Kocamın Hasta Annesine Bakmayı Reddettim ve Ona Seçimini Yapmasını Söyledim: Sonbaharda Başlayan Zor…

Güz sonuna yaklaşırken, hava sürekli kapalı ve yağmurlu. Yağmurun cama vuran sesi hiç dinmiyor, sanki bu hikâyeye fon müziği olmuş gibi. Bugün anlatmak istediğim olay ise, benim komşum ya da daha doğrusu komşum Nihalin hikâyesi. Nihal ellili yaşlarını geçmiş bir kadındı, gece marketinde kasiyer olarak çalışıyordu. Tüm şehir uyurken, o işe gidiyordu. Eşi, Kemal, organize sanayi bölgesindeki bir fabrikada mühendis; aslında fena bir insan değildi ama, çoğu erkekte olduğu gibi, hayatın her zaman alışageldiği düzende akıp gideceğine inanıyordu. Ta ki annesi, Hatice Hanımın başına kötü bir şey gelene kadar

Hatice Hanım, seksenli yaşlarını devirmiş, yalnız başına bir köyde yaşıyordu. Bir gece felç geçirdi. Neyse ki hafif atlatmıştı. Yine de artık yalnız kalamayacağı belli olmuştu. Kemal düşünmeden karar verdi: Annesini yanlarına alacaktı. Ablası Gülten aynı şehirde ama başka semtte oturur hemen iç rahatlığıyla “Sağ ol Kemal, sen alırsın diye çok sevindim valla. Benim ev küçük, kocam da anlamaz bu işlerden,” dedi.

Böylece Hatice Hanım onların evine taşınınca, Nihalin önceki yaşamı bir anda sona erdi.

Artık her şey onun omuzlarına yıkılmıştı. Gece vardiyasından döndükten sonra uyumak yerine kayınvalidesinin bakımını üstlenmek, ona yemek yedirmek, temizliğini yapmak, bezini değiştirmek, tekerlekli sandalyeyle dışarı çıkarmak gerekiyordu. Kemal ise işten gelip kapı aralığından Annem nasıl? diye soruyor, sonra salonda televizyonunun başına çekiliyordu.

Bir sabah iş dönüşü, Nihali apartman girişinde gördüm. Yüzü solgundu, gözlerinin altında derin mor halkalar vardı. Yürüyüşü bile yavaştı, güçlükle adım atıyordu. Alışveriş poşetleri ve hasta bezlerini taşırken yardım ettim.

Sağ olun Suat Bey, dedi kısık, yorgun bir sesle, hiçbir duygusu kalmamış gibiydi.

Nihal Hanım, sizin yardıma ihtiyacınız var. Biraz da kendinizi düşünmelisiniz, dedim.

Acı acı, neredeyse sessizce güldü.

Kimi düşündüreceğim ki? Herkesin kendi derdi var. Kemal işten yorgun geliyor. Gülten Abla O zaten bayramdan bayrama uğrar. Gelip tavsiye vermek dışında bir şey yaptığı yok.

Nihal bu konuda Kemalle birkaç kez ciddi biçimde konuşmayı denemişti.

Kemal, artık dayanamıyorum. Giderek tükeniyorum. Bari birkaç saatliğine bir bakıcı tutsak. Ya da iyi bir huzurevi bulsak, profesyoneller ilgilense

Tepki anında ve sert oldu. Kemal, sanki annesini sokağa bırakmasını önermiş gibi bakıyordu.

Aklını mı kaçırdın? Annemi huzurevine mi vereceğiz! Buna inanamıyorum, duymak dahi istemem! Burası annemin evi!

Onun sesindeki hassasiyetin sevgiyle değil, daha çok insanların ne der korkusuyla, ve özellikle de Gültenin ona ne diyeceğinden kaynaklandığını hissetmek mümkündü.

Gülten de bu konuşmayı duyar duymaz akşamına eve geldi. Yardım için değil, hesap sormak için.

Nihal, hiç utanmıyor musun? Annemi bakımevine mi yollayacağız! Biz seni tüm aile dışlar, dua okuruz arkanızdan. Senin kolayıma geleni yapayım derdin rahatın olsun, başka hiçbir şey düşündüğün yok!

Nihal sessizce dinledi. Tartışmadı. Zaten ayda yılda bir gelip, sadece annenin yanağından öpüp canım annem, ne haldesin? deyip hemen giden birine ne anlatabilirdi ki?

Hayat ikiye bölünmüştü. Gece iş, gündüz evde hiç bitmeyen, insanı fiziki de manevi de yoran bir bakım rutini. Kemal ise Nihalin giderek eriyen, çaresizleşen halini görmüyordu bile ona göre annesi bakımlı olduğuna göre her şey yolundaydı. Evliliklerde erkeğin asıl görevi dışarıda çalışmak, gerisi kadının payına düşer, diye düşünüyordu.

Ve bir gün, her şey bir anda değişti. Nihal, tek başına Hatice Hanımı yataktan sandalyeye almaya çalışırken, sırtında birdenbire alev gibi bir ağrı hissetti. Yere serildi, inip yerde kaldı, kayınvalidesi ise gözleriyle ona bakıyordu, hiçbir şey anlamadan.

Kemal işten eve döndüğünde korkudan ne yapacağını şaşırmıştı. Bez değiştirmeyi, mama hazırlamayı, ilaç vermeyi bilmiyordu. Bütün güvendiği düzen yerle bir olmuştu.

Nihali hastanede muayene eden doktorun sözü kesindi: Bel fena halde incinmiş, iki hafta tamamen yatak istirahati gerekli. Hiçbir şekilde yük kaldırmak, zorlama yok.

Benim hasta kayınvalidem var, dedi Nihal ürkekçe.

Şimdi dinlenmezseniz, ameliyatlık olursunuz, oradan da sakatlığa gidersiniz dedi doktor net bir şekilde.

Evde her şey arap saçına dönmüştü. Kemal korkudan yüzü allak bullak olmuş, annesine bakmaya uğraşıyor ama başaramıyordu. Evi pislik götürüyordu. Hemen ablasını aradı.

Gülten, felaket oldu. Nihal yattı! Annemi bir süreliğine sana götürelim.

Hattın ucunda mahcup bir tereddüt.

Kemal kurtuluşu bende arama, benim ev küçük, eşim zaten gönüllü olmaz, üstelik ben yatakta bakamam ki. Sen başarılısındır bu işlerde, güveniyorum.

Kemal, telefonu kapatıp koridorda bir sandalyeye oturdu, başını ellerinin arasına aldı. İlk kez bu tabloyu sorun olarak değil de içinden çıkılamaz bir felaket olarak görüyordu. Merkezdeyse hastalıklı karısı ve bakıma muhtaç annesi vardı

Nihal odasında yatıyordu. Ağrısı şiddetliydi ama kafası ilk defa netti. Kapının dışında dolaşan telaşlı adımlar, Kemalin mırıldanmaları, Hatice Hanımın anlaşılmaz sesleri Tüm bunları duyuyordu. Kemal, iki günde bir deri bir kemik kalmış halde elinde bir tabak çorbayla yanına geldiğinde, ona net bir bakışla döndü ne bir kırgınlık ne de bir öfke, sadece kesin ve son bir kararlılık gözlerindeydi.

Kemal, dedi, sesi yumuşak ama kararlıydı, Bundan sonra annene ben bakmayacağım. Bugün, iki hafta sonra, ya da bir daha asla.

Kemal, itiraz etmek için ağzını açtı, ama Nihal bir eliyle susmasını işaret etti.

Sus ve beni dinle. İki seçeneğimiz var. Birincisi: birlikte profesyonel bir yol arıyoruz. Ya tam zamanlı bakıcıyla anlaşırız, ya da senin öcü gibi gördüğün huzurevlerinden uygun olanını bulup araştırırız, birlikte konuşur, gezeriz ve karar veririz.

Ya diğeri? dedi Kemal boğuk bir sesle.

İkincisi: Boşanma davası açacağım. Bu evden taşınırım. Sen annene ve merhametli ablana kalırsın. Kararını ver.

Nihal arkasına yaslandı, gözlerini kapadı. Daha fazla söze gerek yoktu.

Kemal odadan çıktı. Karanlık mutfakta uzun süre oturdu. Son ayları düşündü: karısının bitkin yüzünü, sessiz çaresizliğini, kendi korkularını, ablasının kaçamak bahanelerini Kafasında dönüp duran bu karmaşanın içinde, hayatının nasıl altüst olduğuna yeni yeni uyanıyordu. Aslında mesele annesiyle karısı arasındaki bir tercih değildi; mesele sahte bir huzurun görüntüsüyle, üç kişinin de hayatını kurtaracak gerçek bir çözüm arasındaki seçimdi.

Ertesi sabah Nihalin yanına geldi.

Bakımevi arayalım, dedi. Gerçekten iyi bir yer olsun. İlk başta da bir bakıcı buluruz, ben işten izin alacağım, her yere bakmaya, aramaya ben gidiyorum.

Nihal sadece başını salladı. Ve başka bir şey söylemedi.

Şimdilerde Hatice Hanım, şehirden çok da uzakta olmayan özel bir huzurevinde. Hep temiz, bakımlı, doktorlar başında. Kemal ve Nihal her pazar günü ziyaretine gidiyorlar. Yanlarında ev kurabiyesi götürüyor, sohbet ediyorlar. En önemlisi de, artık birbirlerinde mahkûm ya da gardiyan değil, yine karı-koca olmayı hatırlıyorlar.

Günlerden bir gün, apartmanda Nihali gördüm, sordum:

Nasılsınız Nihal Hanım, her şey düzeldi mi?

Uzun zamandır ilk defa o kadar hafif, içten gülümsedi.

Düzeliyor Suat Bey. Şunu öğrendim: Bazen en büyük merhamet, kendini yok sayıp her şeyi sırtlanmaya çalışmak değilmiş aslında. Herkesin dayanabileceği bir çözüm bulmak ve ona cesaret edebilmek daha iyiymiş.

İşte bütün hikâyenin özü buydu bence. Kendi hayatına sahip çıkmak bencillik değil, tam tersine, tüm fedakârlıkların zemini. Onsuz yaptığın her fedakârlık sadece boşa harcanmış bir hayat oluyormuşSonra yağmur yeniden başladı, pencere camında damlalar yarıştı. Apartmandan çıkan Nihal, yağmurun ince serinliğine yüzünü döndü, derin bir nefes aldı. Sanki ilk kez, kendi hayatının da sahibi olabileceğine inanıyormuş gibi bir şeyi keşfetmişti.

Merdivenlerde bana dönüp hafifçe başını salladı. Bazen insan bir hayrı kimseye ispatlamak zorunda değilmiş, dedi hafif bir sesle. Vicdanımızı dinlemek, başka herkesin fikrinden daha önemliymiş.

O gün kapının önünden geçerken, evlerin gizli yüklerinin altında ezilen milyonlarca insanı düşündüm. Belki çoğu, Nihal gibi bir sabah sırtındaki yükle yere yığıldığında kararını verecekti: Ya kendi hayatına sahip çıkacak, ya da sonsuza dek başkasının gölgesinde eriyecekti.

Ama Nihal artık yağmurun altında yürüyordu. Ve her adımında, nihayet kendi yolunda ilerliyordu.

Rate article
Lifequest
Kocamın Hasta Annesine Bakmayı Reddettim ve Ona Seçimini Yapmasını Söyledim: Sonbaharda Başlayan Zor…