Dün işimden ayrıldım. Ne dilekçe, ne iki hafta önceden haber verdim. Sadece masaya kendi yaptığım pa…

Dün işimi bırakıp çıktım.
Ne dilekçe verdim, ne iki hafta önceden haber ettim.
Sadece masaya bir tabak börek koydum, çantamı aldım ve kızımın evinden çıktım.
Benim patronum aslında bizzat kendi kızım Elifti.
Ve yıllardır sandığım maaş ise, sevgiymiş meğer.
Ama dün fark ettim ki, bizim aile ekonomisinde benim sevgime biçilen değer, yeni bir tabletin yanında hiç sıfır.
Adım Emine, yaşım 64.
Resmi olarak emekliyim, eski hemşireyim, İstanbulun dışında sakin bir apartman dairesinde yaşıyorum, aldığım küçük bir emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyorum.
Gerçekte ise… şöförüm, aşçıyım, temizlikçiyim, ev öğretmeniyim, psikoloğum ve iki torunuma acil yardım ekibiyim: Yiğit (9) ve Efe (7).
Bizim köye döndü iş; bir çocuğu büyütmek için tüm mahalle gerekir derler ya, modern dünyada o mahalle genellikle bir yorgun babaanne artık. Kahve, melisa çayı ve ağrı kesicilerle hayata tutunan bir babaanne
Elif pazarlama şirketinde çalışıyor.
Eşi Murat bankacı.
İkisi de iyi insanlar, en azından ben öyle inanmak istiyorum.
Sürekli yorgunlar, sürekli bir şeye yetişmeye çalışıyorlar. Kreş pahalı, okul zahmetli, kurslar bambaşka bir dert. Yiğit doğduğunda bakışları resmen imdat isteyen insanlar gibiydi.
Anne, bakıcıya gücümüz yetmez, demişti Elif gözleri dolarak. Ayrıca yabancıya güvenemiyoruz. En çok sana güveniyoruz.
Ben de kabul ettim.
Çünkü yük olmak istemiyordum.
Ama öyle olacağıma, destek oldum.
Her sabahım saat 5.45te başlar.
Onlara giderim, Efe için öyle hazır kahvaltı falan değil, bildiğin sıcacık sütlü irmik helvası yaparım çünkü Efe öyle kutudan meyveli yoğurtları sevmez. Çocukları hazırlayıp okula götürürüm. Eve dönüp, hiç kirletmediğim yerleri silerim, hiç kullanmadığım tuvaleti temizlerim. Sonra tekrar okul, sonra kurslar, İngilizce dersi, futbol antrenmanı, ödevler
Ben tam anlamıyla kuralcı babaanne.
Babaanne hayır.
Babaanne kurallar.
Ama bir de Ayşe var.
Ayşe, Muratın annesi.
Deniz manzaralı, yeni yapılan rezidansta yaşıyor. Sürekli bakımlı, yeni arabası var, seyahatleri eksik olmuyor.
Çocukları yılda iki kez görüyor.
Ayşe, Yiğitin alerjisinden habersiz. Efenin matematik stresiyle kriz anında ne yapacağını bilmez.
Bir kere bile çocuk koltuğuna kusulanları silmemiştir.
O, evet babaanne.
Dün Yiğitin doğum günüydü, dokuz oldu.
Haftalar öncesinden hazırlanmaya başladım. Paran yok, biliyorsun; ama anlamlı bir hediye vermek istedim. Üç ay boyunca torunuma, iyi uyusun diye ağırlıklı bir battaniye ördüm. Onun en sevdiği renkleri seçtim, elimde ne varsa hepsini kattım.
Ve eskiler gibi, doğru dürüst bir pasta yaptım kutudan değil de kendi ellerimle.
Saat 16:15te kapı çaldı.
Ayşe fırtına gibi girdi içeri parfümler, özenli saçlar, marka dolu poşetler.
Nerede benim yakışıklılarım?!
Torunlar neredeyse beni kenara ittirdiler ona koşmak için.
Babaanne!
Ayşe kanepeye oturdu ve büyük bir logolu poşetten iki kutuyu çıkardı.
Ne sevdiklerinizi bilmiyorum, en yenisinden aldım, dedi.
İki oyun tableti hem de en pahalısından.
Sınırsız! Bugün kurallar bende! diyerek göz kırptı.
Çocuklar coştu, ne pasta kaldı akıllarında, ne misafirler.
Elif ve Murat parıldıyorlardı.
Anneciğim, abartmasan keşke dedi Murat ona şarap doldururken. Çok şımartıyorsun.
Ben battaniyeyle kala kaldım.
Yiğit, sana da hediyem var Hem pasta da hazır
Yiğit kafasını kaldırmadı.
Şimdi olmaz babaanne, yeni bir seviyedeyim.
Ama ben koca kış ördüm bunu
Babaanne, battaniye artık kimseye lazım değil. Ayşe babaanne tablet aldı işte. Neden sen hep sıkıcısın? Sen sadece yemek ve kıyafet getiriyorsun.
Kızıma baktım.
Bir şey demesini bekledim.
O da biraz utançla güldü:
Anne, darılma. Çocuk işte, tabi ki tablet heyecan verici. Ayşe babaanne eğlenceli olan. Sen ise şey gündelik babaanne
Gündelik babaanne Günlük bulaşık gibi. Günlük trafik gibi. Lazım ama görülmeyen.
Ayşe babaanne burada yaşasa keşke, dedi Efe. O bizi derse zorlamıyor.
O anda bana bir şey oldu.
Battaniyeyi katladım. Masaya koydum. Önlüğümü çıkardım.
Elif. Benim için bitti.
Ne demek anne? Pastayı mı kesecektin?
Yok, bu sefer bitti.
Çantamı aldım.
Ben bir makine değilim, düğmesi kapatılır açılır. Ben senin annenim
Anne nereye?! diye bağırdı Elif. Yarın sunumum var! Kim alacak çocukları?!
Bilmiyorum. Belki tabletleri satarsınız. Ya da eğlenceli babaanne kalır.
Anne, sana ihtiyacımız var!
Durup yanıtladım:
Sorun da bu zaten. Bana ihtiyacınız var. Ama beni görmüyorsunuz.
Kapıdan çıktım gittim.
Bu sabah saat dokuzda uyandım.
Bir fincan mis gibi Türk kahvesi yaptım. Kapıda oturup manzaraya baktım.
Ve uzun zamandır ilk kez belim ağrımadı.
Torunlarımı seviyorum.
Ama artık bedava hizmetçi gibi, adının adı aile ile gizlenen bir hayat yaşamayacağım.
Sevgi kendini feda etmek değil.
Babaanne de bir kaynak, araç değil.
Kural istiyorlarsa artık kurala saygı duyacaklar.
Şimdilik
Sanırım halk oyunlarına yazılacağım. Duydum ki eğlenceli babaanneler öyle yapıyorSonra telefonum çaldı.
Arayan Elifti; sesi zor duyuluyordu, boğuk ve biraz da çaresiz.

Anne, gerçekten bilmiyordum Sen olmadan ev çok sessiz ama bir o kadar karışık. Yiğit dün gece battaniyeni aradı. Ağladı. Babaanne battaniyesi olmadan üşüyorum, dedi. Efe de sadece meyveli yoğurtlardan aldı, ikisini de yemedi. Tabletler kenarda duruyor. Hiç öyle sandığımız gibi değilmiş.

Bir süre sustum. Sonra içimde ufak bir ışıma oldu. Hayat ne garip; bazen araya bir gün girince, herkesin gözü açılıyor.

Anne, şimdi anladık; bizim asıl ihtiyacımız senin sevgineymiş. Lütfen gel, birlikte kahvaltı yapalım. Sadece biz, eski usul Hiçbir hediyeden daha değerliymiş bu.

Kahvemi bitirdim, içimden bir türkü söyledim. Battaniyemi koluma aldım, ve yavaşça gülümsedim. Belki aile olmak, gene de vazgeçmeden sevmekti; görülmeyi beklerken, bir gün fark edilmekti.

Kapıyı kapatıp köy meydanına yürüdüm; içimde yeni bir güven, adımlarımda bir hafiflik.

Çünkü bazen, asıl kutlanacak şey, bir babaanneye iyi ki varsın diyebilmektir.
Ve ben hâlâ varım.

Rate article
Lifequest
Dün işimden ayrıldım. Ne dilekçe, ne iki hafta önceden haber verdim. Sadece masaya kendi yaptığım pa…