Son Elbise: İstanbul’da Bir Terzi, Kaybolan Bir Gelin, ve Beklenmedik Bir Mucizeyi Anlatan Duygusal …

Son Elbise

– Kızım, benim iş arkadaşım Emine Hanımın kızı evleniyor, senden gelinlik diktirmek istiyorlar. Alır mısın bu işi?
– Hayır anne, çok işim var, hiçbir şeye yetişemiyorum. Başka bir terzi bulsunlar.
– Ama sadece sana güveniyor, o kadar güzel dikiyorsun ki, herkes seni tavsiye ediyor.
– Gerçekten zamanım yok…
– Peki. Çok üzülecekler tabii…

Zehra evde çalışıyor, müşterileri hiç eksik olmuyordu, çoğu zaman talebe yetişemiyor, birçok kişiye hayır demek zorunda kalıyordu. Küçüklüğünden beri el işlerine yatkındı, bebeklerini giydirerek terziliği seçmişti. Liseyi bitirince de nereye gideceğini çok iyi biliyordu.

Çok titiz çalışırdı, diktiği kıyafetler vücuda tam oturur, müşterileri hayran bırakırdı. Hem işini çok severdi, hem de parası iyiydi. İstanbulda onca mağaza kıyafeti varken, insanlar hâlâ özel dikişi tercih ediyordu.

Bir hafta sonra annesi gözleri yaş içinde geldi Zehraya.
– Ah kızım, ne büyük acı… Emine Hanımın kızı Elif, hani senden gelinlik isteyecekti, nişanlısıyla birlikte trafik kazasında vefat etti. Akrabalarına gittiler başka şehre ve nişanlısı gece direksiyon başında uyuyakalmış. Araç yoldan çıkmış, bir ağaca çarpmışlar. Çok gençlerdi, evlilik hazırlığındaydılar ama kader işte… Düğün yerine cenaze…
Zehra derinden sarsıldı. Hayat bazen ne kadar acımasızdı…
– Şimdi ailesi gelinlik almak zorunda kaldı, Elifi o elbiseyle uğurlayacaklar… Diktirmeye fırsatları olmadı… Korkunç bir şey, evladını toprağa vermek…

Zehra o gece dikiş dikerken bu acıyı düşünmeden edemedi. Allah ona hiç çocuk vermemişti, doktorlar kısırlık teşhisi koymuştu yıllar önce. Önce çok üzülmüş, sonra kabullenmişti. Hem yaşı da büyümüştü, geçen ay kırk üçüne girmişti. Anne ve babanın yaşadığı acıyı hayal ederken gözleri doldu.

O sırada aniden odanın penceresi kendi kendine açıldı. Zehra şaşkınlıkla kapatmaya gitti. Hiç böyle şey olmamıştı…

Çalışma yerine dönerken, masanın yanında ince belli, genç bir kız gördü. Adeta şeffaf gibiydi, arkasını görebiliyordu.

– Vay, artık iyice kafayı yedim, galiba fazla yoruldum…

– Bana bir elbise dikin lütfen. Bu dünyada evlenmek nasip olmadı, hiç olmazsa öte tarafa gitmeden istediğim gibi güzel bir elbise giyineyim… Bu benim son elbisem olacak… Biz artık Oğuzla hep birlikte olacağız. Kaderimiz böyleymiş…

– Sen kimsin, bu nasıl bir oyun böyle?
– Ben Elifim… İstediğim gibi sadece siz dikebilirsiniz…
Bana gösterildi nasıl bir hayat bekliyor beni, orası çok güzel biliyor musunuz, hiç korkmuyorum gitmekten… Hele sevdiğim de yanımda olacak… Ama son bir kez güzel olmak istiyorum…

Zehra donakaldı. Bu başına gerçekten geliyor muydu? Böyle şeyleri hep filmlerde görür, saçma bulurdu.
Uyuyup geçecek bir hal sandı, yatağa gitti, hemen uyudu.

Sabah uyanıp yine işe koyuldu. Gece olanları yorgunluktan yaşadığını düşündü, fazla kafasına takmadı.
Akşam yine erkenden yatmak niyetindeydi, masayı toplarken o şeffaf kız bir kez daha göründü.

– Alışmaya başladım galiba, bu halime… Ama anneme bakmak çok ağır geliyor, kendini parçalıyor. O kadar üzgün ki, duygularımı hissedemiyor, ama sen hissedebiliyorsun… Herkese nasip olmaz bu…
– Elif, seni defnettiklerinde ne olacak peki? Ruhu nereye gider, nasıl olur?
– Rehberim dedi ki, bir süre daha burada, yaşadığım yerde kalacağım. Sonra beni götürecek… Daha fazlası yasak. Çok şey öğrendim. Aslında ölümden korkmaya gerek yok, sadece geçiş başka bir hayata. Çok farklı bir alem var orada, yeni bir bedenle geri döneceğim, illa ki kız çocuk olmayabilir. Ama bu ömrümü güzel bir gelin olarak bitirmek istiyorum. Lütfen bana yardım et…

Zehra omuzlarını silkti. Bir ölüye elbise dikmek, üstüne bir de onun isteğiyle… Nasıl olur bilmiyordu.
– Ama senin nasıl bir elbise istediğini, beden ölçünü de bilmiyorum ki… Hem ailene ne diyeceğim?
– Sen dikersin, gerisini düşünme. Her şey olması gerektiği gibi olacak. Bak, nasıl bir elbise istiyorum.

Kız, bembeyaz, dantelli, çok zarif bir gelinlikle odada döne döne dolaştı, sonra durdu. Zehra tüm detaylarını aklına kaydetti, gelinlik gerçekten çok güzel bir modele sahipti.

Zehra hemen kağıda çizim yaptı, hiçbir ayrıntıyı kaçırmadı. Kız bir duman gibi kayboldu.
Sabah çizimini hâlâ masanın üzerinde görünce bu işin rüya olmadığını anladı.

Gidip en güzel danteli ve kumaşı aldı, elbisenin bedeni için Elifi göz kararı hesapladı, minyon bir kızdı. Eve gelir gelmez hemen dikişe başladı. Akşam olduğunda bile kendine zor gelmişti.

Eşi Salman onu omzundan çekiştirip uyandırdı;
– Zehracığım, iyi misin? Bu aralar çok sessizsin, hayırdır?
– Anlatırsam deli der, inanmazsın… En iyisi hiçbir şey söylemeyeyim, kızma…

İki gün sonra elbise hazırdı. Hayatında hiç bu kadar kolay dikmemişti, sanki bir el ona yardım etmiş gibiydi. Mankende gelinliği görünce uzun uzun baktı, için için Elife hiç gelinlik giyemediği için üzüldü.

Akşam annesi yeni haberlerle geldi.
– Bak kızım, Elifin cenazesi bir türlü defnedilemiyor… Ya morgdan teslim etmiyorlar, ya belgelerde sorun çıkıyor… Bir türlü de uygun bir gelinlik bulamıyorlar, satmıyorlar, kimse el vermiyor. Oya kendinde değil zaten…
– Anne, Elif için elbise diktim… Onu o elbiseyle gömecekler…
– Kızım, nasıl olur? Hem dikmek istememiştin, provasız da olmaz ki…
– Anne, bırak alsınlar, olması gereken bu, inan bana…

Ertesi gün Elifin ailesi gelinliği aldı, Zehra onlardan tek kuruş almadı.
Oğuzla birlikte aynı gün toprağa verildiler. Gelinlik Elife tam oldu; mucizevi şekilde vücudu yumuşamış, kolayca giydirilebilmiş.

– Kızım, tabutta öyle güzel yatıyordu ki, yüzünde gülümseme vardı… Allah rahmet eylesin Elife ve Oğuza…

Birkaç gün sonra Zehra rüyasında Elifi gördü. Nişanlısıyla birlikte dans ediyorlardı, yüzlerinde tarifsiz bir huzur vardı. Etrafları rengarenk çiçeklerle bezeli bir bahçeydi, kuşlar öterken bir dere şırıldıyordu. Dans bittikten sonra Elif Zehraya dönüp,
– Gelinlik harika olmuş, çok teşekkür ederim! Ben gerçekten mutluyum. Ve… Kısa zaman sonra senin hayatına bir Zeynep gelecek. Onun yolunu sana ben açtım…

Zehra aniden uyandı. Elif mutluymuş, gelinliği beğenmişti, demek ki emekleri boşa gitmemişti… Ama kimdi bu Zeynep?

Zehra tekrar kendini işine verdi. Ara sıra en yakın arkadaşı Semaya çaya gidip kafa dağıtıyordu. Oturup çay içer, geçmişi yad ederlerdi.
– Ay Semacığım, son zamanlarda midem de hiç iyi değil, sanırım yine çok çalışmaktan. Kadın doğumcuya da gitmedim epeydir, sanırım menopoza giriyorum, aylardır adet yok. Yarın özel doktora gideyim, kuyruk beklemek istemiyorum.
– Zehra, zamanın gelmişti zaten! Kendini çok ihmal ettin…

***
– Zehra Hanım, hamilesiniz. Bu yaşta birçok kadının gebe kalması zorken…
– Şaka yapmayın, yıllardır kısırlıktan muzdaribim. Lütfen bir daha kontrol edin.
– Hiç şüphe yok. Bakın ekranda, minik bir kız bebeğiniz var, kalbi de sağlıklı. Tebrik ederim!

Zehra ağlayarak çıktı doktordan, mutluluk gözyaşlarıydı bunlar. Senelerce beklemişti… Bir kız çocuğu… Elifin bahsettiği Zeynep demek ki buydu! Zeynep artık onun kızı olacaktı.

Bir demet çiçekle mezarlığa gitti, Elifin mezarını aradı. Hiç bilmemesine rağmen hemen buldu, sanki ayakları onu yönlendirdi.
– Çok teşekkür ederim Elif. En kıymetli armağanı verdin bana… Umarım siz de Oğuzla orada huzur içindesinizdir…

Çiçeği mezarın başına bırakıp eve dönerken karnını okşadı, yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı. Eğer o elbiseyi dikmeseydi, kızını da kucağına alamayacaktı… Hayatta iyilik yapmak, bir gün mutlaka geri döner…

Rate article
Lifequest
Son Elbise: İstanbul’da Bir Terzi, Kaybolan Bir Gelin, ve Beklenmedik Bir Mucizeyi Anlatan Duygusal …