Hazırladığın paralar yanında mı? – Kapıyı kendi anahtarıyla açan, yaklaşık 45 yaşlarında bir kadın sordu.

Sevgilimle birlikte, bir süredir yaşlı bir teyzenin evinde oda kiralamıştık. Tam sekiz aydır onunla yaşıyoruz.
Aynı buzdolabını kullanıyoruz, onun rafları ise daima bomboş. Orada duran tek şey, suyla yapılmış yulaf lapasının olduğu eski, emaye bir tencereden ibaretti. Sabun sadece çamaşır için kullanılıyor, yağ ise ucuz ve ekşi kokulu. Antredeki ayakkabılar yamalıydı. Ev, baştan aşağıya fakirlik diye haykırıyordu.
Ev sahibi teyzemiz bizim işimize karışmazdı. Sabahın köründen gecenin geç saatlerine kadar sürekli evin dışında olurdu; ya çöplerden teneke kutu toplar ya da elektrik direklerine afişler asardı. Her pazar, pazardan topladığı çürük meyvelerle kendine adeta bir ziyafet düzenlerdi.
Ona öyle bir acıyordum ki bazen gözlerim doluyordu. Teyzeye misafir geldiğinde ise, dünyadaki adaletsizliğe karşı sessizce hıçkırırdım.
Bir gün, yaklaşık 45lerinde, anahtarıyla kapımızı açan bir kadın içeri girdi ve:
Parayı hazırladın mı? diye sordu soğuk bir sesle.
Hazırladım kızım, buyur al, dedi ev sahibi teyzem titrek elleriyle.
Bu yetmez. Yarın kızımı da getireceğim, dedi kadın.
Bu kıyafetler kimin? Misafirin mi var?
Odayı kiraladım, başka türlü geçinemiyorum. Emekli maaşımı da sana veriyorum, diye kendini savunmaya çalıştı yaşlı kadın.
Madem öyle, ne tür kiracıların var bir bakayım, dedi kadın ve bizim odayı açtı.
Bakalım kim var burada?
Böylesine arsızca ve kalın kafayla özel alanımıza dalmasına şaşkınlıkla karşılık verdim:
Hanımefendi, lütfen kapıyı kapatır mısınız?
Sen kimsin bana laf ettiğini mi sanıyorsun? Bu evin asıl sahibi benim! Şimdi bana ödeme yapacaksınız, işte telefonum, işte banka hesabım. Kadın ayakkabılarıyla odaya girip iki kağıt bırakıp: Geciktirirseniz çıkarırım sizi! en son ne zaman kira ödediniz, dedi.
Kızım, yapma gözünü seveyim, dedi ev sahibi teyzem. Elektrik borcumu ancak bununla kapadım, kesilecekti yoksa. Işıksız nasıl yaşarım ben?
Kadın hızla:
Bir daha onlardan kira alma, bana göndersinler parayı. Bu kadar, ben gidiyorum. Yarın kızı da getiririm, dedi ve çıktı.
Teyzemiz koridordaki sandalyeye oturup sessiz sessiz ağlamaya başladı. Yanına gittim, kucakladım, teselli etmeye çalıştım:
Ağlama artık, geçecek hepsi, dedim.
Birden:
Bir bardak çay verir misin? diye hüzünle mırıldandı.
Komşunun çayını daha önce hiç görmemiştim. Hep mutfakta asılı duran ahududu ve kuşburnu dallarını demleyip içerdi.
Yaşlı kadın bardağını aldı, bana yaşam öyküsünü anlatmaya başladı:
Tek başıma büyüttüm kızımı, babası bir gün gitti, bir daha da dönmedi. Bütün kalbimi, ruhumu ona verdim. Ama kendisini beğenen, adam peşinde koşan birisi olup çıktı. 35inde evlendi, torunum oldu ama damadı çok pinti ve cimri çıktı. Toruna yardım etmeye de başladım.
Yardım bir süre sonra mecburiyet halini aldı. Bütün emekli paramı alıyor, vermezsem torunumu göstermiyor bile. Oda kiralayayım dedim, bari karnımı doyururum dedim, ama onları da istiyor. Ben ne yanlış yaptım da böyle bir evlat yetiştirdim acaba?
Gözyaşlarıyla bardağını unuttu, bense onun adına kahroldum.
Şimdi de beni taşımak istiyor, evi satacak, şehrin ucunda küçücük bir daire bulmuş. Belki de sokağa atar. Tehdit ediyor, itaat etmezsem yine torunumu koz olarak kullanıyor. Belki de evimi satarım, sırf torunumu görebileyim diye.
Ertesi gün sevgilim okuldan döndü. O hukuk fakültesinin dördüncü sınıfında öğrenci. Durumu anlattım, yaşlı teyzemize nasıl yardımcı olabiliriz diye sordum.
Komşulara gittik; kızının para için nasıl bağırdığını duyanlara. Tanıkları topladık, hepsini mahkemede tanık olarak yazdırdık. Sonra gerekli dilekçeyi yazıp, torunuyla görüşme hakkının düzenlenmesi için başvurduk.
Teyzeye de psikiyatrdan mahkemeye sunmak için rapor almasını tavsiye ettik, ne olur ne olmaz diye.
Davayı kazandık. Artık teyzemiz torununu tamamen yasal yollardan, her iki haftada bir üç saat görebiliyor. Emekli maaşı da artık güvence altında, şantajı kalmadı. Teyzem normal et yemeye başladı, masasında artık sağlıklı meyve ve sebzeler var. Biz de gücümüz yettiğince, badana-boya gibi ev işlerinde yardım ediyoruz. Büyük tamiratlar değil ama 30 yıllık duvar kağıdını değiştirecek kadar.
Bunca yardımımıza rağmen, oda kirası almak istemiyor. Ama biz gizli gizli mutlaka ödemesini yapıyoruz.
Bir insan annesine nasıl böyle davranabilir? Zaten azıcık olan maaşını bile almak, o kadının ne yiyeceğini düşünmeden… Bu düpedüz nankörlük!
Lütfen anne babanızı sevin, onlara her şeyinizi borçlusunuz! Yalnızca onların sayesinde varsınız!

Rate article
Lifequest
Hazırladığın paralar yanında mı? – Kapıyı kendi anahtarıyla açan, yaklaşık 45 yaşlarında bir kadın sordu.