Merhaba abla, bana en uygun ne var, diye her seferinde kasaba seslenen yaşlı teyze, alışılmış bir müşteri olmuştu artık.
Her hafta, hep aynı saatte, boyu kısa, sırtı yaşla ve hayatın yüküyle hafifçe bükülmüş bu kadife bakışlı yaşlı kadın, kasabın kapısından içeri girerdi.
Bir şey istemezdi. Şikayet etmezdi. Sesini yükseltmezdi.
Sadece camekanın önünde durur, et dolu vitrine uzun uzun bakardı. Sanki bakışı, et parçalarını değil de, içindeki susmuş dilekleri sayıyordu.
Sonra o yorgun, köşeleri hayatın telaşıyla eprimiş cüzdanını ağır ağır çıkarırdı.
Her defasında ona aynı hüzünle bakardı: Umudunu mucizeye değil, belki yetere bağlamış insanların hüznü. Usulca, neredeyse utanarak sorardı:
Uygun fiyatlı bir şeyiniz var mı acaba?
Kasap artık onu tanımıştı. Ne kontrfile isterdi, ne de bonfile. En güzeli lafı hayatında hiç yoktu.
Hep en ucuzundan alırdı: Tavuk kemiği, kıkırdak, daha ziyade kasabın yana ayırdığı ufak tefek parçalar.
Kasap poşeti tezgâha koyarken, göğsünde bir sızı hissederdi. Çünkü mesele fakirlik değildi sadece
Onun içinde dimdik durmaya çalışan bir gurur vardı. Teyze asla dilenmezdi. Parasını öderdi.
Ama çoğu zaman, neredeyse elinde hiçbir şey olmadan evine dönerdi.
Bir gün kasap, teyzeyi camdan çıkarken fark etti ve istemsizce gözleriyle takip etti.
Eve gitmedi. Apartmanların arkasında, kimselerin pek uğramadığı tenha bir sokağa saptı.
Orada, bir çitin yanında yere atılmış ıslak bir kartonun önünde durdu. Zorlukla diz çöktü, ağrıyan dizleriyle. Aldığı kemikleri özenle poşetten çıkardı, yere dizerken sanki mezara çiçek bırakıyordu.
Ve o an geldiler Üç kedi. Zayıf, aç ve titrek. Sahibinden kalma, sokakta hayatta kalmaya çalışan kediler.
Kemiklere saldırırken, teyze, gözleriyle onları okşadı. Hafif, buruk ama güzel bir tebessümle mırıldandı:
Buyurun kızlar buyurun insan ne demek olmadığını iyi bilir
Kasap şaşkınlıkla izledi. Gözünde yaşlı teyze, kendine kıt kanaat yeten biriydi.
Ama gözünün önünde duran, azı bile paylaşan bambaşka bir insandı. Kendi karnını zor doyururken, dünya tarafından unutulmuş küçük canlara da yer açıyordu içinde.
O akşam kasap, komşulara sorup araştırdı.
Teyze sandığı kadar yalnız değildi aslında. Evde onu bekleyen bir çocuk vardı. Torunu. Yedi yaşında, annesiz babasız.
Komşular: Onu o büyütüyor, emekli maaşıyla. Önce torununa defter alır, sonra kendi ilacına sıra gelir. Torunun tabağına en iyisini koyar, kendisi çayla ekmek yer dediler.
O anda kasabın içine öküz oturmuş gibi oldu. Teyze kemik almaya canı çektiği için değil, bütçesi elvermediği için o kemikleri alıyordu.
Yine de… O kısıtlı imkanında bile paylaşacak kalbi vardı.
Ertesi gün, teyze yine aynı saatte geldi. Tezgaha yanaşıp ağır hareketlerle cüzdanını çıkardı, o mahzun bakış yine gözlerinde.
Kasap bu defa dikkatlice baktı. Çatlamış eller, kısa kesilmiş tırnaklar, eski bir palto Ve hayattan artık bir şey istemeyen, sadece ayakta kalmaya çalışan bir çift göz.
Daha o “Ucuz bir şey varsa diye sormadan kasap söze girdi:
Abla, bugün hiçbir şey satın almıyorsunuz.
Teyzenin yüzü şaşkınlıkla karışık bir korkuya büründü.
Nasıl yani?
Bugün siz alıyorsunuz, ama para vermiyorsunuz.
Kasap tezgahtan en iyilerden bir poşet doldurmaya başladı. Baget, göğüs, güzel birkaç dilim ekledi.
Yaşlı eller havada titredi:
Olmaz, ben param yok
Kasap başını iki yana salladı.
Biliyorum. İşte tam bu yüzden.
Ve hafifçe, hiç kimse duymasın istercesine eğildi:
Dün kedilerle sizi gördüm.
Teyze dona kaldı. Gözleri aniden doldu; yıllarca susmuş bir yanından fışkırırcasına yaşlar süzüldü:
Yavrum ben sadece dayanamıyorum yazık, onlar da kimsesiz
Kasabın sesi çatladı, yutkundu:
Siz kimsesiz değil misiniz?
Başını salladı:
Bir torunum var
Ve sustu. O Bir torunum var deyişinin içine bir ömür sığmıştı aslında. Fedakârlık, uykusuz geceler, yarının korkusu, hepsinin yerini alan büyük bir sevgi.
Kasap poşeti uzattı:
Alın, bu çocuğa.
Kadıncağız sessizce ağladı. Yavaşça, içini yakacak derecede saf gözyaşlarıyla
Ama niye böyle yapıyorsunuz?
Kasap, yetişkin olmanın vakuruyla sadece şunu dedi:
Çünkü siz, hiç yoktan iyilik yapıyorsunuz da ondan.
Ve asıl acı olan ne biliyor musun? En iyi insanlar genellikle en çok acı çekmiş olanlar.
Teyze poşeti göğsüne bastı; sanki kutsal bir hediye gibi:
Fazlam yok ama, gönlüm var. Vereceksem, veririm
Kasap baktı; gözleri nemlendi.
O gün o dükkânda sadece et satılmadı. O gün insanlık satıldı. Umut dağıtıldı.
Belki dünya büyük laflarla değişmez Ama buz gibi soğuklaşmaya hevesli şu dünyayı, minik bir hareket, fazladan bir poşet ve Yalnız değilsin diyen bir kalp değiştirir.
Eğer buraya kadar okuduysan, bak, senden rica ediyorum: İyiliğe kör kalma. Bugün bu yaşlı kadın, yarın annemiz olabilir.
Eğer buraya kadar okuduysan yoluna devam etmeden bir bırak ve tüm sessizce yük taşıyanlara bir Allah kolaylık versin de!




