Kemal işten eve dönüyordu. Bildiğin sıradan bir kış akşamı Hava hafif puslu, etraf sanki biraz kasvetli. Tam şehrin göbeğinde, Beşiktaştaki küçük bir marketin önünden geçerken, bir köpek gördü. Sokak köpeği. Turuncuya çalan, kıvırcık tüylü, bakışlarında kaybolmuş bir çocuk masumiyeti var.
Burada ne yapıyorsun bakalım? diye söylendi Kemal, ama adımlarını yavaşlattı.
Köpek başını kaldırdı, baktı sadece. Hiçbir şey istemedi, öylece sessizce baktı.
“Muhtemelen sahibini bekliyor,” diye düşündü, yoluna devam etti.
Ama ertesi gün Aynı manzara. Üçüncü gün de değişmedi. Sanki köpek marketin önüne kazık çakmış. Kemal zamanla fark etti; insanlar gelip geçiyor, kimi bir parça simit atıyor, kimi biraz sucuk.
Neden burada bekliyorsun babacığım, dedi bir gün, eğilip köpeğin yanına. Sahibin nerede acaba?
O anda köpek ağır ağır ona yaklaştı, usulca ve başını Kemalin bacağına yasladı.
Kemal bir an durdu. En son ne zaman birini okşamıştı ki? Boşanmasından beri üç yıl geçmişti. Ev bomboştu; sadece iş, televizyon, buzdolabı.
Ah Zehirim benim diye fısıldadı, adının nereden geldiğini kendi de bilmeden.
Ertesi gün ona sucuk götürdü.
Bir hafta sonra, internetten ilan verdi: “Köpek bulundu. Sahibini arıyoruz.”
Kimse aramadı.
Bir ay geçti. Kemal yine geceden sabaha kadar çalışmış; mühendis, bazen şantiyede sabahladığı oluyordu. Eve dönerken market önünde bir kalabalık gördü.
Hayırdır, ne oldu burada? dedi komşusu Emine Hanım’a.
Ah yavrum, şu köpeği araba çarpmış! Hani aylardır burada oturuyordu ya
Kalbi yerinden kopacak gibi oldu.
Nerede şimdi?
Leventteki veteriner kliniğine götürdüler. Ama orada paraya boğuluyorlar Hem kime lazım sahipsiz hayvan?
Kemal cevap vermedi, koşmaya başladı.
Veterinerde, doktor başını salladı:
Kırıklar, iç kanama Tedavi epey masraflı olacak. Belki de kurtulmaz.
Lütfen tedavi edin, dedi Kemal net bir şekilde. Ne gerekiyorsa ödeyeceğim.
Onu taburcu ettiklerinde eve getirdi.
Üç yıldır ilk defa ev doldu.
Her şey değişti, tebessüm yüzünden eksik olmadı.
Kemal artık sabahları alarmla değil, Zehir burnunun ucuyla eline dokundukça uyanıyordu. Sanki diyor ki: “Hadi uyan artık patron!” Kemal de uyanıyordu, gülümseyerek.
Eskiden sabah kahveyle ve haberlerle başlardı. Şimdi ilk işleri parktaki yürüyüş.
Hadi bakalım, çıkalım mı parka kızım? dedikçe, Zehir kuyruğa fırtına gibi sallıyordu.
Veterinerde tüm evraklar hazırlandı. Pasaportu oldu, aşıları yapıldı. Artık resmen Kemalin köpeğiydi. Kemal evrakların hepsinin fotoğrafını çekiyordu, aman bir şey olmasın diye.
İş arkadaşları şaşırdılar:
Kemal abi, sen gençleştin galiba? Ne enerjik oldun yahu.
Gerçekten de, yıllar sonra ilk defa birine lazım olduğunu hissediyordu.
Zehir çok zekiydi. Anlatamam nasıl akıllı! Lafı tamamlamasına bile gerek yoktu, hemen anlıyordu. Gece geç kalsa, kapının dibinde onu beklerken öyle bir bakıyordu ki, “Seni merak ettim” der gibi.
Her akşam parkta uzun yürüyüş, Kemal ona işini, hayatını anlatıyordu. Saçma mı? Olabilir. Ama Zehir dikkatle dinliyordu, arada hafiften inliyor, sanki cevap veriyor.
Biliyor musun Zehircim, eskiden yalnızlığın kolay olduğuna inanırdım Kimse karışmaz, dert çıkarmaz. Meğer istememekten değilmiş, korkuyormuşum tekrar birini sevmeye.
Komşular da onlara alıştı. Yan binadan Fikriye Teyze her gün kemik ayırıyor:
Maşallah, ne güzel köpek! Belli ki birileri çok seviyor, diyordu.
Bir ay geçti, ikinci ay da. Kemal sosyal medyada Zehire hesap açmayı bile düşündü. Öyle fotogenikti ki, tüyleri güneşte altın gibi parlıyordu.
Bir gün parkta, Kemal bankta oturuyordu, Zehir çalılıkları kokluyor. Sonra uzaktan bir kadın sesi:
Tarçın! Tarçın!..
Başını kaldırdı Kemal. Otuz beşlerinde, marka eşofmanlı, sarışın, fazlasıyla makyajlı bir hanım. Zehir tekledi, kulaklarını indirdi.
Affedersiniz, dedi Kemal, yanlışınız var, bu köpek benim.
Kadın ellerini bele koydu.
Nasıl yani senin? Ben aptal değilim, bu benim Tarçın! Altı ay önce kaybettim.
Ne?
Tabii! Evimizin önünden kayboldu, her yerde aradım. Sen çalmışsın!
Kemalin ayakları yerle bir oldu.
Bir dakika, nasıl kaybettiniz? Ben market önünde buldum, haftalarca yalnızdı!
İşte kayıp olduğu için oturuyordu orada! Biz eşimle sırf cins köpek aldık!
Cins mi? Kemal Zehire baktı. Vallahi bu bildiğin sokak köpeği.
Melez o! Çok pahalıydı.
Kemal ayağa kalktı, Zehir iyice bacağına yapıştı.
Madem sizin köpeğiniz, bir belge gösterin. Veteriner pasaportu, aşı kartı, bir şeyler
Kadın bocaladı:
Onlar evde kaldı. Ama bu önemli değil! Ben baktım, eminim! Tarçın, gel buraya!
Zehir kıpırdamadı.
Tarçın, gel diyorum, çabuk!
Köpek Kemalin ayağına daha çok sokuldu.
Görüyor musunuz? dedi Kemal, sessizce. Sizi tanımıyor.
Belli ki küstü, kaybolduğu için! Ama bu benim köpeğim! Ve geri istiyorum!
Bende belge var, dedi Kemal. Tedavi raporu, pasaport, mama ve oyuncak fişleri
Belge falan umurumda değil, bu hırsızlık!
Çevredekiler duraksadı.
Madem öyle, telefonunu çıkardı Kemal, Polis çağırıyoruz, adalete soralım.
Çağır, göreceksin, hakkımı arayacağım! Şahitlerim var!
Kim onlar?
Komşular gördü kaçtığını!
Kalbi deli gibi atıyordu. Ya kadın haklıysa? Belki Zehir ondan kaçtı…
Ama market önünde bir ay niye bekledi? Niye evine dönmedi? Ve neden şimdi bu kadar korkuyor?
Alo? Polis mi? Burada bir anlaşmazlık var
Kadın sırıttı:
Göreceksin, köpeğimi geri alacağım!
Ve Zehir hâlâ Kemale sarılmıştı, sanki ondan başka kimsesi yok gibi.
O an anladı Kemal artık ne gerekirse yapacaktı, vazgeçmeyecekti ondan.
Çünkü Zehir artık sadece bir köpek değildi.
Ailesi olmuştu.
Yarım saat sonra Beşiktaş Karakolundan Komiser Yardımcısı Mehmet Efendi geldi. Kemal onunla yöneticilerden bildik sayılırdı.
Anlatın bakalım, dedi, not defterini açarak.
Kadın hızla, karışık bir şekilde konuşmaya başladı:
Benim köpeğim bu! 10.000 lira verdik! Altı ay önce kayboldu, her yerde aradım! Bu adam çalmış!
Çalmadım, markette buldum; aylarca sahipsizdi, dedi Kemal.
Sahipsizdi çünkü kaybolmuştu!
Komiser Zehire baktı; o da hâlâ Kemalin yanında.
Belge var mı?
Bende var, Kemal dosyayı çıkardı. Şansına evraklarını çantasında unutmuştu.
Klinik raporu, fatura, pasaport, aşılama kartı
Komiser inceledi. Kadına döndü:
Sizde belge var mı?
Evde, ama gerek yok! Dediğim gibi, bu Tarçın!
Bize kaybolduğu günü, tam yeri anlatır mısınız?
Parkta gezdiriyordum, kayışı kopardı, kaçtı. Aradım, ilan astım.
Nerede oturuyorsunuz?
Levent, Karanfil Sokak.
Kemal irkildi:
Bir dakika, ben markette buldum, orası iki kilometre uzakta. Nasıl oraya gitti?
Herhalde kayboldu!
Köpekler genelde evi bulur.
Kadının suratı kızardı:
Sen köpekten ne anlarsın ki?
Şunu anlarım ki, sevilen köpek bir ay aç susuz yerinde durmaz; sahibini arar.
Komiser araya girdi:
Polis kaydı var mı kayıp köpek için?
Yok, gelmedi aklıma.
Koca altı ay, on bin lira değerinde köpek ve polise bildirmedin?
Nasıl olsa bulurum dedim.
Komiser kaşlarını çattı:
Kimliğiniz?
Buyurun
Tamam, şimdi tam gününü söyler misiniz?
Ocak ortası, ya 20si ya 21i.
Kemal telefonundan gösterdi:
Ben 23 Ocakta buldum. Orada da uzun süredir bekliyordu.
Demek ki, kaybolduğu söylenen tarihten çok önce bırakılmış.
Kadın huzursuzlandı:
Neyse, tamam sizin olsun! Ama inanın ben çok seviyordum onu!
Sessizlik çöktü.
Nasıl yani, dedi Kemal, sessizce.
Eşimle başka bir eve taşınacaktık, köpeği istemediler. Satamadık da, cins değil ki Bıraktım market önüne, biri bakar sandım.
İçi sızladı Kemalin.
Yani attınız?
Attım demeyelim, bırakmak diyelim Belki biri sahiplenir diye düşündüm.
Peki şimdi niye geri almak istiyorsunuz?
Kadın gözleri dolu, Eşimle ayrıldık. Bir başıma kaldım, çok yalnızım Yeniden Tarçını istedim. Ben severdim onu
Kemal bakakaldı.
Sevmek mi? Seven atmaz.
Komiser defteri kapattı:
Resmi olarak köpek bu arkadaşın, evraklar tamam, kliniğine götürmüş, bakımını yapıyor. Hukukta iş bitmiştir.
Kadın hıçkırarak:
Ama fikrimi değiştirdim, geri verebilir misiniz?
Artık çok geç, dedi komiser. Bıraktınız, gitti.
Kemal Zehirin yanına çöktü:
Tamam güzel kızım, geçti
Kadın yaklaşmaya çekindi:
Bir kere okşayabilir miyim, son defa?
Kemal Zehire baktı. Köpek kulaklarını kaydırıp daha da kaçtı.
Bakın, sizden korkuyor.
Bilerek yapmadım, şartlar öyle oldu.
Yalnız bakın Şartlar kendiliğinden olmaz. İnsanlar karar verir, siz bir canlıyı sokağa attınız. Şimdi pişman oldunuz ama her şey öyle kolay olmuyor.
Kadın ağladı:
Çok yalnız kaldım, anlıyor musunuz?
Ya o bir ay, tek başına market önünde bekleyişini düşündünüz mü?
Sessizlik.
Kadın “Tarçın” diye son bir kez fısıldadı.
Köpek kımıldamadı.
Kadın arkasını döndü gitti, hiç bakmadan.
Komiser Mehmet Efendi omzuna dokundu:
Güzel karar vermişsin. Baksana, köpek sana çok alışmış.
Teşekkür ederim.
Ne demek, ben de köpek sahibiyim, bilirim böyle şeyleri.
Komiser gidince, Kemal ve Zehir baş başa kaldı.
Hadi bakalım Zehirim, artık kimse seni benden alamaz. Söz veriyorum!
Zehir gözlerinin içine baktı; ne minnet, ne korku Koskoca bir sevgi parlıyordu.
Hadi evimize gidelim mi?
Neşeyle havladı, Kemalin yanında koşmaya başladı.
Yolda düşündü Kemal; kadın bir konuda haklıydı. Hayatta başımıza türlü şey gelir; işsiz kalırsın, evsiz kalırsın, kuruşun kalmaz Ama kaybetmemek gereken şeyler var: Sorumluluk, sevgi, merhamet.
Eve vardıklarında Zehir sevdiği köşeye uzandı. Kemal çay demledi, yanına oturdu.
Biliyor musun Zehirim, belki her şey en iyi şekilde oldu. Artık biliyoruz ki, birbirimize lazımız.
Zehir derin bir iç çekti, sanki onaylıyordu.




