Akşam İstanbulun göğe uzanan ışıkları arasında, yalı dışarıdan bakıldığında sakin ve huzurluydu. Yüksek camlardan süzülen sıcak ışık, Boğazın üzerinde kaybolan gün batımında titriyordu. Fakat taş merdivene adımımı attığım anda buz gibi bir ürperti içimi kapladı. Havada öyle yoğun bir gerginlik vardı ki, kalbim hızla atmaya başladı. İçimden bir ses, fırtınanın tam ortasına girdiğimi fısıldıyordu.
Kapıyı açtığım an, bütün huzur hissi dağılıp yok oldu. Koridorda yankılanan bir çocuk sesi küçük, kırık ve korku dolu duymamla başladı: Anne lütfen özür dilerim ne olur, bir daha yapma
Ayşenin öfkesi
Bu ses, kızım Zeynepin sesiydi. Zeynep, duvar kenarında titreyerek oturuyordu, elleri başını koruyacak şekilde yukarıdaydı. Gözlerinden yerdeki parkeye damlayan yaşlar akıyordu. Üzerine eğilen ise eşim Ayşeydi, yüzü öfke ile çarpılmıştı, eli havada tehditkarca kalkmıştı. Babacığın mı seni kurtaracak sanıyorsun? diye tısladı Ayşe. O hiçbir zaman burada değil! Şimdi sana yardım edemez!
Ayşe, Zeynepin küçük bileğini sıkınca kızım acı içinde kıvranmaya başladı. Tam o anda, arkamdaki kapı metalik bir klikle kapandı. İkisi de dondu kaldı. Ayşe, adımlarımı ve bu odada yankılanan sessiz öfkeyi tanımıştı.
Baba dedi Zeynep incecik, neredeyse kopacak bir sesle.
Babadan koruma
Gel buraya, sultanım, diye fısıldadım. Zeynep, bana koşup yüzünü paltoya gömdü. Diz çöküp çenesini yavaşça kaldırdım. Yanağında kırmızı izler ve bileğinde morluk vardı. Ne oldu? diye sordum nazikçe. Vazoyu bilerek kırmadım Bana her şeyi mahvettiğimi söyledi. Kimsenin beni sevemeyeceğini hatta senin bile
Dünya bir anlığına küçüldü, sadece kızımla ben kaldık. Ayşe, titreyerek araya girmeye çalıştı: Mehmet, abartıyor bugün çok zorluydu kendimi tutamadım! Yeter, dedim. Tek ve kesin bir kelimeyle.
Zeynepe odasına gitmesini, kapısını kilitlemesini ve kulaklığını takmasını söyledim. Üst kattaki kilidin sesini duyunca, Ayşeye döndüm. Kızımda izler bıraktın. Kendi evinde korkmasına sebep oldun. Ayşe panikle fırladı: O senin öz kızın değil, Mehmet! Neden onu seçiyorsun? Senin kanından değil!
Sonuçlar
Telefonumu çıkardım. Ferit, dedim sakin bir sesle. Yalının önüne gel. Ekibini getir. Acil. Ayşe yıkıldı; Ferit, konuşulacak zaman değil, sınırı aşan bir durumda çağrılırdı.
O senin öz kızın değil dedin, diye sessizce tekrar ettim. Ama Zeynep, anne babası hayatımın en iyi dostları trafik kazasında vefat ettiğinde benim kızım oldu. Onlara söz verdim. Koruyacağıma yemin ettim.
Ferit geldiğinde talimatı verdim: Ayşe gidiyor. Toplanmasına yardım edin. Otuz dakikası var. Sonrasında yalıdan tamamen çıkacak. Sensiz hiçbir şeyim kalmadı! Hayatımı mahvediyorsun! diye bağırdı çıkarken. Hayır, dedim. Hayatını elini kızımın üstüne kaldırdığın an mahvettin.
Üst kata çıkıp Zeynepin kapısını çaldım. Gitti mi? dedi ağlayarak. Bir daha gelmeyecek. Artık güvendesin.
Daha önce de böyle yapıp yapmadığını sordum. Zeynep başını salladı. Ayşe, ona gerçek anne babasının ölümünün kendisinin kötü biri olması yüzünden olduğunu bile söylemişti. İçim parçalandı. Sarıldım, ona her zaman yanında olacağımı söylediğim bir söz verdim.
O gece, Zeynep odasında yıldızlı fosforlu tavanın altında uyurken, avukatıma mesaj yazdım. Her şey resmileşsin istiyordum: Zeynep benim kızım olsun, kayıtlara geçsin.
Telefonum titredi. Ferit mesaj attı: Tamamdır, abi. Otobüsle şehir dışına gönderildi. Bir daha geri dönmez. Kızımın pembe kapısına bakarken, yıllarca zannediyordum ki güç, korkuyla ve kontrolle sağlanır. Oysa gerçek güç başka bir yerdeydi: Üst katta sessizce uyuyan bir çocukta. Ve ona zarar gelmesin diye dünyayı bile yakabilirdim. Gücün kaynağı sevgi ve şefkattir; bunu asla unutma.




