Bir Kız, İki Anne
Zehra ve Kadirin arasındaki aşk öyle bir anda parladı ki, daha ilk bakışta ikisinin de gönlü kaydı. Bir aydır görüşüyorlardı, bir akşam Kadir ani bir şekilde:
Zehra, benimle evlenir misin? dedi.
Zehra şaşırmıştı:
Nasıl yani? Evlenmek mi? Sadece bir aydır görüşüyoruz seninle.
Olsun. Bir ay bana fazlasıyla yetti. Sen benim kaderimsin. Senden başka kimseyi istemem, başka kız yokmuş gibi hissediyorum
Ah Kadir, kabul ediyorum aslında, dedi Zehra ve sessizce gülümseyerek ona sarıldı.
Kızım, acele etmedin mi? diyordu annesi Zehraya, hamile misin yoksa?
Anne, ne diyorsun? Tabii ki değilim, Kadir sensiz yaşayamam dedi, ben de aynı şekilde düşünüyorum Böyle bir aşk bizimki.
Çevredekiler, aceleyle yapılan bu nikaha şaşırsa da, zamanla Zehra ve Kadirin gerçekten birbirleri için yaratıldığını anladılar. Her şey yakışıyordu onlara, Kadirin Zehraya gösterdiği sevgi ve özen herkesin gözünden kaçmıyordu, Zehra da kocasına hem sevgisini hem özenini gösteriyordu.
Gerçek ve içten bir aşkları vardı ama mutluluklarını gölgeleyen bir şey de vardı. İkisi de çocuk sahibi olmayı çok istiyordu, ama uzun yıllar geçse de beklenen hamilelik bir türlü gelmedi.
Kadir, bence muayene olmalıyız, bir sıkıntı varsa birlikte öğrenelim, belki bu yüzden olmuyor.
Tamam, dedi Kadir anında.
Koca bir umudun, doktorların, duaların peşinde koştular, ama sonuç değişmedi. Zehra hamile kalamadı.
Zehra, düşündüm, yetimhaneye gidip bir çocuk alalım, kendi çocuğumuz gibi büyütelim, dedi Kadir çekingen bir şekilde.
Ben de istiyorum, diye atıldı Zehra, bu fikri uzun zamandır aklında tutuyordu ama Kadir karşı çıkar diye söylemeye çekinmişti. Ben de bunu istedim hep
O halde gidelim, dedi Kadir, biliyorum bir çocuk yuvası var, hep işten dönerken önünden geçerim, işte o zaman karar verdim.
Zehra ve eşi çocuk yuvasına vardıklarında, orada onlarca çekingen ve yorgun çocuğun arasında bir kız çocuğu, sarı saçlı, mavi gözlü Ayşegül, koşarak Zehraya sarıldı, dizlerine yapıştı.
Anne, dedi sevinçle. Zehra onu bırakamadı.
Böylece Ayşegül adlı neşeli bir kız çocuğu girdi evlerine. Ayşegülün kahkahası evde şakıdı. Zehra nihayet gerçekten anne olduğunu hissetmişti. Kızını her şeyden çok seviyordu, annelik artık Zehranın kalbine yerleşmişti. Kadir de Ayşegülü çok severdi.
Her şey yolunda gidiyordu. Kadir ve Zehra küçük bir kasabada yaşıyorlardı, herkes birbirini tanırdı. Dolayısıyla komşular başta olmak üzere çoğu kişi Ayşegülün evlatlık olduğunu biliyordu. Ayşegül küçükken sorun yoktu. Zaman geçti, Ayşegül büyüdü ve okulda bir gün ona, asıl anne ve babası olmadığını, evlatlık olduğunu söyleyenler oldu.
Ayşegül o zamanlar on dört yaşındaydı, okuldan geldiğinde sinir krizleri geçirdi.
Anne, neden bana evlatlık olduğumu söylemediniz? Biliyorum ki beni çocuk yuvasından aldınız
Kızım, sakin ol. Babaan ile konuşacaktık, ama büyümeni bekledik. O yüzden daha hassas olacağını tahmin ediyordum. Ama insanlar söylemiş olsa da hep korktuğumuz buydu.
Ayşegül ağladı, bağırdı, içine kapandı ve öfkelendi. Zaten ergen çağında çocuklar böyle olur. Anne ve babasına ters davranmaya, kapıları çarpmaya, laf sokmaya başladı.
Tam bu dönemde beklenmedik bir olay oldu. Kadir bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Zehra, eşinin vefat haberini alınca adeta kendini kaybetti. Kadir ve bir mesai arkadaşı, vilayetten dönerken, yeni yıl arefesinde, yoğun bir tipi yüzünden kaza yapmışlardı.
Kadir sık sık iş için başka kentlere giderdi ve gecikirse, bir kartpostal gönderirdi; o zamanlar telefon yoktu. Kadirin vefatı sırasında Zehra kırk altı yaşındaydı. Ayşegül ise annesini teselli etmek yerine, adeta zincirlerinden boşalmış gibi, evden çıkıp kaybolmaya, asi bir tavır göstermeye başladı.
Zehra, kızına ulaşabilmek için tüm çabasını harcıyor, ağlıyor, yalvarıyor, ama asla kızına sesini yükseltmiyordu. Zaman hızla geçti, Ayşegül büyüdü. Ve bir gün, lise bittikten sonra annesine şöyle dedi:
Ben Ankaraya gidiyorum, dedi net bir sesle.
Zehra yorgun gözlerini kaldırdı, elindeki havluyu sıktı.
Okumaya mı gidiyorsun kızım?
Hayır, gerçek annemi aramaya gidiyorum
Zehra nefesi tutulmuş halde şaşkınlıkla sordu:
Neden, Ayşegül? Ben senin annenden değil miyim?
Ayşegül uzun süre pencereye bakıp sessiz kaldı.
Ama bilmem gerek, kim o. Neden beni terk ettiğini, neden vazgeçtiğini anlamalıyım. Buna hakkım var, anne.
Elbette hakkın var, kızım, dedi Zehra, biliyordu ki hiçbir mantık, Ayşegülün kararını değiştirmez.
Artık on dokuz yaşına gelmişti. Ayşegül, birkaç parça eşyasını küçük bir çantaya koydu, Zehrayı yanağından öptü ve ara ara geleceğini söyledi. Ayşegül kasaba otobüsünün durağına yürüdü; Zehra ise gözleri dolu dolu ardından baktı. Evde yalnız kaldı.
Yıllar geçti, günler yavaş akıyordu. Zehra artık emekliydi; uzun kış akşamlarında, eski bir kurdeleli çikolata kutusunda sakladığı Kadirin kartlarını çıkarıp yeniden okur, birkaçına parmaklarıyla dokunurdu. Kartların sayısı azdı; sonuncusu sararmış, çam dallı bir karttı, arkasında şöyle yazıyordu: Zehram, üç gün daha gecikiyorum, özledim, öptüm, Kadirin.
Zehra kartı göğsüne bastı, sanki ölen kocasına sarılıyordu. O günden bu yana çok şey değişti, neredeyse yirmi beş yıl oldu Kadirin vefatından bu yana.
Artık Zehra çoğunlukla pencerede oturur, hatıralar sıkça aklına dolanır. Eskiden mahalledeki kadınlarla market önünde konuşur, şimdi ise ancak markete gidip gelir.
Evde sessizlik hâkimdi, arada bir Pamuk adlı kedisi pencere pervazından atlar, yanına gelip mırlar. Zehra kedisini doyurdu, kendi de bir çay içip, bugün markete gitmeye karar verdi. Odasına girip fotoğrafa baktı; Kadir, Ayşegülü kucağında tutuyor, ikisi de gülümsüyor.
Ah Kadir, ne çabuk gittin, beni bir başıma bıraktın, dedi Zehra. Yalnız kaldım işte.
Evin sessizliği, ara sıra Pamukun mırıltısıyla bozuluyordu. Zehra çayını içiyordu ki, birden kapıdan bir tıklama geldi. O an, Ayşegülün kasabadan ayrılıp annesini bulmaya gittiği gün aklına düştü. O sabah kasvetli ve sessizdi. Zehra mutfakta çay demlemişti, kapı tıklandı.
Hemen şalını omzuna aldı, ayakkabılarını giyip kapıya çıktı, kapıyı açınca karşısında genç bir kadın buldu. Gözleri hüzünlüydü.
Merhaba Zehra Hanım siz misiniz? dedi kadın, sesi titreyerek.
Evet, siz kimsiniz?
Genç kadın ürkek bir şekilde:
Ben Ayşegülün annesiyim Yani ikinci annesi Asıl annesi Adım Nuray Umarım anlatabiliyorum dedi.
Zehra bir an donakaldı. Daha kısa süre önce Ayşegül gitmişti, şimdi asıl annesi karşısındaydı, nasıl bulmuştu?
Ayşegüle bir şey mi oldu, buraya gelmenizin sebebi bu mu? diye telaşlandı Zehra. Demek Ayşegül sizi bulmuş
Nuray hızlı ve karışık bir biçimde anlattı:
Ayşegül şimdi hastanede Ankarada. Midesiyle ilgili bir sorun çıktı Parkta gezerken birden karnını tuttu, yüzü bembeyaz oldu, derhal ambulans çağırdım.
Bir süre birbirlerine baktılar.
Ayşegül beni uzun süre önce buldu, ama size söylemeye korkuyordu, dedi Nuray ve sessizce ağladı.
Ay, dışarıda niye böyle bekliyoruz, girin içeri, Zehra kendine geldi, buyurun, geçin.
Zehra çay demledi, Nuray masada oturup konuştu:
Yaşım çok küçüktü, Ayşegülü doğurduğumda. Ailem çok katıydı, zorla evlatlıktan vazgeçirdiler. Nişanlım hamile olduğumu öğrenince kayboldu, ailem çocuğumla sokağa atmakla tehdit etti. Hastanede imza verdim Yıllardır bunun acısı içimde Neyse, Ayşegül sizi hastaneye çağırmamı çok istedi.
Zehra hemen ayağa fırladı.
Neden beni aramadı ki?
Çantası çalındı, içinde telefonu ve kimlikleri vardı, ambulansla gitti Ben döndüğümde çantası yoktu.
Allahım, zavallı kızım, Zehra mırıldandı.
Adresinizi Ayşegül bana verdi, dedi ki: Benim annemi bul.
İki kadın sessiz kaldı, göz göze geldiler, ne öfke ne kıskançlık vardı, sadece kaygı ve yorgunluk.
Hadi gidelim, dedi Zehra kapısını kilitledi, acele edelim.
Eski bir Ankara otobüsüne bindiler; yol ağır ilerliyordu. Yol boyunca iki kadın önce sessiz kaldı, sonra dertleşmeye başladılar.
Ben de yalnızım, dedi Nuray, eşim üç yıl önce öldü, ağır hastaydı. Evlenip uzun yıllar çocuk istedik ama başka çocuğum olmadı. Allah bana ceza verdi, kızımı bırakmak zorunda kaldığım için. Biliyorum, bu benim cezam
Demek ki Ayşegülden başka kimsemiz yok, dedi Zehra.
Evet, ikimizin de bir kızı var, dedi Nuray hüzünle.
Hastaneye vardıklarında:
Kime geldiniz? dediler.
Kızımıza, Ayşegül Yıldıza, dedi iki anne aynı anda.
Siz kimsiniz?
Annesiyim, yine birlikte söylediler, göz göze gelip güldüler.
İki anne mi? Neyse, geçin
Ayşegül odada yatıyordu, serum takılıydı. Onları görünce gülümsedi.
Anne ve anne dedi.
Zehra kızını öptü:
Sakin ol kızım, buradayım, dedi, Nuray ise yanında oturdu.
Artık her şey düzelecek kızım, yalnız değilsin, dedi Nuray.
Uzun uzun konuştular. Ayşegülün artık iki annesi vardı; zamanla bir de eşi ve iki oğlan çocuğu oldu. Zehra ve Nurayın ise, bir kızları vardı, ona birlikte sahip çıktılar. Tüm aile ara sıra birlikte buluşur.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Hepinize huzur ve iyilik diliyorum.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



