Annesi İçin Hizmetkar Aranıyor

Annemin Hizmetçisi
Savaş, her şeyi anlıyorum ama ben annenin aşçısı olarak işe alınmadım, diye hışımla fısıldadı Elif, konserve bezelye kutusunu alışveriş arabasına bırakırken. Şu an bütün her şeyi bırakıp arabaya atlayıp eve dönmek istiyorum. Bana üç kişilik sessiz, huzurlu bir aile akşamı sözü verilmişti, ama sonunda seninle birlikte bir tabur akrabaya yemek hazırlıyoruz, annen ise oturuyor! Sizce bu normal mi?
Savaş, suçlu bir şekilde omuzlarını içine çekip gözlerini kaçırdı, sanki yengeç suratıyla krabaların içeriğini inceliyordu. Yaramaz bir köpek gibi, suç üstünde yakalanmıştı.
Elif, biraz sessiz olsana, insanlar bakıyor… diye mırıldandı, karısının kolunu tutmaya çalışırken Elif birden geri çekildi. Annem biraz fazla plan yaptı, olur öyle şeyler. Hadi listedeki her şeyi alalım, eve dönüp şu salataları tamamlayalım. Ne olur benim ve bu günün hatırına sabret.
“Fazla plan yaptı” lafı ne güzel bir bahaneydi.
Elif öfkesinden dişlerini sıktı. Oysa kayınvalidesi, tam tersine, her şeyi gayet iyi hesaplamıştı.
Bundan bir hafta önce, yılbaşı arifesinde başlamıştı her şey. Ayşe Hanım genç çiftimizi arayıp yeni yıl dilekleri ile birlikte onları evine davet etmek istemişti.
Yavrularım, diye şeker gibi bir sesle konuşuyordu kayınvalide, insana dinlerken kan şekerini fırlatan bir tonda, Ne olur gelsinler bana yılbaşı gecesi. Özledim sizleri! Üç kişi ailece otururuz, eski günleri anarız, sohbet ederiz. Dört duvar arasında tek başıma yalnızım.
Elif o anda tedirginleşmişti. İçine doğmuştu bir tuzak olduğu. Kayınvalidesinin “sessiz aile toplantıları” hep aynı şekilde bitiyordu: torunlar hakkında sorgulama.
Ayşe Hanım bu konuyu ilk açtığında, Elif ile Savaş henüz nişanlı bile değildi.
Elifciğim, çocuk düşünmedin mi hiç? demişti bir kez yalnız kaldıklarında.
Elif ne cevap vereceğini şaşırmıştı.
Yani derken kafasından bin tane cevap geçiriyordu. Çocuk isterim ama şimdi değil. Daha yeni beraberiz Savaşla.
Ooh Elifciğim, nikâh olmasa da olur, çocuk için engel mi? demişti elini sallayarak Ayşe Hanım. Yaş geçiyor ama, saat tıkır tıkır. Sen de genç değilsin artık. Ben de yaşlanıyorum Torun göremeden ölürsem çok üzülürüm.
Başta Elif bocalayıp espriye vuruyordu, ilerleyen zamanlarda ise çatmaya, sonunda ise, fark etmeden kayınvalideden uzak durmayı seçmişti.
Sonuç olarak Ayşe Hanım ile aralarında ciddi bir yakınlık oluşmamıştı. Elif aynı şekilde davranmaya kararlıydı, fakat Savaş araya girip annesini kırmak istemedi.
Elif, hadi gidelim, diye ricaya başladı yine. Annem yaşlı artık, gerçekten yalnız hissediyor. Sadece bir defa, benim hatırım için. Ne olur.
Savaş, sana engel olmuyorum. Git, ama biliyorsun ben yılbaşı kutlamam.
Bunu yılbaşı değil sıradan bir aile akşamı gibi düşün, son bir hamleyle devam etti adam. Annem ilişkini düzeltmek istiyor seninle. Sonuçta biz aileyiz
Elif uzun süre direndi, sonunda ise nazik bir gülümseme ve çay içip kek yiyerek kurtulabilmeyi umdu. Ne kadar yanılmış
Her şey daha arife gecesi ters gitmişti. Ayşe Hanım sabah sekizde gelmelerini istemiş, daha uzun oturabilmek için. Elif ise hafta sonu dinlenmek istiyordu. Zorlu bir pazarlık sonucu ancak saat onu kabul ettirebildi.
Uykulu bir halde kayınvalidenin evine girdiler ve hiçbir şey yoktu. Ne et kokusu ne yağ tavada cızırdıyordu. Kayınvalide ise perdeli bir sabahlık ve saçında bigudiyle karşıladı.
Nihayet geldiniz! dedi hoş geldiniz yerine Ayşe Hanım. On buçuk oldu! Misafirler kapıda, ortalık bomboş. Erken kalkmalıydınız! Şimdi bana yardım edeceksiniz!
Elif ceketini asamadan donakaldı.
Misafir kim? diye şaşırdı.
Ohoo, kim olacak Halime ile Veli uğradı, Afyondan geçiyorlarmış, onları geri çevirmedim. Üçüncü kattaki Mine abla uğrayacak, yeğenim Filiz gelecekti Herkese kapıyı kapatacak değildim ya! Hadi lafa dalmak yok; hemen mutfağa!
Elif o an felaketin büyüklüğünü kavradı. Misafir olmak için değil, ücretsiz iş gücü için çağrılmışlardı.
Akşam tam bir işkenceye döndü. Ayşe Hanım ev sahibi rolünden hemen bir komutan haline gelip eline bez aldı, hızlı adımlarla etrafta direktifler dağıttı. Yemek konusunda ise hiç elini sürmedi. Üstelik, alışverişte de eksikleri çıkınca, onları markete yolladı.
Elif kaçıp gitmeye kararlıydı ama kendini tuttu, kocasının hatırı için.
Sonunda herkes “çalışma yerine” döndü. Elif kesme tahtasına geçti, Savaş ise patates soydu. Söz verilen huzurlu aile ortamı yerine ellerinde sadece yapılacak işler listesi vardı. Beş saat boyunca mutfakta durmadan ter döktüler.
Saat dörde doğru misafirler gelmeye başladı. Şık, parfümlü ve neşelilerdi. Elif ve Savaş ise ter içinde, üstleri yağlı, yorgunluktan zor ayakta Masaya son anda oturdular. Ne kutlama ne sohbet; hayattan bıkmışlardı.
Ayşe Hanım ise gizli bir elbiseyle masanın başındaki yerini almış ve dudaklarını boyamıştı. Gelen övgüleri kabul ediyordu.
Ayşe Hanım, yine döktürmüşsün! dedi Elifin daha önce hiç görmediği bir kadın, Elifin doğradığı Rus salatasını tabağına koyarken.
Misafirlere her şey, önemli olan sizi ağırlamak, diyerek Ayşe Hanım mütevazı bir gülümseme sundu.
Üstelik, bir ara Ayşe Hanım tekrar çocuk konusunu açıp “saat tıkır tıkır” muhabbetiyle bir kadeh kaldırdı. Savaş, Elifin bacağına dizini bastırarak onu güçlükle sakinleştirdi, yoksa Elif tabağı devirecekti.
Bu, son oldu dedi Elif akşam eve dönerken. Artık anne evine adımımı atmam. İstiyorsan git, işçi gibi çalış, ama tek başına. Benden bu kadar.
Savaş karşı çıkmadı, sadece sessizce başını salladı.
Üç ay geçti. Elifin sırtı günler sonra ağrısını unuttu, ama içindeki burukluk duruyordu. Mart başında Savaş tekrar annesinin çağırdığını söyleyince Elifin dişleri yakıldı.
Sekiz Mart için davet ediyor. Bu sefer kesin üç kişi olacakmış; belki Mine abla uğrar ama o sadece bir tebrik edip gidecekmiş, diye ekledi Savaş, Elifin bakışını görünce hızla. Ama seni zorlamıyorum, haberin olsun.
Savaş, bir patlama bekliyordu, ama Elif sadece pencereye dalgın dalgın bakıp sonra…
Tamam. Annene gideceğimizi söyle.
Elif Ciddi misin? Sen kendin demiştin
Dediklerimi biliyorum. Ama eğer reddedersem yine başlar o aramalar, geçen seferki gibi günlerce. Bir daha çağırmasın, duygusal baskı yapmasın istiyorum. Dinle Bu sefer bana güven, mutfakta köle olmaktan kaçınmak istiyorsan.
Savaş detay sormadı; tarafsız kaldı.
Sekiz Mart beklendiği gibi sabah telaşıyla başlamadı. Elif ve Savaş yatakta uzanıp komik bir diziyi izleyip, dondurmayı kaşıkla kaşıkla yiyorlar. Ne hazırlık, ne makyaj, ne düzgün gömlek arayışı.
Öğle vakti Ayşe Hanım meraklanıp aradı.
Alo, Ayşe Hanım? İnanmazsınız, henüz gözümüzü yeni açtık, diye sahte bir pişmanlıkla cevapladı Elif. Dün arkadaşlarla geç saatlere kadar oturduk, alarmı duymayıp uyuyakaldık.
Nasıl olur Elifciğim? Bekliyorum sizi, diye memnuniyetsizce cevapladı Ayşe Hanım. Acele edin. Kaz eti soğuyor.
Hazırlanıyoruz! En fazla bir saat, en fazla bir buçuk saate sizdeyiz! dedi Elif, telefonu kapatıp diziye döndü.
Savaş sessiz ama mutlu, sıcak yatakta yatmayı annesinin mutfağında kölelikten daha iyi buluyordu.
Saat birde telefon tekrar çaldı. Elif cevap vermeden önce biraz bekledi.
Az kaldı, Ayşe Hanım! Taksi çağırıp hemen geliyoruz, diye tatlı bir tonla uzandı, yataktan kalkmadan.
Bir saat sonra yine bahane değişti.
Burada bir araba otobüse çarpmış, yol kapalı, dedi Elif, televizyonun sesini kısarak. Korkunç bir trafik var. Ama yakında açılır herhalde.
Saat üç buçukta Ayşe Hanım sabrı tükendi.
Nerede kaldınız?! dedi, sabahki şekerli ton çoktan gitmişti. Ne zamandır geliyorsunuz?! Yürüyerek gelseniz şimdiye gelirdiniz!
Arka fonda konuşmalar ve kahkahalar net duyuldu. Elif kaşlarını çatıp sordu:
Ayşe Hanım, yoksa yalnız değil misiniz?
Yalnız, değil, ne fark eder? diye sinirli cevapladı. Akrabalar geldi tebrik etmeye. Kapıdan kovacak değildim ya. Siz gelmiyor musunuz?! Ben burada tek başıma, zorlanıyorum!
Her şey açık. Ayşe Hanım yine ücretsiz iş gücü beklemişti. Planı bozulunca, hazırlıkları tek başına yapmak zorunda kaldı.
Biliyor musunuz Biz gelmeyeceğiz, dedi Elif sakin bir sesle.
Neee?!
Yolda birden kötü oldum, sanırım tutuldum. Yola geri dönüyoruz.
Bir an sessizlik oldu, sonra Ayşe Hanım patladı.
Nasıl cüret edersin?! Nankör! Sabahdan beri uğraşıyorum, kimin için yemek yaptım?! Kim için?! diye öfke kusmaya başladı. Bile bile eziyet ediyorsun bana! Şimdi damarım patlarsa?! Savaş! Savaşa ver telefonu!
Savaş her şeyi duyuyordu, ama kımıldamadı bile. Sadece yere baktı. Elif ise düşünerek aramayı sonlandırıp telefonunu kapattı.
Dediğim gibi, dedi Savaşa. Yine kalabalık çağırmış. Bizden yine iş bekliyordu. Annene bırak, taburuna kendisi hizmet etsin.
Akşam Elifin ailesine gittiler.
Kapıdan içeri girince fark hemen göze çarpıyordu. Burada da telaş vardı, ama başka bir havayla. Kimse surat asıp hizmet beklemiyordu. Elifin annesi dev salata kasesini sığdırmaya çalışıyordu. Babası ise kanepe hazırlıyordu.
Ha, gençler geldi! dedi mutlu bir şekilde baba, kızı ve damadı görünce. Savaş, git yatak odasından sandalye getir, burada oturacak yer yok şimdilik.
Savaş gidip sandalyeleri getirirken Elif de annesine tabak yerleştirmede yardımcı oldu.
Evet, yardım ediyorlardı ama zorla değil. Bu bir sömürülme değil, doğal bir paylaşım hissi veriyordu. Herkes elinden geldiğince katkı sunuyordu, kimse köle gibi hissedemiyordu.
Masada Elif annesine ve Savaşa, babasıyla keyifle sohbet eden kocasına bakarken içindeki doluluğun insan gibi aktığını hissediyordu. Adalet yerini buldu sonunda. Belki olaylı ve gürültüyle, ama Ayşe Hanım bir daha aynı oyunu oynayamayacak. Artık Elif ile kayınvalidesi arasındaki köprüler tamamen yıkıldı, ama bu başkasının hayatında köle olmaktan kat kat iyiydiElif, bir anlığın içine hayatın gerçeklerini sığdırdı: bazen aile demek, zorunlu hizmet değil, beraber gülmek, küçük bir yardımla büyük bir huzur yaratabilmekti. Bir tabak salatadan çıkan mutluluğu, annenin gözlerindeki sıcaklığı, babasının sandalye getirirken attığı şakacı lafı o an hafızasına kazıdı. Kocası Savaşa göz kırptı; Savaş karşılık olarak gülümsedi, ilk kez kendine ait bir aileye ait olmanın tadını çıkarıyordu.
Gece ilerleyip kahveler dağıtılırken Elif, içinden bir karar verdi: bundan böyle, her yıl sekiz Martı kendi annesinin yanında geçirecekti; gerçek bir aileyle, bağı hiç kopmayan o huzurlu sofrada. Akşam balkonunda çay içerken, annesi Elifin elini tuttu.
Kızım, iyi ki geldin. Beraber olmak, en güzel hediye.
Elif annenin elini sımsıkı tuttu, yanaklarına yaslarken gözlerinde hafif bir yaş belirdi.
O gece Elif huzurla uyudu; ilk kez, evin ve aile olmanın gerçekten ne demek olduğunu hissetmişti. Ve Ayşe Hanımın mutfağındaki eski defterleri, sonsuza dek kapamıştı.

Rate article
Lifequest
Annesi İçin Hizmetkar Aranıyor