Lütfen Beni Geri Kabul Edin, Ne Olur

Beni tekrar kabul edin, lütfen
Anne, gerçekten yapmana gerek yok dediğim anda sözüm yarım kaldı.
Feriha Hanım hafifçe başını salladı, parmaklarıyla eski koltuğun kenarına dokunuyordu. Ev, onun parfümüyle ve her odada bulundurduğu kurutulmuş lavanta kokusuyla doluydu. Ama bu kokular da yakında dağılıp gidecek.
Ben bunu senin için yapmıyorum dedi sessizce. Ege için. Çocuğun evi olması lazım. Gerçek bir evi, kiralık bir kutu değil; ev sahibinin bizi kapı önüne koyabileceği bir yer değil. Ve sen Nevinle ne yaşarsan yaşa, oğlum, bu ev Egeye kalmalı. Ben böyle istiyorum.
Nevin pencerenin önünde durmuş, elini oğlunu omzuna koymuştu. Ege yerinde huzursuzca döndü durdu, yetişkinlerin neden bu kadar sessiz ve dikkatli konuştuklarını tam anlayamıyordu.
Teşekkür ederim, dedim zoraki bir sesle. Gerçekten anne, sağ ol.
Feriha Hanım bir el hareketiyle teşekkürümü geçiştirdi. Gözlerini Egeye çevirdi, yüzü bir anda yumuşadı.
Gel bakalım, kuzum.
Ege odanın ortasını geçti, ve ona sarılmasına izin verdi. Feriha Hanımın elleri hafifçe titriyordu, yüzünü avuçlarıyla kavradı.
Biliyor musun, Egeliğim? Benim başıma gelen en güzel şey sensin. Gözlerin benim, inadın benim, o rezil müzik zevkin de benden.
Babaanneee dedi Ege, utanarak ama mutlu bir şekilde.
Bu ev senin, dedi Feriha Hanım ciddiyetle. Tapu babanda olacak, yaşın tutmadığı için. Ama senin için veriyorum, daha güçlüyken. Biz bir aileyiz, Ege. Sana yeterince sahip çıkmak istiyorum.
İki ay sonra Feriha Hanım hayata gözlerini yumdu
Üç odalı ev tümünü içine aldı. Ben haftasonları çiçek desenli duvar kağıtlarını söktüm, yılların lekelerini boyadım, yeni aydınlatmalar taktım. Nevin kalan annemin eşyaları arasında yer açıp kendi eşyalarımızla düzen kurdu.
Ege odadan odaya koşturuyor, alanın verdiği özgürlükle mutlu. Nihayet kendi odası olmuştu; duvarları posterlerle istediği gibi süsleyebiliyordu.
Baba, masayı pencere önüne koyabilir miyim?
Nereye istersen koyabilirsin, oğlum. Orası senin odan.
Bakarken Ege pencere kenarına figürlerini diziyordu. Annem sayesinde bir evimiz olmuştu. Mutlu ve minnettar olmam gerekiyordu.
Ama bunun yerine, sanki duvarlar üzerime çöküyordu. Rutini, öngörülebilirliği, günlerin birbirine benzemesini Kalkış. İş. Ev. Akşam yemeği. Televizyon. Uyku. Ve bu hep böyle sürecekti
Ofisimin yanındaki kafeye sığındım. İş sonrası oraya gidip eve dönmeyi önce yarım saat geciktirdim, sonra bir saat Barista artık siparişimi ezbere biliyordu. Köşe masası sanki bana ait olmuştu.
Orada onunla tanıştım
Telefonunda bir şeye öyle neşeli ve özgürce güldü ki, kahkahası tüm gürültüyü bastırdı. Kafamı bilgisayardan kaldırdım, göz göze geldik. O da bakışımı kaçırmak yerine kaşını kaldırdı.
Kusura bakmayın, dedi, sesi pişmanlık taşımıyordu. Arkadaşım hayatımın en saçma fıkrasını attı. Dinlemek ister misiniz?
Hayır demeliydim. Tabloyu bitirip evime, karıma, oğluma gitmeliydim.
Haydi anlatın, dedim
Adı Elifti. Reklam ajansında çalışıyordu, işine nefret ediyordu, anlamsız kelime şakalarını seviyordu. Elif canlı, parlak, gerçekti.
Boğuluyorsun, dedi üçüncü buluşmamızda.
Boğulmuyorum. İyi bir hayatım var.
Ama mutlu musun?
Ve üç hafta sonra aynı yatağı paylaştık
Nevine aynı akşam her şeyi anlattım.
Onun yüzündeki ifadelerin değişimini, kelimelerimin anlamı ona ulaştıkça izledim.
Başka biriyle yattın, dedi Nevin ağırca.
Evet.
Sessiz kaldım. Herhangi bir söz durumu yalnızca daha kötü yapardı.
Nevin havluyu üstüme fırlattı. Göğsüme çarpıp yere düştü zavallı bir hamleydi, ama öfkesini körüklemeye yetti.
Ailemizi bir genç kadın uğruna feda ettin yani? On dört yıl, Tuncay. On dört yıl evlilik, ve sıkıldın mı?
Sıkılmakla alakası yok.
O zaman neyle ilgili? diye bağırdı Nevin. Açıkla, çünkü ben sanırım çok aptalım ve neden kocamın tüm kurduğumuz hayatı mahvettiğini anlayamıyorum!
Yüzümü ellerime aldım.
Sizinle boğuluyorum, Nevin. Her gün aynı. İş, ev, yemek, uyku Bir şeyleri hissetmek istedim. Gerçek, canlı bir şey.
Canlı Nevin gülümsedi, ama gözlerinden yaşlar akıyordu zaten. Sana bir oğul verdim. Gençliğimi verdim. Senin canlı hissetmen için!
Koridorda sessizce bir kapı tıkırtısı duyuldu. Ege uyanmış, odasında saklanıyordu. İçim daraldı, oğlumun neleri duyduğunu düşündükçe.
Tamam. Nevin kabaca yüzünü sildi, rimeli daha da dağıldı. Tamam, Tuncay. Gitmek istiyorsan boşanalım. Seni zorla tutmam. Ama ev konusunu konuşalım. Annen Egeye bırakmak istedi. Ona açıkça söylemişti
Ev bende kalacak.
Nevin dondu.
Ne dedin?
Tapu bende. Gözlerinin içine bakamadım. Hukuksal olarak ev benim. Sen ve Ege başka bir yer arayacaksınız.
Kendi oğlunu sokağa atacaksın. fısıldadı Nevin. Seni gibi, sana ev bırakmış annenin evinden.
Kimseyi atmam. Yeni ev bulmanız için zamanınız olacak. İlk kira için yardım ederim, ne isterseniz, ama
Sen bir canavarsın. Nevin masaya tutundu. Bir erkek değilsin, baba da değilsin. Hiçbir şeysin. Annen seni görse, ne hale geldiğini görse, kusardı
Ertesi sabah Nevin eşyaları topladı, Ege yatağında, posterlerle süslediği duvarlara bakarak sessizce oturdu. Babasına hiç bakmadı, hiç konuşmadı. Sadece annesinin peşinden evi terk etti.
Üç ay sonra boşanma gerçekleşti. Egeye nafaka ödedim az ama mahkemeye yetiyordu. Her Pazar Egeyi aradım, her Pazar telefonum kapandı. Mesajlar cevapsız kaldı. Doğum günü hediyeleri bile hiç teşekkür edilmeden alınıyordu.
Zamanla denemeyi bıraktım. Çocuk kızgın, dedim kendime. Büyüyünce anlar, büyüklerin bazen zor kararlar aldığını
Elif, Nevin taşınınca iki hafta sonra bana taşındı. Evi mumlar, dekoratif yastıklar, her saatte çalan müzikle doldurdu. Zor, pahalı yemekler pişiriyor, haftasonu alışverişini şart koşuyordu. Yanında genç, çılgın, özgür hissediyordum.
Altı ay sonra banka hesabımda kırk yedi lira kalmıştı.
Oteller, restoranlar, ani mağaza çıkışları, Elifin kabinlerden dönüp üzerinde yemek masraflarımın iki katı eden elbiselerle dönmesi Her şey öylesine hoştu ki, ben hesabın boşaldığını fark etmedim.
Harcamalarımızı konuşmamız lazım, dedim Elife o akşam.
Sonra konuşuruz tatlım, akşam anlatırım. Arkadaşlarımla buluşacağım.
Yanaklarıma bir öpücük kondurup, geçen ay aldığım çantayı çekip kapıdan çıktı.
O gece eve gelmedi
Sabah döndü ve ilişkimizin geleceği yok dedi. Sıkıldığını, boğulduğunu söyledi Elif hızla eşyalarını topladı ve hayatıma girdiği gibi kolayca çıktı.
İki hafta boyunca kendime acımaktan başka bir şey yapmadım. Boş evde aynı kıyafetle gezdim, bulaşıkları biriktirdim, perdeleri açmadım. Herkes beni terk etti diyordum kendime. Oğlum konuşmuyordu, eşim en güzel şeyleri alıp gitmişti. Ve Elif, o güzel, umursamaz Elif, paralar bitince hayatımdan kaybolmuştu.
Üçüncü haftada kendime acımam umutsuzluğa dönüştü. Duş aldım, tıraş oldum, en temiz gömleğimi giyip mahkemede yazan adrese doğru yola çıktım.
Apartman eski ama düzgündü. Düzgün bir mahallede, bakımlı bir apartman, asansör çalışıyor.
Nevin ise neden geldiğimi sormadan içeri aldı.
Ege, diye çağırdı, baban geldi.
Koridorda adımlarımı attım, artık yaşadıkları bu mütevazı iki oda ve dar mutfak alanına baktım.
Ama her şey huzur ve yaşam doluydu.
Ege kapı aralığında durdu. Oğlum, görmediğim birkaç ayda büyümüş, yüzünde çocukluğuna dair izler yok olmuştu. Bakışı ise bana karşı soğuktu.
Ege, biliyorum bana kızgınsın, dedim. Ama hata yaptım. Yanıldım. Şimdi her şey değişecek. Yine aile olabiliriz. Üçümüz. Odan seni bekliyor, Ege!
Nevin duvara yaslanıp, umursamazca bakıyordu.
İnsanlar değişir, dedim her ikisine. Düşündüm, çok şey kaybettiğimi anladım. Her şeyi fark ettim.
Hiçbir şey kaybetmedin, dedi Ege sertçe. Seçimini yaptın. Onu seçtin, bizi değil.
O kadar basit değil, oğlum.
Bana öyle deme. Ege bir adım öne çıktı. Bizi babaannemin evinden kovdun. Evimizden. Bizi bıraktın, Elifi seçtin.
Ege, lütfen
Sana güvenirsek, sonra ne olacak? diye araya girdi Ege. Birini daha bulup, yeniden sıkılıp bizi sokağa mı atacaksın?
Kendimi savundum:
Bir daha asla olmaz. Söz veriyorum, değiştim.
Ege başını yavaşça salladı.
Bana böyle bir baba lazım değil, dedi sessizce.
Arkasını döndü, odasına girdi.
Nevine döndüm, destek aradım.
Nevin, lütfen onunla konuş. Her şeyi anladım, dersimi aldım.
Yavaşça başını salladı.
Ben de seni affetmezdim, Tuncay. Hatta yalvarsan bile Kapıya yöneldi. Bana tiksinti veriyorsun. Çünkü ihanet ettin ya da bizi evden kovdun diye değil; hayatına yalnız kaldığında geri geldin. Kimsen yokken döndün.
Nasıl apartmanda bulundum, eve nasıl döndüm bile hatırlamıyorum
Evin üç odasında yalnız kaldım. Annem bu evde ailem yaşasın diye hayal kurmuştu. Ama kimse yok. Onları, beni sevenleri uzaklaştırdım. Ve artık hiçbir şeyi düzeltemeyeceğimi anladım.
Çok geç Bir insanın en büyük hatası, elindekilerin değerini kaybedince anlamaktır.

Rate article
Lifequest
Lütfen Beni Geri Kabul Edin, Ne Olur