Emekliyim simit satarken beni dolandırmaya çalışanlar oldu.
Bir köşe başında, her gün kurduğum simit tezgâhımda duruyorum. Sabahın o kimsesiz, garip saatleri Derken iki adam yaklaşıyor. Şık giyimli. Takım elbise, kravat, deri çanta. Hani tam müdür havası, ama gözlerinde tuhaf bir parıltı. Rüyamda sanki havada uçuşan bakır mangırlar, akan çaylar ve yanımda her an havaya fırlayacak bir tabak baklava var.
Günaydın, hanımefendi, diyor birisi; sesi pazarlamacı gibi, insana güven vermiyor ama sanki hayatınız değişecek! der gibi gülümsüyor.Siz misiniz bu tezgahtan sorumlu olan?
Benim canım yavrum. Simit ister misiniz, yeni çıktı fırından, daha dumanı üzerinde, diyerek onları karşılıyorum, ellerim simit hamuru kokuyor.
Yok, onun için gelmedik. Tezgâhınız yoğun ticari bölge sayılıyor, belgelerinizi düzenlemeniz lazım, diyor, gözleri parlak.
O an tuhaf bir ışık yanıyor kafamda. Ama, rüyada olduğumu anlar gibi, safı oynuyorum, havada minik güvercinler uçuşuyor sanki.
Aaa tatlım, düzenleme deyince Ben daha kan şekerimi zor düzende tutuyorum. Şekerim, tansiyonum yüksek, geçen gün de kolesterolüm fırlamış. Sende var mı kolesterol? Bende var; doktora gitsem neler yazdı anlatamam
Adam sözümü bölmeye çalışıyor.Hanımefendi, sadece şu formları imzalasanız yeter diyor.
Olmaz, büyüğe laf kesmek ayıp. İşte o haplardan sonra göbeğim balon gibi, sanki Eyüpte şenlik var Kızım desen, hâlâ boşanmadı ama rüyamda kocasından azar işitiyor, tıpkı ilk rahmetli eşim gibi Allah rahmet eylesin, yaşamda da inatla değişmeyen bir huysuzdu
Diğeri sabırsızlandı, elindeki belgeleri önüme koydu.Hanımefendi, bakın, 50.000 TLlik bir ceza söz konusu
50.000 mi?! Ah yavrum, ben kira için zor biriktiriyorum. Doğal gaz faturası, elektrik Torunum, en küçüğü, veteriner olmak istiyor. Her ay Babaanne, kombiyi kapat diyor. Ama bu yaşta sıcak su olmadan olmuyor, kemiklerim ağrıyor.
Ne olur, bir dinleseniz
Siz beni dinleyin. 70 yaşımda simit satmak nasıl bilir misiniz? Emekli maaşı ilaçlarıma yetmiyor. Dizlerim, ellerim, boynum Geceleri acıdan uyuyamıyorum bazen. Yağmur, kar, güneş fark etmiyor gelmesem aç kalırım. Şimdi bana ceza mı keseceksiniz? İsterseniz burada düşüp bayılayım, daha iyi.
İkisi de göz göze geldi, terlemeye başladılar.
Belki taksit yaparız?
Taksit!? Bankaya, eczaneye, bakkala bile taksitle borçlandım. Komşuya diş için. Bir dişin ne kadar olduğunu bilir misiniz? 30.000 TL! Hem de devlet hastanesinde!
Adam belgeleri toplamaya başladı. Bir dakika, daha bitirmedim. Ablam diyaliz hastası. Haftada üç gün, her seans dört saat makineye bağlı. SSK yetmiyor, hepimiz kardeşler, simitten kazandığımdan ayda 1.000 TL destek veriyorum. Şimdi bana böylesine bir ceza Neden? Tüm belgelerim tam, belediyeden iznim var, vergimi ödüyorum; az kazanıyorum ama yine ödüyorum. Sağlık karnem bile var. Göreyim ister misiniz?
Cüzdanımı açtım; içinden dosya gibi kağıtlar döküldü.
Buyurun! Ruhsatım gelecek yıla kadar geçerli. Damgalı, imzalı. Siz hangi birimden geliyorsunuz?
Onlar geri geri çekildi.Şey, söyledik mi bilmiyorum diye mırıldandılar.
Hımm, demek söylemediniz? Garip. Ben yaşlıyım ama aklım yerinde. Yıllarca belediyede çalıştım, ruhsat departmanında tam 35 yıl. Kimler nasıl gelir, kim ne ister iyi bilirim! Gerçek bir denetçi ne altın rengi ceketle gelir, ne de elden para ister… makbuzsuz olmaz!
Ve daha bir şey var. Burada kamera var, yukarıdan dönüp duruyor rüya gibi. Benim damadım da polis. Bana bu tezgâhı da o buldu güvenli diye. İsterseniz çağırayım, üç sokak ötede.
Neredeyse kaçacaklardı.
Hanımefendi, yanlış anlama olmuş
Birer simit alın da yolunuz açık olsun! dedim peşlerinden. Darılmam, gördünüz mü!
Her gün uğrayan müşteri kıkır kıkr gülmeye başladı.
Yarım saat tuttun adamları muhabbetle!
Yahu, bilsen yarısı yalandı. Ne şekerim var, ne kızım sıkıntıda, ne de ablam hasta. Ama bu tipler sanıyor ki yaşlı, fakir olduğun için aptalsın.
Ya polis damat?
O gerçek. Kamera da öyle. Belgeler de. Fakirlik başka, utanmak başka. Simit satıyorum, çünkü maaşım yetmiyor; hesap-kitap yapamam sanmasınlar!
Her zamanki gibi bolca susamlı simitleri tezgâha koyup hayalini rüyada uzayan sokaklarda sürdürdüm.
Sence, fakirlik insanı gerçekten aciz mi yapar; yoksa ömür boyu biriktirilen hayat kurnazlığı, en büyük diplomadan daha mı değerli?




