Anne Yalnızca Yardım Etmek İstemişti — Nuran Hanım çay doldururken, “Sen duydun mu?” dedi Marifetle…

Ayşe Teyzenin ikinci torunu doğmuş, düşünebiliyor musun? kayınvalidesi Suzan Hanım, Zeynepin bardağına bir parça daha çay ekledi. Oğlan, üç kilo sekiz yüz gram. Sağlıklı, yanakları bal gibi.

Zeynep başını sallayarak, ellerini sıcak fincanda ısıttı. Suzan Hanım’ın evinde her zaman serin olurdu; doğalgazı kıstığından ama masası her daim börekler, köfteler, salatalarla dolu olurdu. Sanki Zeynep çaya değil de, düğüne gelmiş gibiydi.

Siz de Alperle hâlâ bana torun haberi vermediniz Zeynepciğim. Yeter ama, daha ne kadar bekleyeceksiniz? Artık yaşınızı aldınız. Alper otuz bir, sen yirmi sekiz. Tam zamanı! Suzan Hanım reçel dolu kaseyi gelinine doğru itti. Ben, bu zamana kadar torun severim diyordum ama siz hâlâ bekleyelim, bekleyelim.

Suzan Hanım, zaman çok zor şu an, Zeynep kırmadan konuşmaya çalıştı. Ev için para biriktiriyoruz. Hem çocuk büyütüp, hem de kredi ödemek imkânsız. Önce evimizi alıp, sonra çocuk yapmayı düşünüyoruz.

Kayınvalidesi elini bir sinek kovuyormuş gibi salladı.

Ne var bunda? Doğurun gitsin, sonrası Allah kerim. Biz babanla yurtta başladık; üç kişi on sekiz metrekarelik oda Ona rağmen Alperim büyüdü, okudu, okuttu. Hesap kitap yapa yapa emekli olursunuz, çocuk filan yapamazsınız.

Zeynep ağzına bir yudum çay aldı, kendine birkaç saniye zaman kazandı. Pencerenin ardında gri Şubat göğü, camdan aşağı süzülen yağmur damlaları Yan odadan duvara asılı eski bir saat tıkırdıyordu; Suzan Hanım onu annesinin evinden getirmişti.

Eskisi gibi değil artık, dedi Zeynep, çay bardağını masaya bırakarak. O dönemde belki idare ediliyordu. Şimdi doğalgazı var, gıdası, bebek bezi, doktoru… Borca batarız.

Ben bakarım torunuma! Suzan Hanım ileri atıldı, sanki bütün mesele bir anda hallolacaktı. Sen sadece doğur yeter, sonra her işi ben üstlenirim. Gezerim, beslerim, gece kalkarım.

Zeynepin içinde bir huzursuzluk kıpırdadı. Kızgınlık değildi bu; kalın, ağırca bir bıkkınlıktı.

Suzan Hanım, ben kendi çocuğumu kendim büyütmek istiyorum. Daha üç ayda işe dönüp de para kazanmak zorunda olmak istemiyorum. Onun yanında olmak istiyorum. O ilk yıllar, en önemlisi

Kayınvalidesi dudaklarını büzüp cama çevrildi. Gücenmişti. Bu mimiği artık ezberden biliyordu Zeynep; şimdi Suzan Hanım susar ve tabakları yüksek sesle yıkar, sözde kırılan kalbini gösterirdi.

Zeynep çayını bitirdi, ayağa kalktı.

Ellerine sağlık, benim artık gitmem lazım. Alper yedide gel dedi.

Kayınvalidesi ona bakmadan başını salladı. Zeynep montunu giyip, öylesine kuru bir öpücük kondurdu yanına ve çıktı.

Taksiden başını cama yasladı, gözlerini yumdu. Dışarıda İstanbulun gri apartmanları, dev ilan panoları, siyah montlu insanlar akıp gidiyordu. Suzan Hanım, zamanın değiştiğini anlamıyordu. Hâlâ nasılsa olur diye çocuk istenmeyeceğini, çocuk sahibi olmanın büyük bir sorumluluk olduğunu fark etmiyordu. Zeynep, çocuğuna her şeyi vermek istiyordu: ayrı odasını, iyi bir okulu, kursları Bunun için bir ev, hem de kendi evi lazımdı.

İki ay geçti…

O akşam fırında tavuk ve patates yaptı Zeynep; Alperin en çok sevdiği. Suzan Hanım bir gün önce arayıp ziyaret etmek istediğini, Bir konuşmamız lazım, dediğini söylemişti. Zeynep pek anlam yüklememişti, Suzan Hanımın konuşacakları genelde ya tarif ya da komşu dedikoduları olurdu.

Masaya oturduklarında Suzan Hanım tabakları biraz ileri çekince, Zeynep bir gariplik sezdi.

Annemin kuzeni Gülten Ablayı hatırlıyorsunuz, değil mi? ikisine de baktı Suzan Hanım. Geçen ay vefat etti Çok çekmişti.

Alper başını salladı. Zeynep ise Gülten Ablayı sadece bir bayramda görmüştü, tam hatırlayamadı.

Neyse, Suzan Hanım sandalyede dikleşti, Zeynep mühim bir şey geleceğini hissediyordu. O bana mecburen iki odalı bir dairesini miras bıraktı. Tabii tadilat ister ama, bina güzel.

Alper ıslık çaldı.

Şaka mı yapıyorsun anne? Harika haber bu!

Dur daha, Suzan Hanım elini kaldırdı. O evi size devretmek istiyorum.

Zeynepin elindeki çatal havada dondu.

Ama tek şartla, Suzan Hanım gözünü ondan ayırmıyordu. Bana bir torun verin. Oğlan kız fark etmez. Bir çocuk, ev sizin.

Mutfakta musluktan damlayan su dışında hiçbir şey duyulmuyordu.

Suzan Hanım tekrar konuşmaya başladı, cümleleri aceleyle, araya girecekler diye tedirgin.

Artık biriktirmenize gerek yok! Ev hazır, sizin eviniz! Birikiminizi de çocuğa harcarsınız. Puset, yatak, kıyafet hepsi çok pahalı şimdi. Artık kira derdiniz yok, kredi yok.

Alper Zeynepe baktı, tepkisini bekledi. Ve Zeynep birden karşı çıkacak bir şey olmadığını anladı. Onlar istiyordu zaten çocuğu, sadece ev yok diye erteliyorlardı. Şimdi bir imza ile mesele çözülüyordu.

Kabul ediyoruz, Zeynep kocasının elini tuttu. Biz de istiyorduk zaten, zamanı bekliyorduk yalnızca.

Suzan Hanım’ın yüzü, sanki ona yeni bir hayatın kapısını açmışsun gibi kocaman açıldı.

Bir yıl sonra…

Bebekleri Mert bir aylık olmuştu. Zeynep onu odada sallarken, içini döke döke bir şarkı mırıldanıyordu. O anda kapının kilidi döndü. Zeynep hemen koridora çıktı, oğlunu sıkıca kucakladı.

Alper, niye bu kadar erken geldin?

Ama kapıda Suzan Hanım vardı. Elinde poşetler, yüzünde memnun bir gülümseme.

Zeynep, odanın eşiğinde durdu.

Suzan Hanım? Siz nasıl girdiniz?

Kayınvalidesi anahtarlığındaki büyük plastik karanfil anahtarı havaya kaldırdı.

Kendime bir yedek bırakmıştım, ne olur ne olmaz, yardıma ihtiyaç olursa, açmazsanız filan

Zeynep kendini zor tuttu, bu konuyu şimdilik açmamalıydı. Mert yeni uyumuştu, tartışma onu hemen uyandırırdı.

Suzan Hanım mutfağa yöneldi, lavabodaki iki tabak ve birkaç kırıntılı masayı görünce başını salladı.

Bu nedir Zeynepciğim, bulaşıklar yıkanmamış, masada kırıntı… Buzdolabını açtı. Ne var yemekte? Yoğurt ve peynir mi? Alper yakında gelir, ne hazırlayacaksın ona?

Zeynep oğlunu daha sıkı sardı, minik arandı ama uyanmadı.

Bütün gün Mertle uğraşıyorum, Suzan Hanım. Kucağımda, yatağa koyunca hemen ağlıyor zaten.

Suzan Hanım çocuk odasına geçti, Zeynep de peşinden sürüklendi. Her şeye dikkatli dikkatli baktı.

Böyle mi bırakılır, bebek bezleri, şişeler dağınık… Şu kullandığın bezler de çok sert, bebekte pişik olur.

Bunlar penye, yumuşacıktır.

Yumuşak neymiş ben bilirim! Oğlumu da büyüttüm ben, Suzan Hanım dudak büktü. Bütün gün evdesin Zeynep, neden dağınık burası?

Zeynep, mışıl mışıl uyuyan Merte işaret etti.

O yüzden.

Olmaz öyle şey, yine elini salladı kayınvalidesi. Ben hem yemek yapar, hem ev toplar, hem de çocuk bakardım. Çok şükür hiç şikâyet etmedim…

Bir saat sonra giderken bebek şişelerini yeniden dizmiş, bebek kıyafetlerini yerleştirmiş ve Zeynepin üstünden silindir gibi geçmiş gibiydi.

Akşam Alper, işten gelince Zeynep bekledi, yemeğini yesin diye… Sonra karşısına oturdu.

Alper, bu şekilde yaşayamayız. Annen habersiz geliyor, kendi anahtarı var. Zaten uykusuzum, bitkinim, bir de onun denetimleriyle baş edemiyorum.

Alper gözlerini kaçırdı.

Anne yardım etmek istiyor Zeynep. Kötü kalpli değil biliyorsun.

Evi ne zaman üzerimize geçirecek?

Alper duraksadı.

O konuda acele etmiyor. Ne gerek var, nasıl olsa siz oturuyorsunuz diyor.

Zeynep masanın kenarını sıktı, ellerinin boğumları beyazladı.

Bir üç ay daha geçti…

Suzan Hanım, neredeyse evin bir parçası oldu. İstediği gibi girip çıkıyor, Zeynepin bebeği beslemesini eleştiriyor, altını değiştirme şeklini beğenmeyip, uyutmasından giydirmesine kadar her şeye karışıyordu. Her ziyaret ya azarlanmayla ya da sessiz kırgınlıkla bitiyordu. Zeynep şikâyet ettikçe Alper sadece omuz silkiyordu: Ne yapayım, annem işte.

Bir akşam Zeynep dayanamadı. Kayınvalidesi evden çıkar çıkmaz valizi çıkardı.

Kendi eşyalarını topladı. Mertin de Bezleri, biberonları, birkaç oyuncağı. Alper kapının eşiğinden izliyordu.

Zeynep, nereye gidiyorsun?

Anneme.

Aman abartma, olur bazen böyle

Alper, Zeynep fermuarı çekip, kocasına baktı. Ya annenin bu eve gelişi bitecek, ya da biz Mertle burada olmayacağız. Seçimini yap.

Alper uzun süre sessiz kaldı. Valize, oğluna, eşine baktı. Sonra kanepeye çöktü, başını ellerinin arasına aldı.

Zeynep bekledi. Beş saniye, on, on beş…

Oturduğu yerden kalkmadı.

Zeynep taksi çağırdı, bebeğini alıp gitti.

Ertesi gün aradı Alper. Sonra yine, sonra bir hafta sonra. Konuşacağım annemle dedi; Gelin, dönün eve dedi. Ama anahtarı istemedi ve Suzan Hanım, verdikleri söze rağmen, evin sahibi olmaya devam etti.

Altı ay sonra boşandılar. Mahkeme, Alperi nafaka ödemeye zorladı; kendi isteğiyle ödememişti çünkü.

Zeynep annesinin evinde, çocukluğundaki çiçekli duvar kâğıtlarıyla döşeli odasında yaşıyordu. Annesi Merte bakıyor, Zeynep ilk önce yarım gün, sonra tam zamanlı iş bulmuştu. Çok zordu, hayalindeki annelik hiç böyle olmamıştı.

Ama akşamları, Mert kucağında güvenle uyurken, Zeynep bunun üstesinden geleceğini biliyordu. Gelmek zorundaydı, onun için.

Bir aileyi ayakta tutmak için bazen tek başına güçlü olmak gerekiyordu. Başkaları anlamasa, destek olmasa bile… Her insan, önce kendi huzurunu kurmalı. Yoksa, bir anahtar, en özel hayatına bir ömürlük huzursuzluk bırakabiliyor.

Rate article
Lifequest
Anne Yalnızca Yardım Etmek İstemişti — Nuran Hanım çay doldururken, “Sen duydun mu?” dedi Marifetle…