Eşimi Delirtmeye Başladım mı?.. Sekiz yıl boyunca her şey harikaydı, ama dokuzuncu yılda Nadiye’ni…

Ben kendi kocamı sinir etmeye mi başladım?

Sekiz yıl boyunca her şey harikaydı ama dokuzuncu yıl geldiğinde Nadiyenin kocası, neredeyse her şeyden ve en çok da Nadiyeden huzursuz olmaya başlamıştı. Akşamları eve geç gelir, yemek yer, ağzında bir şeyler geveleyip anlaşılmaz cümleler mırıldanır, sonra dizüstü bilgisayarını açıp geceye kadar bilgisayar oyunları oynardı. Eğer Nadiyeye bakacak olursa, yüzünde baştan ayağa diş ağrısı çekiyormuş gibi bir ifade olurdu. Son zamanlarda ise sık sık, Bu gece annemde kalacağım, diye kuru bir şekilde haber verip evden çıkardı.

Bir gün Nadiye dayanamadı ve kayınvalidesini aradı:
Münevver Hanım, Burak şu an sizde mi?
Kayınvalidesi ise şeker gibi bir sesle şöyle dedi:
İyi bir eş, Nadiyeciğim, kocasının nerede olduğunu daima bilir.

Nadiye gidip Kocanı Elde Tutmanın Yolları diye bir kitap aldı, kasadaki görevliye gereksiz yere Arkadaşıma alıyorum, diye izah etti. Kasiyer ise ona merhamet dolu bir küçümseyişle baktı. Sonra Nadiye kitaptaki tutarsızlığı düşündü. Koca tutmak için ne çok tecrübe gerekir ki, biri kitap yazabilsin? Üstelik birini tutarsan, yeni kocalar nereden bulunuyor ki, kontrol listesine yeni örnekler eklenebilsin?

Yüz elli sayfa yararlı tavsiye: Ev sıcaklığının kocayı çekmesi lazım, seksi gecelikler giyilsin, kocanın işleriyle ilgilenilsin. Nadiye, daha önce hiç yapamadığı mayalı hamur işini bile denemişti, ama Burak evin sıcaklığına hiç bakmadı. Belki de o hamurları seksi gecelikle yoğurmak gerekiyordu. Ya da efsanelere göre oturan kocayı kayınvalideye öyle gitmeliydi.

Kocanın hobileriyle ilgilenme denemesi de elinde patladı: Nadiye, Burakın bir haftadır geçemediği oyun seviyesini ilk denemede geçti. Bu aralarındaki sıcaklığa bir katkı sağlamadı, hatta biraz daha soğukluk getirdi.

Kışlık bot almak için çıktığı alışverişten, aynı paraya tombul bir yavru köpek ile döndü. Ona bakınca, hayatı boyunca aslında hep bir köpeği olmasını istediğini anladı. Öyle küçücük avuç içi bir cins köpek değil, gerçek bir dost!

Köpeği veren kadın, kendine Yetiştiriciyim, dedi.
Köpeklerden anlar mısın, hanım kız? Anlamaz mısın? Bu bir Golden Retriever.
Nadiye, Ama bunun rengi çok golden (altın) gibi durmuyor? dediğinde, kadın burnunu kıvırıp açıkladı:
Büyüyünce altın sarısı olacak, yeni moda bir cins, şampiyon anne-babadan, bak ne kadar yakışıklı olacak! Evrakları da tam. Neredeyse bedavaya bırakıyorum.
Sonra fiyat söyledi.
Nadiyenin üzerinde o kadar yoktu, ama iyi kalpli yetiştirici yanında olan paraya razı oldu.

En azından birileri sizin eve gelmenize sevinsin. Bir çift bot insanın gözünün içine sadakatle bakıp kuyruğunu sallayarak kapıya koşmaz, dişleriyle terlikleri getirip önünüze bırakmaz.

O akşam, Burak eve demir attığında sordu:
Bu da ne?!
Golden Retriever, hem de cins, bak belgeleri de var, fiyatı da çok uygundu, dedi Nadiye.
Ancak belgelerde köpek, Türk Alabayı olarak geçiyordu. Kadına ait cep telefonu ise, hiç ilgisi olmayan bir inşaat şirketinin sabit hattı çıktı ve köpek sorunca yüzünüze bile bakmadılar.

Senin hiç gözün yok mu?! Söylesene, neresi Retriever bunun, neresi Alabay? Kaç para verdin?! Kaç para?! İnsan biraz akıllı olur!
Kocanın bağırış çağırışından yavru köpek huysuzlandı ve tehditkar bir sesle hırladı. Ancak hırlamaktan çok, bir su birikintisi bıraktı.

Rabbim, ben kiminle yaşıyorum! diye Burak tavana döndü. Sonra da bilgisayarının başına döndü. Sanki oyunlardaki yaratıkları değil, Nadiyeyi hedef alıyordu, keyifle ateş açıyor gibi.

Sabah olunca, köpek ortama hızlıca alışmıştır. Gece boyunca Burakın spor ayakkabılarını bakımlı bir şekilde işaret etmiş, deri ayakkabılarını da kemirmişti.

Burakın sabrı taştı. Nadiyenin yüzü, üstü başı, ruhu, düşünceleri; her şeyi dayanılmaz olmuştu. Hatta iki katı maaş getirmesine bile artık içerler olmuştu. Sanki Nadiye, bunu Burakı ezmek için yapıyordu. Çocukları da yoktu.

Burak, sen istememiştin çocuk, dedi Nadiye usulca.
Çünkü bir salaktan çocuk olmaz! Çocuğun da salak olur! Sen hiç aynaya bakıyor musun, kim seninle hayat kurmak ister!

Köpek bu konuşmayı dinledi, tombulcana ayaklarıyla Burakın yanına gidip bileğini ısırmaya kalktı.
Nadiye ise, olmayan çocukları için boğazında düğümlenen bir acıyla, kocasının valizini toplayıp çıkışını izledi.

Otuz yaş. Hayat bitmiş gibi. Hepsi bu. Son. Tamamlandı.

Yaşamanın anlamı kalmamıştı. Ama bunu köpeğe anlatamazsınız. O, biraz umutsuzca Nadiyenin çorap ucunu kemiriyordu; aç, sevilmeyi bekleyen, şefkat arayan bir canlı. Nadiyenin acılarını, karamsar düşüncelerini umursamıyordu. Yemek ister, su ister, bir de ona ne kadar tatlı ve şahane olduğu söylenip karnı kaşınsın ister.

Gor adını verdiği yavru, tabiri caizse mayalı hamur gibi büyüdü ama görünüşünün aksine, hiç koruyucu bir havaya bürünmedi. Isırma-refleksi gelişeceğine, daha çok sarılma ve yalama refleksi gelişti.

Artık akşamları Nadiye, Gor ile birlikte geç saatlere kadar dışarıda dolaşıyordu. Bir Aralık akşamı mahallede kazı çalışması vardı, karla yağmur birbirine karışmıştı, her yer çamur olmuştu. Gor, bu çamurlu çukurlardan birine düştü ve acıklı bir sesle inlemeye başladı. Nadiye korkuyla peşinden atladı, neyse ki ayağını kırmadan indi. Çukur derindi ve saat neredeyse gece yarısıydı, üstelik Nadiye telefonunu evde unutmuştu.

Başta yardım istemeye utandı ama birkaç denemeden sonra çaresizce, Yardım edin! diye bağırmaya başladı. Bir süre sonra, gotik giyimli iki genç adam çukurun başına geldi, loş sokak lambasında ürkütücü görünüyorlardı. Neyse ki kurban töreni yapmadılar, Mavi Masayı aradılar ve gelen ekiple yukarda şakalaşıp beklediler. Önce Goru çıkardılar, Gor ise sevinçten gotları da dahil, herkesi hızlıca yaladı. Sonra Nadiyeyi yukarı aldılar; o kadar üşümüştü ki utanacak hali bile kalmamıştı.

Sinirli kurtarma ekibi şefi, şu an için köpeği, Nadiyeyi, mahalle belediyesini ve kazıyı yapan işçileri azarladı. Hükümete de birkaç laf saydı. Gor böylesi sözleri ilk kez duyduğundan, adamcağızın etrafında sevinçle zıplamayı sürdürdü, burnunu havada yalamayı başardı ve kafasını çarparak adamın burnunu da kanattı.

Gece saat biri bulduğunda, tabloda şu vardı: Çamurlu ama mutlu Gor, kalın kir tabakasıyla titreyen Nadiye, Gorun üstünü başını batırdığı kurtarma ekibi ve gotlar, burnu kanayan komutan.

Biraz da şu canavarı terbiye edin bari, hanımefendi, dedi şef.
Eğitiyorum, vallahi çalışıyoruz, ama zor bir vaka, dedi Nadiye.
Tıpkı ben, dedi gotlardan biri, ve kimliğinden çıkıp kahkaha attı.
Ben şuradaki apartmanda oturuyorum, hadi buyurun üzerinizi temizleyin, dedi Nadiye tir tir titreyerek.
Git git, dedi ekibin üyeleri komutanlarına, Hannibal Lecter gibi oldun.
Kız sen bir çukur kaz, belediyeden hayır gelsin diye beklerken ömür geçer, dedi sonra Nadiyenin arkadaşı.

P.S. Nadiyenin çocukları dahi değil. Normal, sevimli, akıllı çocuklar. Hem Sarp hem de Elif. Birinci sınıfta Ailemizi Tanıtıyoruz etkinliği vardı.
Bizim babamız dünyayı kurtarıyor! Annemiz de bilgisayarla çalışıyor! dedi atılgan Sarp.
Sessiz Elif de ekledi:
Bir de köpeğimiz televizyon izleyebiliyor!

Hayat bir köşede bitmiş gibi hissettirse de, yeni bir canlıya sevgiyle yaklaşmak bazen, insanın kendi hayatını da kurtarır. Asıl mutluluk ve huzur, sevildiğimiz ve sevebildiğimiz yerde başlar.

Rate article
Lifequest
Eşimi Delirtmeye Başladım mı?.. Sekiz yıl boyunca her şey harikaydı, ama dokuzuncu yılda Nadiye’ni…