Aşka Karşılık Veremedim -Kızlar, aranızda kim Lila? – Genç kadın bizi ve arkadaşımı dikkatlice, ha…

SEVGİYİ İÇİMDE BULAMADIM

Kızlar, hadi bakalım, hanginiz Elif? dedi bir kadın, gözlerinde o tanıdık, yaramaz bakışlarla bize bakarak.

Ben Elifim. Bir sorun mu var? dedim şaşkınlıkla.

Al şu mektubu, Elif. Volkandan. diye devam etti yabancı kadın, önlüğünün cebinden buruşturulmuş bir zarf çıkarıp bana uzattı.

Volkandan mı? Kendisi nerede? şaşırdım.

Onu yetişkinler yurduna aldılar. Seni bekledi, Elif, yağmuru bekler gibi. Gözleri kapıda kaldı. Bu mektubu bana önce okuttu, hatası var mı diye bakmamı istedi. Sana karşı rezil olmak istemedi Volkan. Neyse, benim gitmem gerek. Birazdan öğle yemeği var. Burada eğitmenim, dedi, hafif bir sitemle bana bakıp iç çekti ve koşar adımla uzaklaştı.

Bir gün, Yaseminle birlikte dolaşırken tesadüfen bir binanın bahçesine girdik. On altı yaşındaydık, yaz tatilinin keyfini sürüyorduk, macera peşindeydik.

Yaseminle uygun bir bank bulup oturduk. Sohbetimiz, kahkahalarımız havada uçuşuyordu. Fark etmeden yanımıza iki delikanlı geldi.

Merhaba kızlar! Sıkıldınız mı? Tanışalım mı? dedi biri, bana elini uzatarak: Volkan.

Ben de:

Elif. Bu da arkadaşım Yasemin. Sessiz olanınızı nasıl tanıtalım bakalım?

Levent, dedi ikinci çocuk, sessizce.

Açıkçası, çocuklar pek günümüzden gibi değildi, ayarı kaçık bir aşırı düzgünlükleri vardı. Volkan ciddi bir edayla:

Kızlar, ne diye bu kadar kısa etek giyiyorsunuz? Yaseminin yakası da çok açık kalmış.

Hımm Beyler, gözlerinize mukayyet olun, yanlış yere bakarsanız gözleriniz şaşar, deyip güldük Yaseminle.

Bakmasak olmuyor işte. Biz erkek sayılırız. Yoksa siz bir de sigara mı içiyorsunuz? diye sürdürdü Volkan, o erdem abidesi tavrıyla.

Tabi, içiyoruz, ama dumanını çekmiyoruz, diye şaka yaptık.

O anda Yaseminle fark ettik ki, çocukların ayaklarında bir gariplik var.

Volkan neredeyse güçlükle yürüyordu, Leventin de bir ayağı belirgin biçimde topallıyordu.

Burada mı tedavi görüyorsunuz? diye sordum.

Evet, motosiklet kazasında yaralandım. Levent, suya atlayınca uğursuz oldu, dedi Volkan, ezberden bir telaşla. Yakında çıkıyoruz buradan.

Biz, Yaseminle Volkan ve Leventin anlattıklarına inandık. O zamanlar anlamazdık işin aslını, meğer çocuklar doğuştan engelliymiş. Yıllarını yurtta geçirmeye mecburlarmış. Biz onlar için taze bir nefes, özgürlük gibiydik.

Konuştukça anladık, yurdun dışına çıkamazlar, hepsinin bir kazalı hikâyesi var: kaza, sakarlık, kavgadan kalan iz

Volkan ve Levent yaşlarından büyük, bilge ve kitap kurdu çocuklardı.

Yaseminle her hafta ziyarete gitmeye başladık. Bir kere, çocukları eğlendirip moral veriyoruz; bir de, onlardan hayata dair bir şeyler öğreniyoruz. Kısa buluşmalarımız bir rutine dönüştü.

Volkan bana, bahçenin köşesinden topladığı çiçekler getiriyor; Levent ise el yapımı origamiyle Yasemini mahcup ama mutlu ediyordu.

Sonra hep birlikte aynı bankta oturuyorduk; Volkan yanımda, Levent de Yasemine dönük, gözleri hep onda. Yasemin utansa da, yüzünden belli ki Leventin ilgisi hoşuna gidiyor.

Konuştuk, güldük, anlamsız konular etrafında döndük.

Yazın sıcaklığı gitti, sonbaharın serinliği geldi. Tatil bitti, yeni okul dönemi başladı; mezuniyet yılı telaşıyla Volkan ve Leventi unuttuk gittik.

Sınavlar, son zil, mezuniyet akşamı derken yeni bir yaz umutla kapıda belirdi.

Yaseminle gene yurdun bahçesine gittik. Eski arkadaşlarımızı görmeye kararlıydık. O eski bankta yerimizi aldık, Volkan elinde bir çiçek, Levent ise bir origamiyle gelecek sandık. Ama iki saat bekledik, nafile.

O anda yurttan bir kadın çıkageldi, doğruca bana yöneldi. Volkandan bir mektup getirmiş. Zarfı açtım hemen:

Sevgili Elif! Kokulu çiçeğim! Ulaşılmaz yıldızım! Belki de anlamadın ama ilk görüşte sana vuruldum. Seninle buluşmak bana hayat, nefes oldu. Altı aydır boş boş pencerede seni bekliyorum. Unuttun beni. Ne yazık! Yollarımız başka. Ama sana gerçek aşkı öğrendim diye minnettarım. Kadifemsi sesini, gülümseyen yüzünü, o narin ellerini hatırlıyorum. Senden ayrı, canım yanıyor Elif! Bir kere görebilsem seni! Nefes alamıyorum Benimle Levent de on sekiz yaşımızı doldurduk, baharda başka yurda gideceğiz. Bir daha görüşmek mümkün değil. Ruhum paramparça! Umarım seni atlatıp iyileşirim. Hoşça kal, gözümde tütensin!

İmza: Sonsuza kadar senin Volkan.

Zarfın içinde bir de kurutulmuş bir çiçek vardı.

Çok mahcup hissettim. İçim burkuldu, değiştiremeyecek olmanın yükü çöktü. Başımda bir cümle yankılandı: Evcil hayvan edineni sorumluluk bekler.

Volkanın içinde ne fırtınalar kopmuş, bilmiyordum. Karşılık veremezdim ki ona! Volkana karşı sadece dostça bir ilgi, merak vardı; abartılı duygular yoktu. Evet, biraz flört etmiş, havayı yumuşatmış, Volkanı heyecanlandırmıştım. Ama öylesine ufak bir kaçamak tüm kalbini tutuşturacağını tahmin etmemiştim.

O günden bugüne yıllar geçti. Volkanın mektubu sarardı, çiçek ufalanıp toz oldu. Ama o saf buluşmalarımızı, Volkanın espri dolu sohbetlerini, rahat kahkahaları hep hatırlıyorum.

Ve hikâyenin devamı var. Arkadaşım Yasemin, Leventin zorlu hayat hikâyesine çok ilgi duydu. Malum, ailesi onun farklılığı yüzünden vazgeçmişti; Leventin bir bacağı acayip kısa doğmuştu. Yasemin, eğitim fakültesini bitirdi, çocuklar için engelli yurdunda öğretmen oldu. Levent ise Yaseminin bir tanecik kocası. İki yetişkin çocukları var.

Volkanın hayatını da Leventten dinledik: Yalnızlıkla geçti yılları. Kırk yaşına geldikten sonra annesi yurda gelip onu görünce, ağlayıp pişman olmuş, unutulmuş sevgisiyle Volkanı köyüne geri götürmüş. Sonrası ise belirsiz, izini kaybettikVe ben, Elif… O eski mektubun uçlarını okşarken, şimdi anlıyorum: Sevgi bazen en saf, en beklenmedik anlarda içimizi yakıp geçiyor, geride bir iz bırakıyor. Yasemin ve Leventin mutluluğunu gördükçe içimden buruk bir tebessüm yükseliyor. Volkanın köy evinde, camın önünde sessizce gülümseyen yüzünü hayal ediyorum. O zamanki eksik, çocukça hislerim büyüdü; artık sevgiyi tarif edememek değil, bazen ona yol açmak bile yeterli oluyor. Çünkü insan bazen kendisinde aradığı sevgiyihiç fark etmedenbaşkalarının hayatına fısıldıyor. Ve o fısıltı, yıllar geçse de silinmiyor. Artık biliyorum: Sevgi sadece içimizde bulunmak zorunda değil, verdiğimiz anlarda en derin biçimde yaşanıyor.

Yaz günlerinin bankında geçen o masum buluşmalardan geriye bir sararmış mektup, bir solmuş çiçek ve bir ömür boyu akıldan çıkmayan bir iyilik kalıyor. Her şey gelip geçici, ama o iyilik, o kırılgan dokunuş, insanın hayatında sonsuza kadar kalıyor.

Rate article
Lifequest
Aşka Karşılık Veremedim -Kızlar, aranızda kim Lila? – Genç kadın bizi ve arkadaşımı dikkatlice, ha…