Kadın evi terk etti, kocasını ve çocuklarını bıraktı. İki gün sonra bir mektup aldı
İşten eve döndüğümde tek istediğim, bir köşeye çekilip sessizce maç izlemekti. Evin işlerinden, çocuklardan uzak bir akşam geçirmeyi hayal ediyordum. Çocukların bağrışlarını duymamak için kulaklarımı tıkadım adeta.
Ama o akşam her şey değişti. Eşim Esra, kapıyı hızla çarparak çıktı; sabrı tükenmişti. Çocuklar bana kaldı. Sakince koltuğuma uzanıp bir bardak çayımı içecekken, huzurlu dünyam tersine döndü. Birkaç gün sonra Esraya şu satırları yazdım:
Sevgili Esra,
Birkaç gün önce tartıştık. Eve geldim, yorgunluktan bitmiş haldeydim. Saat sekiz olmuştu, tek istediğim kanepeye uzanıp maça bakmaktı.
Senin de moralin bozuk, gözlerin yorgunluktan kan çanağı gibiydi. Çocuklar kavga ediyor, sen bir yandan onları yatırmaya çalışıyordun.
Sesini kısıp kulaklarımı tıkadım.
Azıcık yardım etsen de çocukların büyümesine katkın olsa ölmezsin ya? dedin, televizyonun sesini kıstın.
Bıkkınlıkla Ben bütün gün sen evde rahat rahat otur diye çalışıyorum dedim.
Sonra tartışma başladı, birbiri ardına laflar havada uçuştu. Hem yorgun hem öfkeliydin, ağlamaya başladın. Ağzımdan bir sürü şey çıktı. Artık dayanamıyorum diye bağırıp çıktın evden, çocuklarla beni baş başa bıraktın.
O gece çocuklara hem yemek yedirmek, hem de yatırmak bana kaldı. Ertesi gün de dönmedin. İşten izin aldım, onlarla evde kaldım.
Sabaha kadar ağlayan çocukları teselli ettim.
Bir gün boyunca evin içinde nefes almadan koşturdum, bir kez bile duş almaya vaktim kalmadı.
Koca gün boyunca evin içinde, 10 yaş üstü biriyle iki laf edemedim.
Bir oturup yemek keyfi yapamadım sürekli çocuklarla ilgilenmek zorunda kaldım.
Kendimi öyle bir halsiz ve bitkin hissettim ki, yirmi saat uyuyabilirdim ama imkansızdı, çünkü biri üç saatte bir uyanıp ağlamaya başlıyordu.
Sen olmadan iki gün ve bir gece geçirdim. Her şeyi anladım.
Senin ne kadar yorulduğunu fark ettim.
Anneliğin nasıl bir özveri gerektirdiğini anladım.
Gördüm ki on saat ofiste oturup önemli kararlar almak, anneliğin yanında çok kolay kalıyor.
Kariyerinden, finansal özgürlüğünden fedakarlık edip çocuklarınla oldun.
Ev ekonomisinin başkası tarafından yönetilmesinin ne kadar zor olduğunu da ancak yaşayınca anladım.
Arkadaşlarınla buluşmak, spora gitmek, en sevdiğin şeyleri yapmak bir yana, doğru düzgün uyuman bile mümkün olmuyor.
Çocuklarla dört duvar arasında kalıp, dışarıdaki hayatı kaçırmanın ağırlığını hissettim.
Annemin çocuklara bakış şekline dair eleştirilerini neden bu kadar içselleştirdiğini şimdi anlıyorum. Bir çocuğu annesinden kimse daha iyi tanıyamaz.
Toplumda yükü en ağır olanın anneler olduğunu herhalde kimse görmüyor, takdir de etmiyor.
Bu mektubu, sadece seni ne kadar özlediğimi anlatmak için yazmıyorum. İstiyorum ki bir günün dahi bu sözleri duymadan geçmesin:
Çok cesursun, harika bir iş yapıyorsun ve sana hayranım!
Ev kadını, anne, eş olmak; toplumda en değerli ama en az kıymeti bilinen rol. Bizler de artık anneliğin ne kadar eşsiz bir meslek olduğunu konuşalım, paylaşalım ki, hak ettiği övgüyü duysun bu kutsal meslek.
Bu yazımı lütfen arkadaşlarınla paylaş. Kim bilir, belki artık annelerin değeri hatırlanır.




