Senin yüzünden oldu bu! Dudaklarını büzmüş şekilde Feride Hanım mutfaktan Nazlıyı izliyordu, Nazlı da tabakları yıkıyordu. Yan odadan üç yaşındaki kızı Zeynepin öksürüğü geliyordu arada.
Çocuğa baksaydın, biraz ilgilenseydin zamanında, gereksiz şeylerle tedaviye kalkmasaydın bunlar olmazdı
Ama ben doktorun yazdığı ilaçları kullandım, diye cılız bir sesle kendini savundu Nazlı.
O zaman antibiyotik vermen lazımdı! Şimdi yine sen uğraşırsın, iğne filan yaptırırsın. Böyle anne mi olur! Şimdiki nesil bomboş, bir şey bilmiyorlar, düşünmüyorlar, çocuklarına bile değer vermiyorlar. Ben senin kocanı çocukken nasıl büyüttüm bir bilsen
Nazlı musluğu kapatıp hızla mutfaktan çıktı. Gözyaşları boğazında düğümlenmişti. Tam beş yıldır her şeyin suçlusu oydu. Akılsız, beceriksiz, ne yapsa yanlış En büyük yanlışıysa Murata inanıp, onun ailesiyle kendi evimiz olana kadar kalmayı kabul etmesiydi.
O hayal edilen ev ise, kiralanmış bir arsanın ortasına açılmış kocaman bir çukurdan ibaretti. İnşaat hiç ilerlemiyordu. Murata göre bunun da suçlusu Nazlıydı. Çünkü çocukları kendi istediği için, Muratın rızasını almadan, arka arkaya doğurmuştu.
Nazlı her defasında kiralık bir ev tutalım deyince hemen geri çevriliyordu:
Ben havaya para ödemem, başkasına ekmek yedirmem, diyordu Murat.
Nazlı iç çekip başka fikirler sunmaya çalışıyordu:
Bak, devlet desteğiyle bir ev alsak, senin de benim de katkımız var, ikisini birleştiririz.
O paralara ne ev alınacak? Döküntülerden başka bir şey olmaz. Paranı inşaata harcarız, şimdi yaz gelsin, bak neler olacak
Yaz geldi ama küçük bir taş yerinden oynamadı. Nazlı da parasını vermeye hiç yanaşmadı. O yüzden öylece geçip gidiyordu günler
Murat, bak Zeynepi yanında bırakır mısın? Ben Emiri almaya kreşe gideceğim, dedi bir gün, ayağında ayakkabılarını çıkaran Murata.
Ya ateşi çıkarsa?
Sadece yarım saat Murat, hem nefes almış oluruz, diye üsteliyordu.
Yok, beni karıştırma, başına bir şey gelirse ben bakmam sonra!
İstediği cevabı alamayınca, Nazlı kızı giydirip elinden tutarak çıktılar. Kreş dört sokak ötedeydi, üstelik Zeynep biraz hava alırdı
Kocasından da ardından laf geliyordu:
Bugün Emiri niye gönderdin ki kreşe, evde dursa ya? Her fırsatta çocukları başımdan atmaya çalışıyorsun!
Nazlı kafasını eğip acı acı güldü:
Hep ben suçluyum zaten
O akşam bilgisayar başında oturuyordu. Çocuklar diğer odada sessizce oyun oynuyordu.
Çalışıyor musun? Murat başını bilgisayarına doğru uzattı. Akşam yemeği ne zaman hazır olur?
Nazlı notebookun kapağını indirdi.
Yine ev bakıyordun değil mi? diye şüpheyle sordu Murat. Boş ver, biraz sabret, inşaat başlayacak, hepsi hallolacak.
Nazlı başını salladı.
Tam o sırada Zeynep kapıdan koşarak girdi, gözyaşları boşaldı:
Anne, kulem yıkıldı! Hep senin yüzünden!
Murat da kızındaki fırsatı kaçırmadı:
Aynen kızım, annen yardım etmezse böyle olur, diyerek alay ettiği gülücükle destek verdi.
Nazlı baktıkça fark etti: Artık kızına bile zararı dokunuyordu. Suçlu olmaktan yorulmuştu.
Ertesi sabah Emiri kreşe götürmedi. Feride Hanım, Nazlının çocukları hazırlayışını sessizce izledi, ama sormadı.
Doktora gideceğiz, diye açıkladı Nazlı, alışkanlık olmuştu bir şeyleri izah etmek
Akşam üzeri eve döndüklerinde çocuklar neşe içindeydi. Birbirlerine bir şeyler fısıldıyor, kıkırdıyordu. Nazlı susmalarını, sessiz olmalarını söyledi.
Baba, bugün nerede olduğumuzu biliyor musun? dedi Zeynep neşeyle.
Neredeymişsiniz?
Söylemem, dedi Zeynep annesinin bakışını görünce başını eğdi.
Sürprizmiş, Emir doğum gününe hazırlık deyip gülümsedi.
Ertesi gün Nazlı çocuklarla birlikte ortadan kayboldu. Akşama doğru Murat eve gelince fark etti eksikliği:
Anne, ne var yemekte?
Gidip kendi karına sor, sabah çocuklarla birlikte çıktı, hâlâ ortada yoklar. Ekmeğe yumurta kırarım artık, karın düşünmediğine göre
Belki doktordalardır dedi Murat, salona geçti. Her yer tertemizdi. Nazlı iyi bir ev kadınıydı ama bir gariplik vardı. Sonra anladı; Zeynepin devasa pelüş kedisi yoktu koltukta. O uykulu pelüşi kliniğe götürmezdi, dün de odadan çıkarmamıştı.
Murat telaşla odayı dolaştı. Dolabı açınca bir tek Nazlının kışlık kabanı asılı kalmıştı; diğer tüm eşyalar ve çocukların oyuncakları gitmişti.
Anne! Nazlı gitmiş! dedi Murat gözlerine inanamayıp annesine haber verdi.
Nereye gidecek, akılsız, dedi Feride Hanım, tavada yumurtayla uğraşıyordu.
Ama eşyalarını toplamış, yok işte
Çocukları da mı götürmüş? Ara hemen, çabuk! dedi panik içinde.
Murat tekrar tekrar aradı ama telefonu kapalıydı.
Anne, o kadar eşyayı nasıl kaçırdı hiç fark etmedin mi?
Ben markete uğramıştım Peh, kesin kafayı sıyırdı, bulup çocukları ondan almalıyız!
Peki çocuklar ne olacak? Sen mi bakacaksın?
Aman tabii ki hayır, kreşe veririz!
Akşamları, hafta sonları? Hastalanınca?
Bir bakıcı tutarsın.
Fikrinde misin, bakıcıya ne kadar para gidiyor, haberin var mı?
O zaman yurda verirsin çocukları, geçici bir süreliğine!
Murat başını ellerinin arasına aldı. Yumurtası yandı, ortalık karardı. Anne oğul kara kara düşündü:
Ne eksikti acaba? diye dertlendi Murat, Hiçbir şey söylemeden gidilir mi ya? Kesin bir adam buldu.
Kim ne yapsın onu, dedi annesi küçümseyerek.
Peki nasıl geçinecek? Bir işi yok ki.
Deme bana, çocuklar için olan parayı inşaata harcamalıydık. Şimdi o sermaye de Nazlıyla gitti. Gider bir harabeye yerleşir, bak gör.
Döner o, birkaç gün evde aç kaldı mı anlar, diye kendini kandırdı Murat.
Dönerse hemen evi alma boşuna. Biraz ağlat, biraz ez, çocukları da elinden al ki akıllansın.
Feride Hanım konuşup durdu. Murat o gece aç yattı. İçten içe birkaç güne Nazlının döneceğinden emindi, onu aramayı hiç düşünmedi.
Kısa süre sonra eline bir zarf ulaştı; resmi tebligat. Nazlı, Murata tek taraflı boşanma davası açmıştı.
Anne, beni mahkemeye çağıracaklar burada, dedi Murat.
Gitme, sensiz boşayamazlar. Bi de aradın mı Nazlıyı?
Hayır
O zaman ara, bul geri getir. Komşular öğrenirse rezil oluruz. Herkese tatile gittiler dedim, bir de bu çıktı şimdi. İnsanlar ne der!
Kendi gelir o
Bak oğlum, eğer dilekçe vermişse dönmeyecek demektir. Bulman lazım. Gül açar, özür dilersin, yumuşadı biraz.
Neden özür dileyecekmişim ki? dedi alınıp Murat.
Bilmem, maksadı bulunca belli olur.
Nazlıyı tesadüfen buldu. İş çıkışı annesinin eline tutuşturduğu listeyle markete giderken, parkta çocuklarla oyun oynarken gördü. Az kalsın peşinden atlayacaktı ama vazgeçti, uzaktan izledi.
Nazlı acele etmiyordu, çocuklarla şehrin merkez parkında yürüyüp meyve suyu içiyor, gülerek konuşuyorlardı. Nazlı huzurlu ve mutlu görünüyordu. Evine dönmek tek aklında olan şey değildi.
Boşanınca bir de onlara nafaka ödeyeceğim diye içinden geçirdi Murat.
Apartmanın önünde yakaladı onları. Hızlıca atıldı yanlarına:
Emir, Zeynep, nasılsınız? Özlediniz mi babanızı?
Çocuklar anında annelerinin arkasına saklandı. Emir fısıldadı:
Anne, teyze evine gitmeyeceğiz değil mi?
Yok oğlum, gitmeyeceğiz
Bak hemen doldurmuşsun çocuğu bana karşı, Murat öfkelendi, Uyarı bile vermeden kaçıp gittin, neyin eksikti ki? Hazır düzende kraliçe gibi yaşayıp bir de boşanma mı? Başka adam mı buldun yani? Yine birinin sırtına mı bineceksin? Senin gözün hiç doymuyor. Çocukları alacağım senden!
Nazlı hafifçe gülümsedi:
Bekle burada, hemen çocukların eşyalarını getireyim.
N-neden?
Onlarsız mı götüreceksin çocukları? Zeynep pelüş olmadan uyuyamaz, biliyorsun
Dalga mı geçiyorsun? Ben sana göstereceğim!
Nazlı bir adım geri çekildi. Etraflarına birkaç komşu toplanıyordu. Murat kapıya yöneldi:
Hadi, neredeyse evin, gösterecek misin?
Nazlı başını salladı:
Git Murat, mahkemede görüşürüz.
Senden hiçbir şey alamayacaksın! Ne ev, ne yazlık, ne inşaat, hiçbirinde hakkın yok!
Nazlı bir süre suratındaki öfkeyle karışık yüzüne baktı ve kendine hayret etti. Nasıl olmuştu da bu adamı beş yıl boyunca anlamamış, ümit etmişti ki
Polisi mi çağırsak? dedi yardımsever bir komşu kadın.
Polis kelimesini duyan Murat sessizleşti. Son bir cümle fırlatıp gitti:
Ne halin varsa gör! Hep senin suçun!
Nazlı güldü. Hafiflemişti. Çocuklarına sarılıp evine girdi. Şu an kiralık bir evdeydiler belki ama ilk defa yıllardır kendi evinin kadınıydı. Neyin, ne zaman yapılacağına, çocuklarının ne zaman sokağa çıkacağına kendi karar veriyordu. Muratın dert etmesine gerek yoktu çünkü Nazlı yıllardır evden freelance web sitesi yapıyor, geceleri çocuklar uyurken kendini geliştiriyordu. Sabredemedikçe öğrenmişti çünkü bir gün patlayacağını hissetmişti
İleride boşanma tamamlanacak; Murat annesinin gazıyla mahkemeye gitmeyecek, birkaç defa ertelenecek, sonunda Nazlı posta yoluyla resmen boşanacağını öğrenecekti.
Emirin doğum gününde uğramayacak; zaten nafaka veriyorum diyecek.
Birkaç ay sonra Nazlı küçük bir mahallede kendi iki odalı mütevazı evini alıp çocuklarıyla yeni bir hayat kuracak.
Ortak tanıdıklarından Muratın hayatına yeni biri girmesi için ne çok uğraştığını ama kimsenin kalmadığını öğrenecek.
Ve Nazlı, sadece rüyalarında yeniden o eski alaycı sesi duyacak: her şey senin suçunZaman geçtikçe Nazlı, kimsenin ona öğretemediği, annesinin bile zorla unutturduğu bir şeyi kendi kendine yeniden keşfetti: Kendi ayakları üzerinde durmanın, çocuklarına güvenli bir hayat sunmanın huzurunu. Küçük mutfağında akşam yemekleri hazırlarken, Zeynep boynuna sarılıyor, Emir ders çalışırken kafasını annesinin dizine koyuyordu. Dışarıdan bakanlar için sıradan bir hayattı belki; ama içerde bir mucize yaşanıyordu, çünkü bu evde artık kimse birbirine Senin yüzünden! demiyordu.
Bir Pazar sabahı, pencereden güneş süzülürken çocuklar sevinçle sıcak simitleri paylaşıyor, Nazlı çayını yudumluyordu. İçinde ilk defa gerçek bir hafiflik, umut vardı. Gürültüler uzaktan geliyordu; geçmişin suçlamaları, yetersizlik hisleri orada, geride kalmıştı. Şimdi, Nazlı gülümseyerek çocuklarına baktı; onların gözlerinde kendisi için duyduğu yeni saygıyı gördü ve ilk defa Ben başardım diye fısıldadı.
O gün, çıkan taze kekin kokusu camdan sokağa yayılırken Zeynep pencereye yaslandı ve annesinin elini tuttu:
Anne, evimiz çok güzel, değil mi?
Nazlı ona bakıp başını salladı:
Evet kızım, çünkü bu evde artık mutluluk izin isteden değil, beraberce kurulan bir şey.
Dışarıda eski hayat devam etse de, Nazlının kurduğu dünya pırıl pırıl yeniden doğuyordu; sıcak, sade, özgür… Küçük, ama tamamen kendilerine ait mucizevi bir evde.




