Duy beni yavrum Zor… ama şey Ben senin gerçek annen değilim Aysun, özür dilerim”
“Anne! Asla böyle deme, hiçbir zaman! Sen bensin, duydun mu, annemsin benim Kimseyi duymak istemiyorum!”
“Evet Aysunum Defterim var yatağın ucunda, bakarsın, günlüğüm işte Hakkını helal et, seni çok seviyorum yavrum”
“Ben de seni anne Annem Annem”
***
“Aysun, bir şeyler ye lütfen”
“Tamam Mert sen git biraz”
Aysun annesinin odasında, Zehranın defterini okuyordu. O hayat, annesinin acı, eksik, kimi zaman neşeli yılları Zehranın annesi, babası savaşta şehit olmuş, Zehra gençken delicesine âşık olmuş bir adama, suça bulanmış, kaçmış, çok şey kaybetmişti. Yanında bir çocuk, bir dost, bir umudu bile olmadan yalnız yaşlanmış; çocuk sahibi olamayacağını öğrendiğinde, Allahtan onu affetmesini istemişti.
Ve sonunda, ona bir kız verilmiş; Zehra o kıza, Aysuna, gerçek anne olamamaktan korkmuştu. Ama zamanla korkuları geçmiş, sıradan bir insan gibi yaşamayı öğrenmişti: Affet beni Aysunum, affet, seni öz annenden çaldım. Bu işte, başkasının, çalıntı bir mutluluk
“Annem…” diye hıçkırdı Aysun, “Canım annem! İnşallah beni duyuyorsundur. Biliyordum, hemen anlamıştım. Gerçek annenin adı farklıydı, buldum onu ama o beni istemedi, evlenmişti, rahatsız ettiğimi söyledi Para vermek istedi, yanına çağırmadı. Ondan kaçtım. Hatırlıyor musun, o zaman çok hastalandım Yüksek ateş, sayıklamalar Ama Allaha şükrediyorum ki sana geldim. Sen benim annemsin. O yanlışlık bile olsa, ya da hata değilse bile, orada bir yerde bizi birleştirene şükrediyorum. Şimdi sensiz ne yapacağım anne”
“Aysunum”
“Mert, bırak ağlasın annesini kaybetti”
***
“Babaannem, Zehra nine iyi biriydi değil mi?”
“Çok iyiydi, meleğim.”
“En güzeli miydi?”
“En güzeli, Elifim.”
“Kim koymuş adını ona?”
“Bilmem, dedesi ya da ninesi herhalde.”
“Sen de benim adımı, babaannemin annesi gibi mi koydun?”
“Evet. Hem ben, hem de baban çok sevdik adını.”
“Peki, beni görür mü?”
“Elbette görür, izler ve hep yardım eder sana.”
“Ben de seni seviyorum Zehra ninem,” dedi küçük kız, karahindibadan yaptığı taçla mezara koyarken.
“Ben de seni seviyorum,” diye dallar fısıldadı, “biz de,” diye rüzgâr ona katıldıBir rüzgar esti o anda, avludan mezarlığa doğru, karahindiba tanelerini havada uçurdu. Elif başını kaldırıp gülümsedi; havadaki uçuşan tohumları gösterdi babasına.
Bak baba, nine güldü sanki!
Mert sessizce kızının elini tuttu, gözlerinden bir damla yaş süzülürken başını eğdi.
Aysun, Zehranın eski evinin önünde bir süre sessizce durdu. Evin bahçesinde, Zehranın diktiği mor menekşeler hâlâ açıyordu; tavuklar özgürce dolanıyor, çitler yerli yerindeydi. Aysun, annesinin emanetini yaşatmanın huzurunu hissetti. Avuçlarıyla toprağı okşayarak, Senin yolun, senin sevginle büyüteceğim hepsini diye içinden geçirdi.
Gökten süzülen ince bir yağmur başladı, toprak kokusu yayıldı. Emir ve Elif, çamurlu bahçede çıplak ayakla koştular tıpkı Zehranın çocukluğundaki gibi. Çocukların kahkahaları yankılandı, hayat yeniden filizlendi.
Ve Zehra, gökyüzünün ışığında, rüzgarın ve menekşelerin arasından gülümseyerek seslendi onlara, kimse duymadı; ama herkes yüreğinde hissetti:
Gerçek mutluluk, paylaşıldıkça çoğalır. Bir başkasının mutluluğu, sonunda benimkine döndü. Sevin, yeter ki, sevin
Bahçe, bir süredir hiç olmadığı kadar güzeldi; yeni filizler, yeni umutlar, kök salan sevgilerle dopdoluydu. Ve Zehranın adı, çocukların neşesinde, toprağın bereketinde, her akşam duasında yaşamaya devam etti hiç solmayacak bir sevgiyle.




