– Annem hastalandı, bir süre bizde kalacak; ona sen bakacaksın! – dedi Sevda’ya eşi — Affedersin, n…

Annem şimdi rahatsız, birkaç ay bizimle kalacak, ona sen bakarsın artık! dedi Asumana eşi Murat.

Affedersin, ne dedin? Asuman telefonunu yavaşça masaya bıraktı, az önce işle ilgili WhatsApp grubunu kontrol ediyordu.

Murat, mutfak kapısında kollarını göğsünde kavuşturmuş, sanki geri dönüşü olmayan bir karar ilan etmiş gibi duruyordu.

Dedim ki, annem bir süre bizde kalacak. Sürekli bakıma ihtiyacı var. Doktor en az iki, üç ay diyor. Belki daha fazla da olabilir.

Asumanın içi yavaşça daralmaya başladı; sanki göğsünün ortasında bir kaya var.

Bunu ne zaman kararlaştırdın? sakin olmaya özen gösteriyor ama sesi titremesin diye uğraşıyordu.

Bugün sabah kız kardeşimle konuştum. Sonra doktorla da. Her şey tamam, karar verildi.

Yani siz üç kişi karar verdiniz, bana sadece haber vermek ve kabul etmek mi kaldı?

Murat kaşlarını hafifçe çatıyor; sanki bir itiraz beklemiş, ama bunun yine de biraz garibine gitmiş gibi.

Asuman, sen de anlarsın. Bu benim annem. Başka kim alacak ki yanına? Ablam Bursada, küçük çocukları var, işi gücü yoğun Bizim ev geniş, sen de çoğu gün evdesin

Murat, ben haftada beş gün tam gün çalışıyorum. Sabah dokuzdan akşam yediye kadar, bazen daha fazla bile. Bunu da gayet iyi biliyorsun.

Ee nolmuş yani? kollarını hafifçe açtı. Annem öyle zorlu biri değil ki. Yanında biri olsun yeter, ilaçlarını vereceksin, yemeğini ısıtacaksın, tuvalet konusunda yardımcı olursun Yaparsın sen.

Asuman, karşısındaki adama uzun uzun bakıyor, göğsünde soğuk, net bir hissizliği fark ediyordu. Daha öfke yoktu; sadece keskin bir gerçeklik: Murat bunun olağan olduğunu sanıyordu. Onun işi, yorgunluğu, özel zamanı; hepsi annemin ihtiyacı yanında ikinci plana atılmıştı.

Bakıcı tutmayı düşündünüz mü? sesi kısık bir tonda sordu.

Murat yüzünü buruşturdu.

Fiyatları biliyorsun. Düzgün bir bakıcı ayda en az yirmi bin lira O kadar paramız yok bizim.

Sen ücretsiz izin almayı düşündün mü hiç? Ya da en azından bir süreliğine yarı zamanlı çalışmayı?

Öyle bir bakış attı ki, sanki ona çatının tepesinden atlamasını önermiş gibi.

Asuman, ben sorumlu bir pozisyondayım. Bana iki ay izin vermezler. Kaldı ki, hemşire değilim ki, iğne yapmayı, tansiyon ölçmeyi ya da bakımı bilmiyorum zaten

Bense biliyorum yani? sesi hiç yükseltmeden, sakince sordu.

Murat duraksadı, sanki ilk kez ezber bozan bir şeyle karşılaşmış gibi.

Sen kadınsın, dedi en sonunda, öyle bir özgüvenle söyledi ki Asuman bir an gülmemek için zor tuttu kendini. Hani kadınlarda bu içgüdüsel Daha iyi ilgilenirler.

Asuman başıyla hafifçe onayladı, daha çok kendisi için.

Demek ki içgüdü.

Yani evet.

Telefonunu ekranı yere bakacak şekilde masaya koydu. Elleri hafif titriyordu.

O zaman şöyle yapalım dedi. İki ay ücretsiz izin alırsan, ben çalışmaya devam ederim. Annene beraber bakarız. Akşam ve hafta sonu elimden geleni yaparım, gündüzleri sen ilgilenirsin. Olur mu?

Murat ağzını açtı, sonra kapattı.

Gerçekten ciddi misin?

Evet, oldukça.

Ya dedim ya, bana izin vermezler!

O zaman bakıcı tutalım. Yarısını ben, yarısını sen karşılarız. Hatta gerekirse senin maaşın benden yüksek diye yüzde altmışı da karşılayabilirim. Ama tek başıma tüm bakımı üstlenmem mümkün değil. Bunu kabul etmiyorum.

Ortaya öyle yoğun bir sessizlik çöktü ki, duvardaki saatin tıkırtısı bile odada yankılandı.

Murat öksürdü.

Yani, kabul etmiyor musun?

Hayır, gözünü ona dikti. Kesintisiz çalışıp, üzerine 7/24 ücretsiz bakıcılık yapmayı; üstüne biriyle bile konuşmadan tüm yükü çekmeyi kabul etmiyorum. Bunlar bambaşka şeyler.

Uzun uzun baktı ona; Asumanın ciddi olup olmadığını anlamaya çalışıyor gibiydi.

Farkında mısın, bu benim annem? dedi en sonunda, sesi kırık bir adamınkine dönmüştü. Hayatında ilk kez annesinin sorumluluğunu tek başına taşımayı düşünmesi istenmişti.

Farkındayım, dedi Asuman kısık sesle. Bu yüzden yüzümüzü kızartmadan, birbirimizi harap etmeden kurtulacağımız yollar öneriyorum. Senin annen de dâhil.

Murat hızla döndü, çıktı mutfaktan.

Kapı hafif çarptı, sanki kırgınlığı göstermek istercesine.

Asuman masada oturuyor, soğumuş çayına bakıyordu. Aklından tek bir cümle geçip duruyordu: İşte başladı.

Daha yolun başında olduklarını biliyordu.

Birazdan Murat önce ablasını arayacak, sonra annesini, sonra belki tekrar ablasını Bir-iki saat sonra, on dakika mesafedeki kayınvalidesi Adviye Hanım kapıyı tıklatacaktı; o, bu evin içinde olan biteni hemen duyardı. Yüksek sesli ve uzun bir tartışma başlayacaktı; duygusuz, nankör, aile nedir bilmeyen damgasını mutlaka yiyecekti.

Ama işin özü şuydu: Asuman ilk kez kendisi için hayır diyebilmişti.

Artık geceleri sadece dört saat uyumak istemediği için özür dilemeyecekti. İşinin hobisi olmadığını; sinirleri, damarları, insan gibi yaşama hakkı olduğunu kimseye anlatmak zorunda değildi.

Yerinden kalktı, pencereye yürüdü, camı açtı.

Gece soğuğu dalga dalga mutfağa doldu; ıslak asfaltın, uzakta bir yerlerde yanmış bir ateşin dumanı sinmişti havaya.

Derin bir nefes aldı.

Kim ne derse desin, dedi içinden, önemli olan şu: Artık ilk hayırımı söyledim.

Ve bu hayır, on iki yıllık evliliğinde ettiği en yüksek sesli cümleydi.

Ertesi sabah Asuman kapının iki tur anahtarla açılma sesine uyandı. Ardından ayak sürüyüşü ve hafif, boğuk bir öksürük…

Kımıldamadan, antrede montun çıkartılışını, çantanın yere dokunuşunu, ayakkabının kenara itilmesini dinledi. Tanıdık ritüel, ama şimdi başka bir anlam taşıyordu: başka türden bir savaşın, haber verilmeden başlayan bir muharebenin işareti gibi.

Murat Adviye Hanımın sesi zayıf ama hâlâ buyurgandı. Evde misin oğlum?

Murat, belli ki uykusuz geceden hemen atılarak cevap verdi:

Evdeyim anneciğim, gel mutfağa, çay koydum bile.

Asuman gözlerini kapadı. Getireceğini bile söylememiş Ne var ki, yaptı işte!

Kendini zorladı, kalktı. Sabahlığını giydi, koridora çıktı.

Adviye Hanım yerde dikiliyordu, minik, kambur, eski bir lacivert pardösü, elinde ilaç çantası ve termosu. Asumanı görünce yorgun bir tebessüm, ama o alışık olduğu üstünlükle birlikte

Günaydın, Asuman kızım. Kusura bakma bu kadar erken. Doktor her şey nasıl erken olursa o kadar iyi, dedi.

Asuman başıyla selamladı.

Günaydın Adviye Hanım.

Murat tepsiden çay, bisküvi, küçük bir tabakta ilaçları getiriyordu.

Anne, büyük odada yat istersen. Kanepeyi açtım sana.

Peki, eşyaları kim yerleştirecek? Adviye Hanım gelini işaret etti. Yardım edersin, değil mi Asuman?

Asumanın şakaklarında nabız atmaya başladı.

Tabii, dedi kısaca. İşten sonra.

İşten sonra mı? sesi incelmişti Adviye Hanımın. Bugün kim bakacak bana?

Murat öksürdü:

Ben sabah işe gidiyorum anne. Ama öğleden sonra izin aldım. Asuman eşine döndü, sen bugün izin alsan?

Asuman uzun süre kocasının gözlerinin içine baktı.

Bugün müşteriye proje sunuşum var. Mümkün değil.

Peki sonra? Adviye Hanım palosunu çıkarırken sordu. Sunumdan sonra bakarsın?

Sunumdan sonra normal saatte, yani akşam yedi gibi evde olurum.

Sert bir sessizlik Adviye Hanım antredeki tabureye oturdu.

Yani bugün bütün gün yalnızım?

Murat, karısına neredeyse yalvaran bir bakış attı.

Asuman sesi titremeden cevapladı:

Adviye Hanım, sabah size tüm gün yetecek yemeği bırakırım. İlaçlarınızı saatlerine göre ayırırım, hepsini yazarım. Bir sorun olursa arayın, sunumda bile olsam açarım.

Adviye Hanım suratını astı.

Ya düşersem? Ya yanlış ilaç alırsam?

O zaman ambulansı ararsınız. Şehir trafiğinde benim gelmemi beklemekten daha iyi olur.

Murat tam bir şey diyecekti, sustu.

Adviye Hanım oğluna döndü.

Murat duydun mu?

Anne, sesi kısık ve sakindi, Asuman haklı. Biz doktor değiliz. Ciddi bir şey olursa ambulans gerek.

Asuman şaşırdı; yıllardır ilk kez bir Asuman haklı cümlesini kulaklarıyla duymuştu.

Adviye Hanım ağır ağır doğruldu.

Peki madem öyle, öyledir.

Odasına yürüdü, paketini peşinden çekerek gitti. Kapı usulca, ama belli ki bilinçli kapandı.

Murat karısına döndü.

Hiç olmazsa

Hayır, sözünü kesti Asuman. Hiçbir şeyi yapmam artık. İzin de almıyorum.

Mutfakta su içti.

Murat arkasından geldi.

Asuman her şeyin farkındayım. Ama bu annem

Biliyorum.

Gerçekten çok güçsüz şu anda.

Sana inanıyorum.

O zaman neden?

Asuman ona döndü.

Çünkü şimdi her şeyi üstlenirsem, bu hep böyle olacak. Bunu biliyorsun.

O sustu.

Seni seviyorum, dedi Asuman. Ama herkesin başkasının hayatı üzerinde bu kadar söz hakkı olamaz.

Murat başını eğdi.

Bir daha ablamla konuşacağım. Belki hafta sonları gelebilir.

Güzel olur.

Gözlerinin içine baktı.

Bana kızgın mısın?

Asuman gülümsedi; bu son yirmi dört saatte ilk kez.

Tabii ki kızgınım. Ama kızgınlığımı ömür boyu sürdürmek istemiyorum.

Murat başını salladı.

Elimden geleni yapacağım.

Asuman saate baktı.

Hazırlanmam lazım. Sunuma iki saat var.

Odasına çekildi; Murat ise mutfakta ayakta, boş bardağa bakarak kaldı.

Gün şaşırtıcı derecede huzurlu geçti. Asuman sunumunu güzel yaptı müşteri memnun oldu, hatta bir miktar prim sözü verdi. Akşam 18.30da ofisten çıktığında, göğsünde hafif bir huzur vardı.

Metroda Murata mesaj attı:

Annen nasıl?

Yanıt hemen geldi:

Uyuyor. Ben üçten beri evdeyim. Akşam yemeğini hazırladım. Seni bekliyoruz.

Vagonun camında yansımasına baktı: Seni bekliyoruz.

Ev, çoktandır bu kadar sıcak hissettirmemişti.

Gerçekten onu bekliyorlardı.

Masada salata, fırında balık, patates vardı. Adviye Hanım koltukta kitap okuyordu; Asuman içeri girince gülümseyip kitabı kapattı.

Asuman kızım geldin.

Geldim.

Gel yemeğini ye. Murat kendisi yaptı hepsini, bulaşığı bile o yıkadı.

Asuman kocasına baktı. O ise hafifçe omuz silkti.

Oturdu.

Adviye Hanım öksürdü.

Şöyle düşündüm de galiba bir bakıcı bulmak iyi olacak. En azından gündüzleri. Murat iş yerinde halsiz kalmasın.

Asuman bakışını kaldırdı.

Mantıklı olur.

Ben de ablana haber vereceğim, ekledi Murat. O da katkı yapar. Söz verdi.

Adviye Hanım iç çekti.

Vaktiyle başkalarının bana alt bezi değiştireceği günleri göreceğim aklıma gelmezdi

Kimse yabancı değil anne, dedi Murat. Biz aileyiz. Ama artık herkesin sınırı var.

Asuman kayınvalidesine baktı.

O da sustu, sonunda başını salladı.

Demek zamanı geldi

Tam o sırada Adviye Hanımın telefonu çaldı.

Ekrana bakıp derin bir nefes aldı.

Senin ablan Nihal.

Murat açtı,

Alo Evet anne Evdeyim Dinle bak, yardıma ihtiyacımız var. Sadece para da değil. Hafta sonu gel. Hepimiz konuşalım.

Telefonu kapadı.

Asumana baktı.

Gelecekmiş.

Asuman başını salladı.

Tamam.

O an fark etti ki, yıllar sonra ilk kez eve gelmekten korkmuyordu.

Sebebi evde huzur değil, nihayet gerçekten dinleniyor olmasıydı.

Üç hafta geçti.

Adviye Hanım artık geceleri öyle öksürmüyordu. İlaçlar işe yaramıştı; bacaklarındaki şişlik inmişti, kendi kendine kalkıp mutfağa çay bile koyabiliyordu. Asıl önemlisi: evde yeni bir huzur vardı korkudan gelen sessizlik değil, yetişkin insanlara has, herkesin birbirini tarttığı ve anlaştığı bir huzur.

Cumartesi sabahı Nihal Bursadan geldi.

Antrede iki büyük çanta, kucağında küçük kızı, yüzünde mahçup bir gülümseme.

Annecim, geldim Asuman, Murat Geç kaldım, affedin.

Adviye Hanım penceredeki koltuğundan döndü; sanki o anı ürkütmekten korkar gibi ağırdan.

Geldin sonunda, kızım.

Geldim tabii, Nihal çantaları yere bıraktı, kızını Murata verdi, annesine koştu. Sözümü tuttum.

Asuman mutfak kapısında seyrediyordu, müdahale etmeden, sadece izliyordu.

Nihal annesinin önünde çömeldi.

Anne, dün Muratla uzun konuştuk. Şöyle yapmaya karar verdik.

Cebinden bir kağıt çıkardı.

Bakıcı ilanı bu. Hemşirelik mezunu biri. Sabah dokuzdan akşam yediye kadar. Haftada beş gün. Hafta sonları biz ilgileneceğiz.

Adviye Hanım titreyen eliyle kağıdı aldı. Okudu, oğluna baktı.

O kadar parayı nasıl bulacağız?

Üçümüz toplarız, dedi Murat hiç yükselmeden. Ben, Nihal, Asuman. Eşit olarak.

Eşit kelimeyi yavaşça ağızında tartı gibi tekrarladı.

Nihal başıyla onayladı.

Bak anne, hiçbirimiz işten çıkıp tam gün bakamayız. Senin de sürekli bakıma ihtiyacın var. O yüzden işinde uzman birine ücretini ödemeliyiz.

Asuman ilk defa sohbete katıldı:

Kadınla konuştuk bile. Adı Gülsüm Hanım. Elli sekiz yaşında, yirmi yıl deneyimli. Yarın tanışmaya gelecek.

Adviye Hanım uzun uzun sustu.

Sonra gelinine doğrudan, alışılageldik o mesafeli sıkı bakışları olmadan döndü.

Asuman sadece hayır deyip gitsen olurdu. Çoğu kadın böyle davranırdı.

Asuman omuzlarını hafifçe silkti.

Gidebilirdim. Ama o zaman hepimiz zarar görecektik, en başta da sen.

Adviye Hanım ellerine baktı, belli belirsiz bir utançla.

Biliyor musun, bu kadar zamandır tek başıma düşünmeye vaktim oldu. Anne olunca hep herkes sana uymak zorunda gibi hissediyor insan Meğer asıl şimdi ben uyum sağlamayı öğrenmeliymişim.

Nihal annesinin elini tuttu.

Kimse seni zorlamıyor anne. Sadece herkes rahat nefes alsın istiyoruz.

Adviye Hanım tekrar sırayla herkese bakıp, sonunda Asumanın gözlerini yakaladı.

Beni affet kızım, neredeyse fısıldadı. Gerçekten, hakkım olduğunu sandım hep

Asuman göğsünde, yıllardır sıkışık duran o ağrının çözülmeye başladığını hissetti.

Affediyorum seni, Adviye Hanım.

Kadıncağız hafifçe tebessüm etti, ilk kez alaycı değil; sade, kibar bir tebessümdü.

O zaman şu Gülsüm Hanımı tanıyalım bakalım. Herkes kararını böyle verdiyse, demek ki ben artık bu evin ilahı değilim.

Murat hafifçe gülümsedi, o hafiflikle haftalardır gülmemişti.

Ne ilahı anneciğim, ne de hükümdarı. Sadece bizim annemiz Hepimizin. Hak ettiği sevgiyle, insan gibi bakım görecek.

Akşam, Nihal kızıyla birlikte tren garına dönerken, Adviye Hanım odasında uyurken, Asuman ve Murat mutfakta hafif bir ışıkta oturuyordu.

Murat ona şarap koydu, kendine de.

Biliyor musun, dedi alçak bir sesle, senden ayrılacağını sandım.

Asuman ona şaşkınlıkla baktı.

Gerçekten mi?

İlk gün hayır dediğinde bitti dedim içimden. Eşyalarını toplarsın, başınızın çaresine bakın, dersin diye düşündüm.

Asuman kadehi ellerinde döndürdü.

Öyle bir düşünce geçti aklımdan. Doğru.

Neden kalmayı tercih ettin?

Asuman uzun süre sustu.

Sonra şöyle dedi:

Şimdi gidersem, asla öğrenemeyeceğim: Sen sadece lafla mı, icraatla da sorumluluk alabilen bir adam olabiliyor musun?

Murat gözlerini kaçırdı.

Son haftalarda çok şey öğrendim. Hâlâ da öğreniyorum.

Görüyorum.

Göz göze geldiler.

Bana bir şans verdiğin için teşekkür ederim.

Asuman gülümsedi; hafif, acı tatlı olmayan, sıcak bir tebessüm.

O şansı kullandığın için teşekkürler.

Kadehleri tokuştururken, neredeyse tören havası vardı.

Pencereden ilk gerçek kar yağıyordu bu kış. Büyük, ağır taneler sokak lambasında döne döne yumuşacık bir beyaz halı gibi asfaltı örtüyordu.

Adviye Hanımın odasında küçük bir gece lambası yanıyordu.

Ve Asumanla Muratın odasında, uzun zaman sonra ilk kez, ilaçların ve kaygının yerini evin huzurlu kokusu almıştı. Artık burası onların evidi; gerçek bir aile evi.

Rate article
Lifequest
– Annem hastalandı, bir süre bizde kalacak; ona sen bakacaksın! – dedi Sevda’ya eşi — Affedersin, n…