On yılda sayısız sır dinlediğim güzellik salonumu açtım, öyle ki yarım İstanbul’un sırlarını ifşa edebileceğim kadar çok şey öğrendim, fakat bir gün sevgilimin eşi bana gelip “D dedi”.

Ben Güzellik Salonu Açtım: On Yılda O Kadar Çok Gizli Duymuşum Ki, Tüm Semti Dağıtacak Bilgim Var, Ama Bir Gün Sevgilimin Eşi Gelip Size Psikolog Gibi Güveniyorum Dedi ve Beni Güzel Yapın, O Başkasına Gitmesin Rica Etti
Zehra hiçbir zaman şöhret, televizyon ya da milyonlarca takipçi hayali kurmadı. Onun hayali hep kendi koltuğuydu. O aynanın karşısındaki basit koltuk, insanların Her şey yolunda maskesini indirip bir saatliğine tüm çıplaklığıyla, korkuları, aptal umudu ve utanç dolu itiraflarıyla gerçek insana dönüştüğü koltuk.
19unda kuaförlük eğitimi aldı, 30unda minik bir salon açtı ve 40ına geldiğinde mahallenin muhtarı, imamı ve aile hekiminin toplamından daha çok şeyi hafızasında tutuyordu. Saç boyamak, kahkül kısaltmak, bukle yapmakhepsi bahaneydi. Zehranın gerçekte sattığı şey sessizlikti. Dinlemeyi ve kimseyi ele vermemeyi iyi bilirdi. Salonun öyle sessiz bir tür günah çıkarma yeri gibiydi.
Salonunun adı ise favori mecazıydı: Tel Tel. Üç koltuk, bir çaydanlık, taksitle alınmış bir kahve makinesi ve bir avuç ucuz ama tertemiz kupa. Zehra iki genç kadınla beraber çalışırdıDerya ve Elif ama iki hafta öncesinden kapış kapış randevu dolan kişi her zaman Zehra olurdu.
Zehracığım, ben hep size gelmek istiyorum, derdi müşteriler. Siz anlarsınız.
Zehra hikâyeleri dinlerdi: kocasının içkiyi bırakmayanı, işyerindeki gizli sevgilileri, madde bağımlısı çocukları, kara gün parasını saklayanları. Mahallede kimin Çiçekçi Hülyanın gerçek sahibi olduğunu, kim gizliden estetik yaptırıyorsa kaçak kaçak, kim yarım yıldır para biriktirip eşinden kaçmaya çalışıyorsa Zehra bilirdi. Tek bir Instagram paylaşımıyla tüm semtte fırtına kopartabilirdi; ama hiç konuşmazdı.
Giz, Zehranın özel bir parasıydı. Elde tutar, harcamazdı.
O.
Can bir gün tesadüfen geldi. Önce lise çağındaki kızını saç kestirmeye getirdiyanları yeşile boyatmış başına göre bir genç. Sonra kendisi yanları düzeltelim diye koltuğa oturdu. 42 yaşındaydı, reklam yüzü gibi yakışıklı değildi ama bakımlı, sakin, gözlerinde yalan ya da hesap yok, şöyle gri, dürüst.
Zehraya sormadı nezaketten:
Salon açmak zor olmadı mı? Kredi çekerken korkmadınız mı?
Zehra cevapladı, kendini normalden fazla açarken buldu. Oysa genelde sadece ona anlatılırdı, ama bu kez tam tersi oldu.
İlişkileri biraz klişe başladı; geç vakit, elektrikler kesildi, Can kızının unuttuğu şapkayı almaya uğradı, jeneratörü çalıştırmaya yardım etti, soğuk salonda bir çay içildi. İlk öpücük boya dolabının yanında, lavabonun dibinde oldu.
Zehra Canın evli olduğunu biliyordu, o da saklamazdı:
Eşim iyi, ailem iyi, diyordu Can, ama bir süredir frekansım değişti. Onunla ben dalga geçmiyoruz, seninle rahatladım.
Sana hayatını mahvetmeyeceğim, dedi Zehra.
Gerçekten de asla öyle bir şey istemedi. Ayda bir, haftada birdüzensiz buluşmalardı. Can hiçbir zaman eşinden ayrılacağını söylemedi, Zehra da istemedi.
40larını geçmiş iki yetişkin, ergen değillerdi: Bu, tuhaf bir Sensiz yapamıyorum ama seninle de haklı olamam kompromisiydi.
O.
Bir Salı öğleden sonra, yavaşça salona bir kadın girdi. Zehranın binlerce kez gördüğü tiplerden: Orta boy, orta yaşkırklarının başı. Güzel ama modası geçmiş bir palto, orta halli bir çanta, yorgun ama nazik bir yüz.
Hiç randevum yok, ama araya sıkıştırabilir misiniz? dedi. Akşam eşimle buluşacağım. İnsanca görünmek istiyorum.
Tam o anda bir boşluk olmuştu; boyatmaya gelen müşteri gecikmişti.
Buyurun, dedi Zehra. Adınız?
Suzan, dedi kadın, koltuğa oturdu.
Zehra ona önlük bağlarken bir şey, buz gibi bir ürperti hissetti. Suzanın yüzük parmağında mat bantlı tanıdık bir alyans vardı. Tıpkı Canınki gibi. Yüzünün çizgileri, göz kenarları, ağzının şekli Zehranın içi serinledi: Bu kadın, Canın eşi olmalıydı.
Kısır döngülü itiraf.
Beni buraya özellikle yönlendirdiler, dedi Suzan, Zehra saçını yıkarken. Siz sadece kuaför değil, aynı zamanda dinleyen biriymişsiniz.
Elimden geleni yaparım, dedi Zehra boğuk bir sesle.
Bilirsiniz, Suzan sessizce konuştu, sanki kendi düşüncelerini ürkütüyordu, 43 yaşındayım, hayatım boyunca bir adamla beraber oldum. Üniversiteden beri birlikteyiz. Zor günler gördük; kredi, işsizliği, çocukların hastalığı Hep sağlam sandım ailemizi.
Zehra kadının şakaklarını masaj yaparken titrememeye çalıştı.
Ama sonra Sanki adam ortadan kayboldu. Fiziksel olarak evde, ama bakışı yok. Sürekli telefonunda. Kendi kendine gülüyor. Anlıyorum, başka biri var. Bir kadın.
Su sesi, kelimeleri bastırmaya çalışıyordu.
Salak değilim, dedi Suzan. Her şeyi hissediyorum. Ama kavga, olay istemiyorum; evin önünde sahne yok! Kalsın diye kendisi seçsin istiyorum. Bunun için üzülerek güldü, en azından kendime çeki düzen vermem lazım. Güzel olmam lazım ki, beni bırakmasın. Sihirbaz gibi biri olduğunuzu duydum.
Zehra neredeyse duşu düşürecekti.
Sevgilisinin karısı ona sihirbaz diyordu. Hiçbir şeyden habersiz, Zehradan kendisine yardım istiyorduaynı adam için.
Makas ile vicdan arasında.
Bir saat Zehra rutinle çalıştı; elleri otomatik hareket ediyordu, beyni ise fikirler arasında savruluyordu. Söylemeli mi? Susmalı mı? Migren bahane edip işten çekilse mi? Eşinizin adı ne? diye sorsa mı?
Gözleriniz ne kadar ağır, dedi Suzan aynadan bakarak. Siz de çok şey duymuşsunuz, değil mi?
Zehra, uzun zamandır ilk kez koltuğun boş olmasını isterdi. Bir canlı değil, manken otursa keşke. Çünkü canlı insan ona güveniyordu. Ne kuaför, ne kadın, sadece bir insan, ve Zehra bu güveni asla kendi oyununda kullanamazdı.
Saç bitti, Suzan aynaya baktı. Zehra elinden gelenin en iyisini yaptı; yumuşak dalgalar, hacim, yüzü aydınlatan ışıltılı tutamlarherhalde 10 yaş gençleşti.
Aman Allahım fısıldadı Suzan. Bu ben miyim? Kendimi bile beğendim.
Gözlerinde yaş vardı.
Teşekkür ederim. Bazen düşünüyorum, belki her şeyi ben mahvettim. Kendime bakmayı bırakıp huysuzlaştım. Erkekler çocuk gibi Sizce, bir kadın olarak söyleyin: Adam başka birine giderse, hep kadının suçu mu?
Zehra aynada göz göze geldi.
Popüler cevap bulamadı ve ilk kez boşta kaldı.
Benim fikrim, dedi sessizce, yetişkin adam, yaptığı her şeyin sorumlusu. Çocuk gibi değil; bir başka kadına götürülmüyor gidiyor, kendi isteğiyle.
Suzan başını salladı ve hafifçe gülümsedi:
Sağ olun. Gerçekten psikolog gibisiniz.
Akşam Can geldi, alışık trafikteyim, 12 dakika bahanesiyle. Salona girdi, Zehraya sarılmak istedi ama Zehra geri çekildi.
Otur, dedi Zehra.
Ses tonu Canın dudak kenarını titrettirdi.
Bir şey mi oldu? dedi Can.
Bugün eşin geldi, dedi Zehra sakin. Suzan.
Canın rengi soldu.
Bir şey mi öğrendi?
Hayır. Beni güzel yapın, başkasına gitmesin diye geldi. Bana güvendiğini söyledi. Bana, Can. Anladın mı?
Can oturdu, başını eğdi.
Zehra, ben
Gerek yok, böldü Zehra. Sana nutuk çekmeyeceğim. Sen ilk evli adam değilsin, dışarıda huzur arayan. Ben de kutsal biri değilim. Ne olacağı belliydi. Ama bugün bana sizin ailenizin iki yanını birden verdiler. O, korkularını; sen, duygularını Ben bunları yatağıma taşımam.
Can sessiz kaldı.
Ondan ayrılacak mısın? dedi Zehra. Umutsuzca, sırf duymak için.
Can içini çekti.
Hayır, ayrılmayacağım. Ben korkağım. Çocuklar, kredi, ortak hayatımız Biliyorsun.
Biliyorum, dedi Zehra. O yüzden ben gidiyorum. Seni saç kesip öperken onunla göz göze gelemem. Tekrar saçını kestirmeye gelirse dayanamam.
Yani, hepsi bitti? Can gülümsemeye çalıştı. Müşteriyi kovuyorsun?
Müşteri değil, kendi kararına dayanamayan adamı kovuyorum.
Paltonu aldı, verdi.
Can çıktı.
Sessizce, sahnesiz, son bir öpücük olmadan. Sadece salonu görünmez yaptı.
Birkaç ay sonra Zehra başka bir müşteriden öğrendi; Can berberini değiştirip daha kasvetli ama bakımlı olmuş.
Suzan iki kez daha geldi.
Birinde evlilik yıldönümü için, diğerinde işe başvuru öncesi (artık başkasının parasına bağlı kalmak istemiyorum diye kendi parasını kazanmak istedi).
Her seferinde koltukta oturup annesinin telefona alışmasını, oğlunun futbola düşkünlüğünü, eşinin garip ama içki içmiyor hallerinden bahsetti.
Sevgilisinin varlığını hiç bilmedi; belki de hiçbir zaman öğrenmeyecek.
Zehra ise artık hiç kader kadını rolünü düşünmüyordu.
Bir gün Suzan kutu tatlı getirdi.
Sizin için, dedi. Sizden başkasına zayıf olmak kolay gelmiyor. Teşekkür ederim.
Zehra tatlıyı kabul etti.
İşinin daha güzel yapıp adamı tutmak olmadığını fark etti. Asıl misyonu, insanlara bir nebze olsun özsaygı kazandırmak. Saçla, sohbetle, dürüst cümleyle: Yetişkin adam, kendi kararından sorumlu.
Evet, Zehra hâlâ çok fazla yabancı sır saklıyor.
Kimseye tam güvenemiyor, çünkü herkesin ne kadar güzel yalan söylediğini biliyor.
Ama bir kadının saçını yıkarken o fısıltıyı duyunca:
Sadece size anlatabiliyorum.
Şöyle diyor:
Saçınız çok sağlam. Her şeyi kaldırır. Siz de öyle.
Bazen, insana koltukta dağılmamak için bu kadarı yetiyor.
Ders:
Bazı işlerde para ile beraber başkalarının hayatı, sırları size ödeniyor. Kendini hâkim ya da kurtarıcı sanmak kolay; ama en dürüst yol sadece tanık olmak ve kimsenin zayıflığını oyununa dahil etmemektir. Eğer en güvenilir kişi rolünü üstleniyorsan, bir gün kendi rahatından vazgeçmeyi de göze almalı, diplomasız ama doğrudan verilen güveni asla hayal kırıklığına uğratmamalısın.
Sizce Suzanın yerinde olsanız, her şeyi öğrenmek ister miydiniz, yoksa tatlı cehalette yaşamak mı iyi? 🪞Zehra o gün iş çıkışında salonun kapısını kapatırken aynadaki yansımasına baktı. Yeni açılmış kahve dükkânının tabelası salona vuruyordu, Kendin Ol. Bir an durdu; belki her insanın en zor becerisi buydu: başkalarını gerçek halleriyle kabul etmek, kendisini de öyle sevmek.
O gece, Zehra evde çayını yudumlarken, semtin WhatsApp grubunda bir mesaj geldi: Zehra abla, yarın bir arkadaşım gelecek, çok zor bir dönemden geçiyor, ona iyi geleceğini düşünüyorum. Zehra gülümsedi; koltuğu başkalarının yükünü layıkıyla taşıyabiliyordu.
Başka kadınlar, başka hikâyeler, başka sırlar Ama Zehra artık biliyordu, güzellik sadece makasta değil, bazen korkmadan, kendine dürüst kalabilmekteydi.
Ve bir gün akan suyun sesiyle, o koltuktaki göz yaşlarıyla, Zehra kendi göğsüne bir ödül astı: Ben, tanık olmakla yetindim. Herkesin yükünü, azıcık hafifletebildim.
Salonun kapısını son kez kilitlerken, kısa bir dua fısıldadı:
Her şeyi öğrenmek gerekmez; bazen iyi bir sırdaş olmak, güzelliğin en adil halidir.
O şehrin ortasında, Tel Telin ışığı sönene dek, birileri hep Zehraya güvenmeye gelecek; Zehra ise her zaman yalnız kendi vicdanına karşı rötuş yapacaktı.
Ve belki, bir gün, koltuğa oturacak birigerçekten kendini sevecek kadar cesur olduğundao salonun aynasında güzelin ne demek olduğunu ilk kez safça görecekti.

Rate article
Lifequest
On yılda sayısız sır dinlediğim güzellik salonumu açtım, öyle ki yarım İstanbul’un sırlarını ifşa edebileceğim kadar çok şey öğrendim, fakat bir gün sevgilimin eşi bana gelip “D dedi”.