Nataşa’nın Hayatında Her Şey Altüst Oldu: Eşi, Tek Destekçisi, “Seni Sevmiyorum” Dedi; İşini, Babası…

Nazan, yaşadıklarına inanmakta zorlanıyordu. Eşi, hayatının desteği ve tek yoldaşı bildiği adam, o gün ona Seni artık sevmiyorum. demişti.
Şaşkınlığı öyle derindi ki; o anlamsız bir pozda donup kaldı, kocası evde telaşla eşyalarını toplarken ve anahtar sesiyle ortalığı inleten adamı izledi. Tam da şu anda böylesine yıkıcı bir sarsıntıya hiç ihtiyaç yoktu. Çünkü kısa süre önce babasını aniden kaybetmişti. Kendi acısına rağmen, saçları ağarmış annesiyle, genç yaşında ağır bir beyin travması geçirip sakat kalan kız kardeşe destek olmak zorundaydı. Ailesi yakındaki bir kasabada yaşıyordu. Oğlu, Alper, ilkokula yeni başlamıştı. Haziran ayında çalıştığı işletme kapanmış, işsiz kalmıştı. Şimdi de eşi bırakmıştı
Nazan başını ellerinin arasına aldı, mutfak masasına oturup hıçkırarak ağladı.
Allahım, ne yapacağım? Nasıl yaşayacağım? Aman, Alper! Onu okuldan almam lazım!
Günlük sorumluluklar ayağa kalkmasını ve devam etmesini zorunlu kıldı.
Anne, ağladın mı?
Hayır, Alperciğim, ağlamadım.
Dedeme ağlıyor musun? Anne, ben çok özlüyorum onu!
Ben de, oğlum. Ama güçlü olmalıyız. Bizim dedemiz hep güçlü olurdu. Şimdi Allahın yanında huzurlu, üzülme! Ömrü boyunca hiç dinlenmedi, şimdi dinleniyor.
Peki, baba nerede?
Baba? Sanırım yine iş seyahatine çıktı. Okulda nasıldı bugün?
Hayat devam etmek zorundaydı. Sevmiyor mu? Zorla seven olmaz. O koşuşturmacada bir şeyleri gözünden kaçırmıştı.
Alper öğle yemeğini yerken ve minik asker figürleriyle oynarken, Nazan eşinin bıraktığı bilgisayara girdi. Daha önce hiç yapmamıştı. Maile ulaşmak kolay oldu, sol üst köşede giriş. Eşi, son yazışmasını silmeyi yetiştirememişti. Aşkla dolu mektuplar O artık sevilmeyendi. On yıl boyunca parlak güneşi, sekiz yıllık çocuğu olma mücadelesinden sonra da bizim annemiz olmuştu.
Artık her şey farklıydı ve buna alışması gerekecekti.
Öncelikle iş bulmalıydı. Yüksek eğitimli olduğuna kimsenin pek umurunda değildi. İş-Kurdan aldığı cüzi işsizlik yardımı hiçbir sorunu çözmüyordu.
Ne olmuştu da, o güvenilir, olumlu ve yeterince ilgili adam bir anda yabancı olmuştu? Düşüncelerinin tek cevabı vardı: Eşi kafayı yemişti. Birlikte, tuğla tuğla inşa ettikleri ev tamamlanmamıştı. Neyse ki, çatısı vardı ve bir oda yaşanabilir durumdaydı.
İş, sana ne kadar ihtiyacım var! Nazan yeniden hıçkırıklar arasında kaybolabilirdi ama vakti yoktu. Ona iş lazımdı!
Günlerce uğraştı. Hiçbir sonuç alamadı! İlkokula giden çocuk ve yeni yalnızlığı ihtimalleri minimuma çekmişti. Bir akşam, yeni bir başarısız günün ardından, dostu Ramazandan telefon geldi:
Nazan, kocan geri dönmedi mi?
Dönmedi.
Depoda çalışmak ister misin?
Ciddi misin?
Tabii, Velinin gidişi sonrası şaka olmaz. Saat aralıklı. Aralarda oğlunu okuldan alırsın, ya da etüt ayarlarsın. Maaş 25 bin lira, az ama sıfırdan iyidir. Yarın patates, soğan ve bir tavuk getiririm.
Ramazan, bizim tavuklarımız var. Onlar bizi doyuruyor, yumurta veriyor.
Bırak, onlar etlik olmasın, yumurtayla idare edelim.
Sağ olasın. Peki, Gül nasıl?
Direniyor. Valla, helal olsun karıma.
Ramazan hep böyleydi. Eşi Gül, ağır ameliyat sonrası kemoterapi görüyordu, her yük onun omuzundaydı ama adam hiç şikayet etmezdi. Hep İyi, şükür olsun! derdi. Nazan iç geçirdi; yaşama umudu veren dostlar. Allaha şükretti, O en güvenilir, asla yalnız bırakmaz. Dostları için de minnettar oldu.
Yeni işini kolayca alıştı. Ara kavramlarda kendisiyle baş başa kalıyor, ağlayıp olanları düşünüyordu.
Günler, haftalar, aylar su gibi geçti. Bir yıl sonra Nazan tekrar doymak, gülmek ve Alperin başarısıyla sevinmek istediğini hissetti. Eşinin ihanetiyle gelen acı, yalnızca o hafta sonu Alperi almak için eve geldiğinde tekrar canlanıyordu. Hiç engel olmadı, çocuğu mutsuz etmek istemedi. Neye yetemedim acaba? diye sormak istiyordu. Ama biliyordu, mesele başka kadına duyulan ani aşktı. Bir filmde duymuştu: Aşk ilk viraja kadar, sonrası hayat. Onun için aşk ve hayat ayrılmazdı. Peki onun için?
O yılın sonbaharı sanki yazın devamıydı; sıcak, yemyeşil ağaçlar, sokakta şen çocuk sesleri, bahçedeki kasımpatı ve yıldız çiçekleri. O gün, Nazana Mahirin dikkatli bakışıyla karşılaştığı gün, diğerlerinden farklı değildi; belki biraz daha sıcak, belki daha yüksek sesli müzik komşunun penceresinden, belki de kaderin iki yalnız ruhu buluşturma vaktinde.
Hanımefendi, size yardım edeyim, bu kadar yükle taşınmak olmaz.
Alıştım ben.
Ne kötü, böyle güzel bir kadının yük taşımayı alışkanlık etmesi!
Tüm güzel hanımlara yardım mı ediyorsunuz? Mağaza önünde nöbet mi tutuyorsunuz?
Aynen, uzun zamandır nöbet tutuyordum, sonunda seni gördüm.
Gülmemek mümkün değildi. Kahkahalar, gözlerinden yaşlar akana kadar sürdü.
Mahir, dedi elini uzatarak. Gözlerinde hala gülücükler zıplıyordu.
Nazan.
Hani Nazan başkasının karısı diye bir türkü var, duydun mu hiç?
Hayır, ama ben karı değilim.
İnanmıyorum! Hayal gibi bir kadını buldum ve o özgür. Herkes kör olmuş buralarda!
Belli, espri birikiminiz sağlam. Ciddiyet konusunda?
Onda da iyiyim. Nazan, bu akşam sinemaya gidelim mi, sohbet edelim?
Olmaz, üzgünüm, şimdi oğlumu etütten almam gerekiyor.
İnanamıyorum, bir oğlunuz mu var? Siz daha yirmi yaşındasınız, ne etütü?
Otuz beş yaşındayım.
Ben de! Müthiş denk geldi. Ama sizi hakikaten çok genç sandım.
Şimdi ne düşünüyorsunuz?
Kafamda tartıyorum. Her erkek bir oğul ister. Siz öyle rahatça söylüyorsunuz, bana anlatır mısınız nerede babası?
Şu an konuşmak istemiyorum.
Anlaşıldı. O zaman haftasonu çocuk filmi? Oğlunuzla?
Haftasonları babasıyla vakit geçiriyor.
Nazan, sizi rahatsız etmek istemem. Eğer birkaç saat boş vaktiniz olursa, arayın. Kartımda telefonum var. Gerçi, ben çocuk onkoloğu ve hematoloğum.
Ciddi bir iş.
Ve güzelleri aramaya hiç zaman yok.
Tamam, Mahir. Ararım, dedi samimiyetle.
Bekleyeceğim.
O sonbahar ne güzeldi! Sanki onlara verilmiş bir armağandı. Yumuşak güneş, ağaç yapraklarını rengarenk bir palete çevirmişti. Şehri gezdiler; her parkta yürüdüler, acılarına rağmen birbirlerine yaklaşmaya başladılar. Nazan, bu adamın yanında huzur bulduğunu hissetti. Bir buçuk ay sonra, utangaçça Bir akşam çay içsek mi? teklif etti.
Nazanım, darılma ama gelmeyeceğim. Her şeyin kendi doğal akışında olması önemli. Güveniyorsun değil mi?
Hafta sonu, Mahirin tabiat parkında kiraladığı küçük bir dağ evine gittiler. İçerisi temiz ve sıcaktı; ama Nazan yalnızca Mahirin koca kahverengi gözlerinde kayboldu.
Mahir, neredeyim ben, ne oluyor bana? Sanki ölüyorum. Seni öyle çok seviyorum ki Sensiz nasıl yaşadım bilmiyorum. Seninle dünya cennet!
Sen çok güzelsin! Ben de çok mutluyum.
Birkaç ay geçti, ayrılmak her defasında zorlaşıyordu.
Nazanım, benimle evlen.
Mahir, ay sonunda resmen boşanıyorum.
Sonra hemen benimle evlen. Bir başkası sakın elimden almasın seni!
Kız kendi kararını verir, rastgele herkes için değil. Yalnızca seni seviyorum. Ama düğün istemem; nikah kıyalım, sonra o dağ evine gidelim, sonsuza dek senin olayım.
Tamam, sevgilim, istediğin gibi olacak.
Ramazan ve Gül nikah şahidi oldu. Anne ve kardeşi coşkulu bir tebrik telgrafı gönderdi. Bunun ardından Mahirin kiraladığı iki odalı eve taşındılar, birlikte el ele tadilat yaptılar, sıcak bir yuva kurdular. Mahir özellikle Alperin odasını özenle hazırladı. Alper, annesi ve babasıyla iki yarım elma gibiydi; Mahire mesafeli yaklaşıyordu.
Nazanım, korkma, Alpere bir kan testi yaptıralım. Rengi pek iyi değil.
Ne diyorsun Mahir? Sadece çok üzüldü. Boşanmamızı kabullenemedi, hep düzelmesini bekledi. Okuduklarımda, boşanma çocuk için ölüm kadar zor bir travma.
Haklısın, akıllı kadınım. Ben de çocukken ebeveynlerimin ayrılığını hayatımın en büyük felaketi gibi yaşadım. Ama kanı kontrol edelim, tamam mı Alper?
O gün Mahir eve başı yere eğik halde döndü. Nazan hemen anlamıştı: kötü bir haber vardı.
Nazanım, endişelenme. Kanında değişim var Alperin. Maalesef haklıydım. Yarın yanıma alacağım onu.
Bu haksızlık gibi geliyordu. Sanki bulduğu mutluluğun bedeli bu olacakmış. Hem de böylesine ağır bir bedel. Lösemi. Ne korkunç bir kelime!
Hayatları bir anda değişti. Nazan ücretsiz izin aldı, Alpersiz bir günü hayal edemiyordu; birlikte geçen iğneler, serumlar, tahliller Oğlunun elini kavrak Dayan güzel oğlum, sen güçlüsün, hep en iyi dostum oldun, hiç ayrılmadık; hep birlikte olacağız diyordu.
Ne zaman Nazan tükenirse, Mahir ona yatıp uyumasını ister, oğluna kendi bakardı. Çoğu zaman uyuyamıyor, tavana dalıp kalıyordu.
Eski eşi, yarım kalmış evdeki tapudan çıkmasını dayattı.
Çocuğa ben sahip çıkarım, kendi evime gelsin.
Keşke bir kez ziyaret etsen.
Vaktim yok, iş gezisindeyim.
Mahir Nazanı teselli etti:
Nazanım, ikimiz de ayakta kalacağız. Geçmişe takılma.
Yine de üzücü. Tüm emeğimi o eve yatırdım. Ama şimdi bunu mu düşüneceğim?
Hayır canım, her düşünceni Alpere odakla. Ben varım! Hep bir aile hayal ettim, Allah biliyor; sizi benden almaz.
Mahir, kan testleri nasıl?
Elimizden geleni yapıyoruz. Şimdilik kötü.
Nazan sessizce ağladı. Alperin fark etmemesi gerekiyordu.
Amca Mahir, kanımda ne var?
Bak, Alper, damarlarda kırmızı ve beyaz gemiler var, savaşıyorlar.
Kim kazanıyor?
Şu an beyazlar.
Peki sonra?
Kırmızılara yardım et sen.
Anne, beni bir yere götürün nolur. Çok yoruldum.
Nazanım, ben de öyle düşündüm. Alperi dağ evine götürelim. Hava güzel, bol bol yürüyelim; biraz dinlensin.
İlkbahar geldi; evlerini çiçekli ağaçlar ve çalılarla süsledi. Üç kişi ormanlarda gezdi, her çiçekten mutluluk duydular. Ara sıra Alper dalıp kalıyordu.
Ne oldu oğlum, kötü mü hissediyorsun?
Anne, şimdi dokunma lütfen. Deniz savaşı yapıyorum.
Kısa tatil bitti. Alperin rengi değişti, hatta yanaklarında pembe bir canlılık belirdi.
Anne, babam nerede?
İş gezisinde yavrum.
Yine mi? Neyse.
Klinikte tekrar test yapıldı. Laboratuvar şefi bizzat geldi.
Mahir Bey, oğlunuzu nereye götürdünüz?
Yakındaki tabiat parkına, bir dağ evine. Bir sorun mu oldu? Kanı nasıl?
Her şey yolunda; remisyon başladı, kanı gayet iyi.
Mahir sevinçle oğlunun odasına koşturdu.
Alperciğim, ne yaptın, daha iyi hissediyorsun! Ağlama, Nazan. İyileşiyor! Ne oynuyordun oğlum?
Baba, hani bana gemileri anlatmıştın ya; kırmızılarla her seferinde deniz savaşını kazandım!
Hayat, insana her zaman beklenmedik sınavlar sunar. Sevincin ve acının iç içe geçtiği zorlu günler, insanı kırmak için değil, olgunlaştırmak içindir. Nazan da biliyordu ki, gerçek güç, insanın umudunu yitirmeyip, yeni bir başlangıç için cesaret gösterebilmesindedir. Hayatın kıymeti, kaybı, acıyı ve sevgiyi anlayabilmekte ve sonunda yeniden sevgiyle, umutla yarınlara yol alabilmektedir.

Rate article
Lifequest
Nataşa’nın Hayatında Her Şey Altüst Oldu: Eşi, Tek Destekçisi, “Seni Sevmiyorum” Dedi; İşini, Babası…