Babam Yeniden Evlenmeye Karar Verdi: Annemin Ölümünden Sonra Dağılmış Bir Ailenin Tadilatı, Miras Ka…

Behiyenin annesi beş yıl önce vefat etmişti. Henüz kırk sekiz yaşındaydı. Mutfakta menekşeleri sularken birdenbire kalbi durmuştu. Babası ise o zaman elli beşindeydi.

Ağlamadı, feryat etmedi. Sadece eşinin koltuğunda oturup uzun uzun onun fotoğrafına baktı. Bakışları sanki sevdiğini yalnızca düşünce gücüyle hayata döndürebileceğine inanır gibi sabitti.

O gün Behiye sadece annesini kaybetmedi; aslında babasını da yitirdi. Babası hâlâ aynı evde, o tanıdık odalarda dolaşıyordu ama eskisinin bir gölgesi, eve hapsolmuş bir hayaldi artık.

İlk yıl çok zordu. Yirmi üçünde olan Behiye, babasının hem kızı, hem bakıcısı, hem de psikoloğu olmuştu. Ona tarhana çorbası pişirip sofraya koydu, ütüleyip dolaba astığı gömleklere el dokunulmadığını gördü, tekrar tekrar konuşmaya çalıştı, ama babası derin bir boşluğa çekilmişti.

Babası ise çoğunlukla susuyordu. Ara sıra kısa, soğuk cevaplar veriyordu; sanki Bana yaklaşma! Dokunma! diyordu her seferinde.

Giderek aralarına kalın, geçilmez, soğuk bir duvar örüldü…

***

Zaman geçti. Birbirlerinin yanında, ama ayrı dünyalarda yaşamaya başladılar.

Sabah mutfakta rastlaşıp işe gidiyorlardı. Akşam olup döndüklerinde yine aynı mutfakta kısa bir karşılaşma sonrası odalarına çekiliyorlardı. Sohbet yok denecek kadar azdı. İlgilenmekten vazgeçen Behiyenin hali babasının hoşuna da gitmişti, her biri yeni hayata alışmaya başlamıştı.

Karısız… Annesiz…

***

Aradan zaman geçince babasında kıpırdanmalar başladı.

Apartman komşusu, her zamanki gibi evlerine sıcak pişi getirdiğinde hafiften gülümsedi. Eski arkadaşıyla balığa gitmeye başladı. Dizüstü bilgisayarını bulup eski Türk filmlerini açar olmuştu.

Behiye, onun kambur posturunda eskisi gibi umutsuzluğun olmadığını fark etti. Belki en kötüsü geride kalmıştı. Beklenmedik bir şekilde yaz tatili boyunca şehir dışındaki bir termal otelde çalışma fırsatı çıkınca, Behiye babasını yaz boyunca yalnız bırakacak kadar rahat hissetti.

Döndüğünde onu tuhaf bir sürpriz bekliyordu.

***

Babası evleneceğini açıkladı.

Daha kapıdan içeri adım atar atmaz, sanki aylardır bu anı beklemiş gibi, dosdoğru söyledi. Dingin bir ses, kesin bir tavır.

Mutfakta karşısına oturdu.

Bir hanımla tanıştım, dedi gülümseyerek. Adı Nazan. Nikah kıyacağız.

Behiye bir anda üşüdüğünü hissetti. Asıl mesele babasının biriyle olması değildi. Hatta gülmesini isterdi. O anda kafasında kocaman kırmızı bir alarm yandı: Ev!

O ev! Çocukluğunu geçirdiği, köşede annenin dikiş makinesinin, dolapta en sevdiği kupanın hâlâ durduğu, başka bir kadının bulaşık bırakıp gittiği o ev!

Behiye yeni tabağı aşağılayarak inceledi…

Baba, dedi kelimeleri seçerek, Çok acele değil mi sence? Nazan Hanımı ne kadar tanıyorsun? Nerede yaşayacaksınız? Umarım burada değildir? Burası sadece senin evin değil, annemin de…

Babasının gözü usulca ona döndü. Sadece yorgun ve buz gibi bir soğukluk vardı bakışlarında.

Ha, şimdi anladım, dedi sessizce. Başladın bile. Hemen. Ama ben hâlâ yaşıyorum… Daha ölmeden mirasını paylaşan ayıdan pay istemeye başlamak erken değil mi?

Ben miras istemiyorum! Sadece bilmek istiyorum! dedi Behiye. Mantıklı olan bu! Yeni bir ailene sahip olacaksın; ya bana ne olacak, bir şey olursa?

O zaman düşünürsün işte, dedi babası asık suratla ve odasına çekildi.

***

Birkaç gün sonra Nazanı getirdi. Uzun boylu, ince, derin bakışlı hüzünlü bir kadındı. Şeker gibi nazikti.

Behiyecik, duygularını anlıyorum, diyordu. Ve inanın bana, hiçbir şeyi istemem. Kendi hayatım var, kendi evim var. Sadece babanı seviyorum.

Nazan iyi niyetli ama sorularıyla garipti…

Sizin yazlığınız şehir dışına yakın mı? diye safça sordu. Bu evi ne zamandır kullanıyorsunuz? Eski apartman daireleri çok değerli olur…

Bir de sık sık, miras mevzusunun önceden konuşulmasını yanlış bulduğunu, bu tip meselelerin babayı incittiğini ve kendini gereksiz hissettirdiğini söylüyordu.

Onun bu ziyaretiyle Behiyenin şüpheleri iyice arttı. Nazanın sinsi ve çıkarcı biri olduğuna tam emindi. Zaten baba-kız arası iyice bozulan ilişki, tamamen çıkmaza girdi. Behiye babasında geç yaşanan bir aşkın kör ettiği, ilk gördüğünde her şeyini vermeye razı bir yaşlı adam görüyordu. Babası ise bütün bu sorulardan hırslı, güvensiz bir kız evlat olarak görüyordu kızını.

Her konuşma bir çekişmeye dönüyordu. Babası, özel hayat hakkını savunuyordu. Behiye ise huzurlu bir gelecek hakkını. Birbirlerini acı ile delerken, asıl kendilerini yaraladıklarını fark etmiyorlardı.

***

Behiye bir gün dayanamayıp, miras meselesini bir noterle tamamen çözelim, dedi.

Babası önce direndi, sonra içini çekip kabul etti.

Peki, dedi hüzünle, Senin isteğin olsun.

Notere kadar yol boyunca tek kelime konuşmadılar. Behiye çantasını sıkı sıkı kavrayarak kötü bir savaşa hazırlanıyordu…

Ofis sessizdi. Babası bir kenara geçip ellerini kucağında birleştirdi. Yüz ifadesi asla okunmuyordu.

Saçları bembeyaz bir kadın noter, evrak dosyasını açtı.

Evet, şimdi… başladı ciddi bir sesle.

Bir dakika, diye böldü babası. Sesi hafifti ama öyle kararlıydı ki, Behiye ürperdi. Ben başka bir mevzu için geldim…

Bir kağıt uzattı kadına.

Buyurun.

Noter gözlüklerini taktı, belgeye göz gezdirdi ve şaşkınlıkla sordu:

Emin misiniz? Bu bir hibe sözleşmesi. Bütün mal varlığınızı kızınıza devrediyorsunuz, karşılıksız?

Behiyenin içi ürperdi. Ne? Tamamını ona mı bırakıyor, hiç karşılık istemeden mi? Tuzak mı? Sonra suçlaması için bir oyun mu?

Babası ne planladığını anlamak için gözlerinin içine baktı.

Ama babasının bakışında ne öfke, ne kırgınlık vardı. Sınırsız bir hayal kırıklığı ve… acıma. Behiyecike acıyan bir baba…

Al, dedi sakinlikle, imzalı belgeyi önüne bıraktı. İstediğin her şey burada. Ev. Yazlık. Her şey. Artık yaşlı bir adamın hayali saadetiyle takas etmemden kaygılanmazsın.

Sonsuz bir zehirle söyledi saadet kelimesini. Behiye irkildi.

Baba… ben… ben istememiştim… diye fısıldadı, gözlerinden yaşlar süzülerek.

İstememiş miydin? dedi babası tüm acılığıyla gülümseyerek. Bu gülüş her çığlıktan beterdi. Behiye, geçen altı ayda bir kez olsun sağlığımı sordun mu? Üşüyor musun, ilaç lazım mı diye merak ettin mi? Sorularında sadece evrak, sadece metrekare vardı. Bende bir baba değil, önünde duran bir yük görüyordun, engel sandığın bir gölge. Fark etmediğimi mi sandın?

Kapıya doğru gitti. Dönüp baktı:

Demek kafesini hayal ettin. Al, işte senin.

Odadan çıkıp gitti. Behiye, elindeki soğuk kağıda tutunarak öylece kaldı. Her şeyi kazandı! Ama ansızın kaybettiğini anladı…

***

Yıllar geçti.

Baba ve Nazan hâlâ birlikte. Behiye kimi zaman markette, kimi zaman parkta görüyordu onları. Genelde el eleydiler. Babası yaşlanmıştı ama Nazana bakarken gözleri parlıyordu.

Behiye, üç odalı, lüks bakımlı evinde yalnız yaşıyor.

Hafta sonları yazlığında vakit geçiriyor. Orada da her şey düzenli.

Ama nedense mutluluk kaybolmuş bir yerde…

Anladı ki, babası ona evi öfkeyle değil, kızgınlıkla da değil, sadece seçtiği şeyi vererek bırakmıştı: İnsanların yerine dört duvarı, sevginin yerine tapu kağıdını.

Bir babayı üç oda ve bir yazlık karşılığında takas etmişti. Ve artık biliyor ki, elinde kalan en acı miras buydu.

Rate article
Lifequest
Babam Yeniden Evlenmeye Karar Verdi: Annemin Ölümünden Sonra Dağılmış Bir Ailenin Tadilatı, Miras Ka…