Ah anneciğim, yine balık mı kızartıyorsun? dedi Aybike, mutfağa uzanıp bakarken.
Evet kızım, ama pencereleri açtım, aspiratörü de çalıştırdım, diye cevapladı Hatice.
Son dört aydır, yani kızı yanına taşındığından beri, günde birkaç defa böyle laflar duyar olmuştu.
Yemeğin çok tuzlu olmuş ya da eşyaları yanlış yere koymuşsun. Ya da odandaki televizyon çok sesli.
Hatice kendi evinde nasıl olup da parmak uçlarında yürümeye başlamıştı, farkında bile değildi. Her şeyi sessiz ve dikkatli yapmaya çalışıyordu ki, kızı ve damadına rahatsızlık vermesin.
Başlangıçta her şey normal görünüyordu…
Aybike evlendikten sonra eşiyle ayrı bir eve çıkmışlardı. Başka bir ev kiralamışlardı. Hafta sonları anneye ziyarete gelirlerdi. Çalışıyor, kendi düzenlerini kuruyorlardı, haliyle…
Bir gün Hatice fenalaştı. Komşuları hemen ambulansı çağırdı. Kızı da kısa süre sonra yetişti. Hastaneden taburcu olduktan sonra kızı annesine şöyle dedi:
Sana küçük bir sürprizimiz var. Eminim beğeneceksin. Eve gidince göreceksin.
Hatice eve girer girmez, antrede bir sürü çanta olduğunu fark etti.
Konuştuk, artık seninle birlikte kalmaya karar verdik. Sana göz kulak oluruz, dediler.
Hatice çocuklarının bu kararına şaşırmıştı.
Başlarda Aybike gerçekten annesiyle ilgilendi. Evi temizliyordu, yemek pişiriyordu, ütü yapıyordu. Ama iki ay geçince, taşınma nedenini yavaş yavaş unutmaya başladı.
Hatice tekrar toparlandı, sağlık buldu. Her şeyi yine kendi yaptığı günlere döndü. Çocuklar işteyken evde yine o pişiriyor, o temizliyordu.
Kızı defalarca annesine Dinlen biraz, kendine bak, dese de, Hatice her seferinde İyiyim kızım, bana bir şey olmaz, diye ikna etti.
Aybike ve damadı, anneleriyle birlikte yaşamanın nimetlerini kısa sürede gördüler. Kira yok, ev temiz, yemek hazır…
Bir gün Aybike şöyle dedi:
Anneciğim, bu akşam arkadaşlarımız gelecek. Sen istersen komşuya git, biraz çay iç, sohbet et. Biz de rahat oluruz, sen de sıkılmazsın.
Hatice akşam dışarı çıkmak istemiyordu. Zaten komşusu da erken yatardı. Hava güzeldi, evin önünde biraz oturup, serinlikte kafasını dinlemeye karar verdi. Zaman geçti, misafirler hala gitmemişti. Hatice aslında yatmak istiyordu ama ha şimdi kızım çağıracak diye inatla bekledi.
Komşulardan biri, Selim Bey, köpeğiyle çıkıp yarım saat sonra döndü. Hatice hâlâ bankta oturuyordu.
Kusura bakmayın, bir şey mi oldu? diye sordu Selim Bey.
Yok bir şey, çocukların arkadaşı geldi de, rahatsız etmeyeyim istedim.
Tanıdınız mı, ben aşağı katta oturuyorum, dedi Selim.
Tabii tanıdım, dedi Hatice.
Daha önce de karşılaşmışlardı, ama selamlaşmaktan öte sohbetleri olmamıştı. Selimin eşi vefat edeli çok olmuştu. Çocukları da başka şehirlerdeydi.
Hadi geçin bir çay içelim. Biraz serin oldu. Kızınızı arayın, burada olduğunuzu bilsin.
Hatice kızını aradı ama açan olmadı. Demek ilgilenmediler.
İyi, gidelim bakalım, dedi.
Oturup çay içtiler, sohbet ettiler. Tam o sırada Aybike aradı:
Anne, neredesin? Misafirler gitti, yatmaya hazırlanıyoruz, sen hâlâ yoksun.
Kızının sesi gene azarlama doluydu. Hatice yine ne yanlış yaptığını anlamamıştı ama hemen kalktı, toparlandı. Selim Bey kapıya kadar eşlik etti.
İki kat çıkacağım zaten, dedi Hatice.
Olsun, ben bırakayım, içim daha rahat eder, dedi Selim.
O günden sonra Hatice sık sık Selim Beyi ziyarete gitmeye başladı. Beraber çay içtiler, bazen yemek yaptılar. Hatta Selim kendi tarifinden bir şeyler pişirirdi. O gün de Hatice Selim Beyin evindeydi; damadının doğum günü için evde misafirleri vardı.
Senin evin ne kadar huzurlu ve sakin, dedi bir ara Hatice.
İstersen sonsuza kadar burada kalabilirsin, dedi Selim.
Öyle bir bakışla söyledi ki, Hatice onun ciddiyetini hemen anladı.
Düşünürüm, dedi gülümseyerek Hatice.
Aslında içinde kararını çoktan vermişti…
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



