Bir Kıza İki Anne
Arzu ile Mustafa arasında aşk ilk bakışta başlamıştı. Henüz bir aydır görüşüyorlardı ki, Mustafa bir buluşmada birden şöyle dedi:
– Arzu, benimle evlenir misin? – dedi. Arzu şaşırdı.
– Nasıl yani? Nasıl evleneyim? Daha bir aydır görüşüyoruz.
– Ne olmuş? Bir ay yetti bana, senin benim kaderim olduğunu anladım… Senden başka kimseyi istemem, benim için başka kız yok…
– Mustafa, aslında kabul ediyorum, – diye gülümseyerek başını onun göğsüne yasladı.
– Kızım, acele etmedin mi, – dedi annesi Arzuya, – yoksa hamile misin?
– Anne, ne diyorsun? Tabii ki hayır, sadece Mustafa bensiz yaşayamayacağını söyledi, ben de aynı durumdayım… Bizim aşkımız böyle anne.
Çabuk evlenmeleri şaşırtanlar kısa sürede, bu ikilinin birbirine çok uygun olduğunu gördü. Her şeyleri yolundaydı. Dışarıdan bakınca Mustafanın Arzuya çok nazik davrandığı belli oluyordu, Arzu da kocasına sevgiyle bağlıydı.
Eşlerin aşkı gerçek ve içtendi fakat bir mesele vardı ki, bu onların mutluluğunu gölgeliyordu. İkisi de çocuk sahibi olmayı çok istiyordu, ama beklenen hamilelik bir türlü olmuyordu.
– Mustafa, birlikte muayene olalım, belki bir sebep var, neden hamile kalamıyorum.
– Tamam, – dedi Mustafa hemen.
Ne umutlar, ne doktorlar, ne yolculuklar, ne dualar… Ama hepsi boşunaydı. Arzu hamile kalamadı.
– Arzu, düşündüm de, istersen gidelim çocuk yuvasına, bir çocuğu evlat edinelim, kendi çocuğumuz gibi büyütelim, – çekinerek önerdi Mustafa.
– Olur, – dedi eşi hemen, zaten uzun zamandır bunu hayal ediyordu ama Mustafanın karşı çıkmasından korkmuştu. – Ben de aynı şeyi düşünüyorum
– O zaman gidelim, – dedi Mustafa. – İş seyahatlerinde dönerken hep önünden geçiyorum bir çocuk yuvasının, orada karar vermiştim.
Arzu ve Mustafa çocuk yuvasına gittiklerinde, onlarca ürkek ve yorgun çocuk arasından bir kız çocuğu, üç yaşında, sarışın ve mavi gözlü, Arzuya koşup bacaklarına sarıldı.
– Anne, – dedi neşeyle. Arzu onu bırakamadı.
Böylece evlerine hayat dolu bir kız çocuğu, Elif geldi. Neşesiyle ortalığı şenlendiren Elifi Arzu çok sevdi, annelik duygusu sonunda kendini buldu. Mustafa da Elife gözün gibi bakıyordu.
Her şey yolundaydı. Mustafa ile Arzu, herkesin birbirini tanıdığı bir mahallede yaşıyordu. Haliyle komşular ve tanıdıklar Elifin evlatlık olduğunu biliyordu. Elif küçükken hiç problem olmadı. Ama zamanla büyüyüp okula başladıktan sonra, bir gün birisi ona evlatlık olduğunu söyledi.
Elif o zaman on dört yaşındaydı. Okuldan geldiğinde kriz çıkardı.
– Anne, neden siz ve babam bana hiç söylemediniz evlatlık olduğumu? Biliyorum, çocuk yuvasından aldınız beni
– Kızım, dur biraz, sen büyüyene kadar çok hassas olmaman için bekledik, söylemeyi hep planladık ama şimdi duymuşsun Hep bu anı korkarak bekledik.
Elif ağladı, bağırdı, içine kapandı, sonra hırçınlaştı. Zaten yaş dönemi ergenlikti ve davranışları iyice sertleşmişti. Anne babasına kabalık yapıyor, kapıları çarpıyor, hatta ters cevaplar veriyordu.
Tam bu dönemde beklenmedik bir olay oldu. Mustafa hayatını kaybetti. Arzu, haberi aldığında kendine gelemedi. Mustafa iş için il merkezinden dönüşte, arkadaşla beraber yolda kaza geçirmişti, tam yılbaşından önce, tipiden dolayı meydana gelmişti.
Mustafa sık sık iş seyahatine giderdi, bazen bir hafta kalır, gecikirse Arzuya kartpostal yollardı, o zaman telefon yoktu. Mustafanın kaybından sonra Arzu kırk altı yaşında kalmıştı. Elif ise annesini destekleyeceğine iyice kontrolden çıktı. Evden kaçıyor, ortalarda olmuyor, söz dinlemiyordu.
Arzu, son gücüyle kızına ulaşmaya çalıştı, ağladı, yalvardı; hiç bağırmadı. Böyle sürdü hayatları. Elif hızla büyüdü ve bir gün, liseden mezun olduktan sonra annesine şunu söyledi:
– Şehre gidiyorum, – dedi kararlı bir sesle.
Arzu yorgun gözlerle ona baktı, elinde havlu sıkıyordu.
– Okumaya mı gideceksin, kızım?
– Hayır, öz annemi bulmaya gidiyorum
Arzunun birden nefesi kesildi, şaşkınlıkla sordu:
– Ama neden, Elif? Ben senin annen değil miyim?
Elif pencereye döndü, uzun bir süre sustu.
– Kim olduğunu bilmeliyim. Bunu yapmam gerek, anne. Beni neden terk etti, neden bıraktı, anlamam lazım. Sonuçta hakkım var.
– Elbette hakkın var, kızım, – dedi Arzu, biliyordu ki hiçbir söz onu durduramazdı.
Artık on dokuzuna yaklaşmıştı. Elif, az eşyasını bir spor çantasına koydu, Arzuyu yanağından öpüp arada geleceğim dedi. Elif evden çıktı, otobüs durağına gitti. Arzu ise hüzünle kızının arkasından baktı. Arzu yalnız kaldı.
Uzun zaman geçti. Günler ağır aksak geçti. Arzu artık emekliydi ve uzun kış akşamlarında, kocası Mustafadan gelen birkaç kartpostalı, pötikare kutuda sakladığı, bağladığı kurdeleyle açıp karıştırıyordu. Kartlar azdı, sonuncusu, üstünde çam dalı olan, zamanı unutulmuş bir kartı çevirdi: Arzucum, üç gün gecikeceğim, özledim, öptüm, senin Mustafan.
Arzu titreyen elleriyle karta dokundu, göğsüne bastı, kocasını sarar gibi. O günden beri çok yıl geçmiş, hayatında çok değişiklik olmuştu. Neredeyse yirmi beş yıl geçmişti Mustafanın ölümünden beri.
Arzu pencere önünde otururken anılar üzerine çöktü. Son zamanlarda iyice yaşlanmıştı, eskiden mahallede kadınlarla bankta otururdu, şimdi nadiren kapıdan çıkıp yalnızca markete gidiyordu.
Ev sessizdi, pencereler perdeli, posta kutusu boş. Evde yalnızlık arada Elif çocuklarıyla gelince neşeyle doluyordu. Ama bu da nadirdi. Yine hep yalnızdı. Komodinde Mustafanın fotoğrafı duruyordu; kucağında küçük Elif, ikisi de gülümsüyordu.
– Ah Mustafa, ne erken gittin, beni yalnız bıraktın, – diye kocasına sesleniyordu. Tamamen tek başıma kaldım.
Evde yalnızca Tontonin sesleri vardı, pencere pervazından atlardı, bazen Arzunun yanında yüksek sesle mırlardı. Arzu Tontona yemek verdi, kendisi çay içti, bugün markete gitmeye karar verdi. Odaya girdi, fotoğrafa baktı.
Çayını içiyordu ki biri kapının teline vurdu.
O günü hatırladı. Elif ona açık açık şehre öz annesini aramaya gideceğini söylemişti. O sabah, Arzu mutfakta çay demlemişti, hava kapalı ve hüzünlüydü. Kapının teline birisi tıklattı.
Arzu şalını omzuna alıp ayakkabılarını giydi, bahçeye çıktı, kapının teline kilidi açtı. Kapıda, kendisinden hayli genç bir kadın vardı. Gözleri hüzünlüydü.
– Merhaba Arzu sizsiniz, değil mi? – sesinde bir titrekliği vardı.
– Evet, siz kimsiniz?
Kadın huzursuzdu, ayakta oynayıp duruyordu.
– Ben Elifin annesiyim ikinci annesi daha doğrusu biyolojik annesi adım Derya yani anladınız sanırım, – karmakarışık konuşuyordu.
Arzunun içi buz gibi oldu. Elif’in gidişinden çok geçmemişti, üstelik annenin gelişine şaştı, nasıl bulmuştu?
– Bir şey Elif’e olduysa buradasınız, – endişelendi Arzu. – Demek ki Elif sizi bulmuş
Derya hızlı ve karışık şekilde anlattı:
– Elif şu anda şehirde hastanede Midesiyle ilgili bir problem Parkta gezerken karnını tuttu, bankta oturdu, rengi soldu, hemen ambulans çağırdım.
İkisi birbirine bakarak, sessizce duruyorlardı.
– Elif beni uzun zamandır bulmuştu, ama size söylemeye korkuyordu, – Derya ağlamaya başladı.
– Ah, kapıda niye duruyoruz, buyurun içeri girin, – Arzu kendine geldi. – Hadi eve geçelim.
Deryaya sıcak çay ikram etti, Derya masaya oturunca anlattı:
– Ben çok gençtim Elifi doğurduğumda. Ailem çok katıydı, beni kızımı bırakmaya zorladı. Nişanlım hamile olduğumu öğrenince ortadan kayboldu, ailem, çocukla sokağa atmakla tehdit etti. Doğumda vazgeçtim Yıllarca bununla yaşadım Neyse, önemli olan Elif sizi görmek istiyor, hastanede mutlaka gelin dedi.
Arzu hemen ayağa kalktı.
– Neden beni aramadı?
– Telefonunu çaldılar, daha doğrusu çantasını. Ambulans gelene kadar, sonra Elifi götürdüler. Çanta bankta kalmıştı, belgeleriyle. Ben döndüğümde çanta yoktu
– Allahım, benim zavallı kızım, – mırıldandı Arzu.
– Kendi elleriyle adresinizi verdi, dedi ki: Benim annemi bul.
Kadınlar sessiz kaldı, göz göze geldiler; bakışlarında düşmanlık yoktu, sadece endişe ve yorgunluk vardı.
– Gidelim, – dedi Arzu, kapıyı kilitleyip, – çabuk yola çıkalım.
Yaşlı otobüs yavaş ilerliyordu, Arzu ile Derya başta sessizdi ama sonra konuşmaya başladılar.
– Ben de yalnızım, – iç çekti Derya. – Eşim üç yıl önce hayatını kaybetti, ağır hastaydı. Uzun süredir çocuk isteğim olmadı, Tanrı bana ceza verdi biliyorum, kızımı bıraktım Evet, bu benim cezam.
– Demek ki, Elif’ten başka kimsemiz yok, – dedi Arzu.
– Öyle gözüküyor Bir kızımız var, ikimize de – hüzünle yanıt verdi Derya.
Hastanede sordular:
– Kime geldiniz?
– Kızımız Elif Yılmaza, – ikisi birden Yanıt verdi.
– Siz kim oluyorsunuz?
– Annesiyim, – yine ikisi aynı anda konuştu, birbirlerine baktılar ve gülümsediler.
– İki anne? Hadi, geçin
Solgun Elif, serum altında yatıyordu. Onları görünce gülümsedi.
– Anne ve anne – fısıldadı.
Arzu ilk öptü onu.
– Sakin ol, kızım, yanındayım, – dedi. Derya ise yanında oturdu.
– Artık her şey iyi olacak, kızım, yalnız değilsin, – Derya üstünü düzeltti.
Uzun süre yanında oturdular, çok şey konuştular.
O günden sonra Elifin iki annesi oldu, ardından bir kocası ve iki oğlu. Arzu ve Deryanın ise bir kızı vardı, ikisine ait. Ara sıra hep birlikte buluşuyorlar.
Okuduğunuz için teşekkür ederim, abonelik ve desteğiniz için sağ olun. Herkese huzur ve iyilikler dilerim.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



