Yalnız mıymışım ben? Yok artık, olur mu öyle şey! Benim evim tam bir koca aile!
Hatıra Eşyası mı Dediniz?
Zehra hanım, yıllardır İstanbul dışında, küçük bir kasabanın kıyısında, minicik bir evde yaşıyordu. Köydeki kadınlar arada ona takılır, Aaa, Zehra Hanım, siz çok yalnızsınız galiba! deyince, Zehra kendini tutamayıp hep gülümserdi:
Yalnız mı? Hiç de bile! Benim ailem çok kalabalık vallahi!
Köyün teyzeleri de kafa sallayıp, aralarında Aman canım, hayal aleminde yaşıyor, diye hafiften parmaklarını şakaklarına götürürlerdi. Ailesiymiş, sanki kocası var, çocuğu var! Evde beslediği hayvanlardan başka kimi var?
İşte, Zehra da tam bunları ailesi diye tanıyordu! Köy ahalisinin kafasına göre, evde hayvan beslenir ama bir tane köpek, bir tane kedibiri kapı bekçisi, öbürü de fare avcısı. Öyle mi?
Zehrada beş kedi, dört köpek! Üstelik bunların hepsi evde yaşıyor, bahçede değil! Komşuların aklı almıyordu.
Birbirlerine Boşuna konuşmayın, tınmaz ki bu kadın! derlerdi. Zehra ise gülüp geçerdi:
Aman, onların sokakta yeterince macerası oldu zaten, biz evde hep birlikte çok mutluyuz!
Beş yıl önce Zehra bir günde hem oğlunu hem eşini kaybetmişti. Balık tutmaktan dönerken virajda karşıdan koca bir tır çıkmıştı.
Bir süre sonra Zehra, evde her şeyin ona eşini ve oğlunu hatırlatmasından bunalmış, o evi satıp annesinden miras kalan tüylü kızı Nazlı ile birlikte küçük bir Ege kasabasına taşınmıştı. Yazları sebze bahçesiyle uğraşıyor, kışları ise kasaba lokantasında çalışıyordu.
Evdeki hayvanların çoğu zamanla ona dahil olmuştu. Kimini otobüs durağında bulmuştu, kimisi market önünde peşini bırakmamıştı. Yani her biri hayatında tesadüfen özel bir yer edinmişti.
Böylece, Zehra’nın o tenha sandıkları evi; geçmişi hüzünlü, ruhu biraz yaralı ama sevgiyle, neşeyle iyileştirilen canlılarla dolmuştu. Samimi ve sıcak sevgilerini birbirlerine katık etmişlerdi.
Evde paylaşılan sevgi boldu, yemek de idare ediyordu ama Zehra kendince sözler de veriyordu: Bir daha hayvan getirmek yok, ev artık yeterince kalabalık oldu! diye.
Ama Martın başında, havalar bir sıcak bir soğuk giderken, birden kış bastırdı. Herkes bir yerlere koşuştururken, Zehra da elinde market poşetleriyle akşam otobüsüne yetişmeye çalışıyordu. Kendiyle yaptığı yeni hayvan yok! anlaşmasını da aklına kazımıştı.
Az kaldı, otobüse koşacak… Birden içi sızladı, karşı kaldırımdaki bankın altında bir kara yumağı gördü. Yaklaşınca anladı ki, orada, neredeyse cam gibi gözleriyle, yavru bir köpek yatıyordu. Kar ve soğuk içinde kıpırdamıyordu.
Etrafından dünya kadar insan geçiyor, kimsenin umurunda değildi galiba. Zehra’nın yüreği hop etti, otobüsü-motobüsü, verdiği sözü unuttu. Koştu hemen köpeğin yanına; elini uzattı, o da şöyle bir göz kırktı.
Allaha şükür yaşıyorsun! Hadi bakalım, gel bakalım kızım, birlikte gideceğiz…
Köpek karşı koymadı, Zehra onu kollarına aldı. Nasıl otobüs durağına, sonra da bekleme salonuna kadar götürdüğünü bile hatırlamayacaktı.
Köşedeki sıraya kıvrıldı, zavallı köpeği kolları arasına aldı; bir yandan onu ovuyor, bir yandan başını okşuyordu:
Hadi güzellik, kendine gel, eve gidiyoruz. Beşinci köpeğimiz olacaksın, bereket gelsin! diye de güldü.
Bir kaseden köfte parçası çıkarıp köpeciğe teklif etti. Önce isteksizdi ama biraz ısınınca iştahı açıldı ve ikramı kabul etti.
Bir saat öyle geçti, sonra Zehra ile köpek yola çıkıp, otostop çektiler. Otobüs falan kalmamıştı zaten. Meşhur kemerini çıkarıp köpeğin boynuna tasma yaptı. Adın Naz olsun! dedi sevecenlikle. Nazlı ip gibi Zehranın peşine takıldı, ayaklarına sımsıkı.
On dakika sonra bir araba durdu, Zehra şaşkın, köpeği kucağına aldı, biniverdiler arabaya.
Aman Allah razı olsun! Merak etmeyin, köpeği kucağımda tutarım, koltukları kirletmez, dedi Zehra aceleyle.
Ne olacak, bırak otursun koltuğa, bu köpek kocaman zaten! diye güldü şoför.
Ama Nazlı Zehraya iyice sokuldu, kucağında titriyordu. Sıcacık olsun bize! dedi Zehra göz kırparak.
Adam yolda göz ucu ile Zehraya baktı. Güzel ve biraz yorgun ama içi huzurla dolu bir kadındı bu. Yanında yeni kurtardığı köpekten aşk ve şefkat damlıyordu. O da hemen anladı: Bu kadın sokaktan bulup eve götürüyordu hayvanı.
Eve geldiler, adam arabadan indi, Zehranın poşetlerine yardım etti. Bahçenin kapısını açmaya çalışınca kapı resmen devrildi, menteşe tutmamış meğer…
Takmayın kafanıza, yıllardır tamir edeceğim diyorum, kalan sağlar bizimdir! diye gülümsedi Zehra.
Evden gürültüler yükseldi; havlama, miyavlama, tam bir şamata. Zehra hemen kapıyı açtı, hepsi bir anda dışarı doluştu:
Ne oldu kuzular, beni mi özlediniz! Bakın, aramıza yeni biri katıldı! Misafir sevindiniz mi?
Nazlı arkasında saklanırken, diğer köpekler kuyruğunu sallıyor, poşetlerin çevresini kokluyordu.
Hadi gelin, üşümeyelim içeride devam ederiz! Buyurun, siz de buyurun, çay yapayım mı? Yabancı değilsiniz artık, biz kalabalık bir aileyiz!
Adam poşetleri içeri götürdü fakat gitmekte kararlıydı:
Vakit geç oldu, ben döneyim. Siz aileye kavuşun, onlar sizi çok beklemiş…
Ertesi gün öğlene doğru bir ses geldi avludan. Zehra montunu kaptı, baktı ki dünkü şoför; kapının yeni menteşesini takıyor, yanında takım çantasıyla.
Kadın onu görünce:
Selam! Dünkü kapı kazası için geldim, tamir ediyorum… Benim adım Mehmet, sizin?
Zehra…
Minik ordu hemen Mehmetin etrafını sardı, hepsini usulca okşadı, yere eğildi.
Zehracığım, üşümeyin, siz geçin. Ben az kaldı bitiririm, sonra bir çaya hayır demem. Hem arabanın bagajında pasta var, minik dostlarınıza da birkaç hediye aldım!
Yorumlarınızı ve beğenilerinizi esirgemeyin, aramıza katılmayı unutmayın!




