Tesadüfi Bir Telefon
Mehmet İbrahim Bey mi? Telefonda duyulan ses soğuk ve resmiydi.
Evet, ben Mehmet İbrahim. Kimle görüşüyorum acaba?
Çocuk Yuvası’nın müdürüyle konuşuyorsunuz. Bir hafta sonra kızınız üç yaşına giriyor ve mecburen onu başka bir kuruma aktaracağız. Kızınızı kesinlikle almayacak mısınız?
Bir dakika, hangi çocuk? Kimin kızı? Benim oğlum var, Emir, şok içinde mırıldandım.
Nurgül Mehmet Semiyel. Sizin kızınız değil mi?
Hayır, benim değil. Ben Yılmaz Mehmet İbrahim. Yılmaz soyadlıyım.
Kusura bakmayın, dedi telefonun ucundaki ses yorgun bir şekilde, biraz karışıklık oldu sanırım.
Sonrasında gelen uğultulu telefon sesi kulağımı çınlattı, adeta bir alarm gibiydi.
Ne saçma şey! kızdım kendi kendime. Kız çocuğu, anlıyor musun? Belgelerde nasıl bir karmaşa var acaba, pes doğrusu!
Ama bu telefon içime işledi. Niye bilmem, ama o çocukların evsiz, annesiz, babasız, ilgi ve sıcaklıktan yoksun olması düşüncesi bir türlü aklımdan çıkmadı. Emirin ise tüm aileyi, halaları-dayıları, anne-babası, teyzeleri bile vardı…
Banu hemen fark etti benim dalgınlığımı, cevaplarımın alakasızlığını. Zaten, on yıl evli olduğum, ta ilkokuldan beri tanıdığım eşimden hiçbir şey saklamak mümkün değildi.
Akşam yemeğinde, bana doğrudan ne olduğunu sordu.
Kızın adı ne? dedi.
Kimin? şaşırdım (demek o da duydu; yoksa ona da telefon mu geldi?).
Nurgül, dedim. Nurgül işte.
Aaa, Nurgül demek… Benim adım Banu, ama o, Nurgül ha? sesini yükseltti.
Evet, dedim. Nurgül Mehmet Semiyel.
Pasaport numarası da söyle bari! diye bağırdı Banu.
Ne pasaportu, yok ki! Ne gerek var ki ona?
Mülteci mi acaba? sesi alçaldı biraz.
Kim mülteci? iyice anlamamaya başladım.
Senin Nurgül mülteci mi? Yoksa ikamet almak mı istiyor? Söyle, rezil!
Ne söyleyeyim? Yemekten tamamen kopmuş halde, şaşkınlık içinde oturuyordum.
Banu gözlerinden öfkeli yaşlar yuvarlanarak ağlamaya başladı. Hiç abartılı değil, gerçek, acı, öfkeli gözyaşları, mutfak önlüğünün eteğine dökülüyordu.
Yarın anneme gideceğim. Bil, Emiri sana bırakmam, dedi ağlayarak.
Banu, ne oldu, neden böyle? Niye annene gidiyorsun?
Ben burada senin sevgilinden hizmet mi edeceğim, Nurgülünle beraber mi? çıkıştı.
O an anladım ne kadar saçma bir durum içindeyiz.
Eşimi omuzlarından tuttum, mutfaktaki koltuğa oturttum ve sabahki telefonu detaylarıyla anlattım.
Şimdi Banu hem ağlıyor, hem de küçük kıza acıyordu. Kadınların gözyaşı hiç eksilmiyor gerçekten Hele Banunun ağlamasına dayanamıyorum.
O gece yemekten sonra iştahım da kalmadı, birkaç lokma ancak yedim.
… Sabahın körü, Banu başucumdaki telefonda bir şeyler karıştırıyordu! On yıl boyunca ilk kez böyle bir şey gördüm. Demek, bana güvenmedi Mesaj, arama izi arıyor. Bu güvensizlik beni çok yaraladı. O anda, Banu Mehmet Mehmet diye fısıldayıp hafifçe dürttü.
Ben de yeni uyanmış gibi yaptım.
Mehmet, sabah arayan sabit numara bu mu?
Evet, otomatik olarak cevap verdim, o numara.
Hadi uyu, uyu. Banu telefonumu alıp odadan çıktı.
Uyumak kolay mı? Bilgisayar açıldı. Yatakta biraz daha bekledim ama sonunda kalkıp salona gittim.
Banu, fareyi hızlıca hareket ettiriyor, araştırma yapıyordu ve fark etmemişti.
Googlea yazdığı: Çocuk Yuvası ve şehir adı.
Biraz uğraştı bilgisayar ve tüm bilgileri verdi: resmi web sitesi, adres, telefon, hatta bina fotoğrafı. Banu ekrana ve telefonuma baktı.
Mehmet, aynı numara!
Ne aynı numarası?
Yuvanın numarası, aynı telefon. Bu yuva!
Ben de öyle dedim zaten. Sen kontrol mü ediyorsun?
Banu sandalyede döndü.
Kontrol değil, teyit!
Niye peki?
Mehmet, yuvada yakınmış, dalgın bir şekilde ekledi.
Birlikte gidelim mi? Nereden bulmuşlar senin numarayı, hiç ilgimiz yokken?
Bunu hiç düşünmemiştim. Gerçekten, nereden olabilir? Belki gitmek lazım, öğrenmek lazım, yoksa yine başıma başka çocuklarla ilgili işler çıkacak!
O gece doğru düzgün uyuyamadım. Tam uyuyacakken, Banu tekrar dürttü.
Mehmet… Mehmet…
Evet, ne var?
Senin başına hiç bir şey gelmedi mi? Yani bir defa eski aşkınla, diyelim Belki yıllar sonra karşılaştın, duygular canlandı O da sana hiç söylemeden, hastanede çocuğu bırakmış. Olabilir mi? Mehmet!
Ne aşkı, Banu? Ben seninle ilkokulda bir sıradaydım, şimdi de öyleyim, yatıyorum yani Yani seninle işte. Dört yıl önce Emir üç yaşındaydı, kreşe başladı, hep hastaydı, sen işe gitmeye başlamıştın, kim ilgilendi? Ben. Evden çalışmaya geçmiştim, hatırlıyor musun? Şurup, ilaç, yemek, doktor rutinimizdi. Hangi sevgililer, uyumadan başımı yastığa koymadan dalıyordum! Hiç kimseyle olmadım, yok, olamaz da!
Peki numaranı oraya kim verdi? Biri bırakmış olmalı! Banu inatla soruyordu.
Bu soru beni de rahatsız ediyordu. Kadınlardan böyle bir şey beklenebilir mi diye düşündüm. Hiçbiriyle bir şey yaşamadım ama onların tuhaf huyları vardır, oyun yaparlar belki dedim.
Hepsi gözümün önünden geçti; kimi evlenip çocuk sahibi olmuştu, kimi başka ülkeye taşındı, kimi yaşlı annesiyle kalıyordu. Potansiyel şüpheliler listemde hiç biri yoktu.
Ama hayat öyle tuhaf ki, olmayacak şey de başımıza gelebiliyor. Bu yüzden kesin karar aldım, ertesi gün Çocuk Yuvasına gidecektim.
Erken gittik ama ilk biz değildik kapıda başka bir ziyaretçi, sarışın, ufak tefek bir adam bekliyordu. Temiz giyinmiş ama bakımsız, biraz mahcup, elleri kâğıtlara sarılı ve hafif titriyordu. Heyecanlı mı, yoksa dün geceyi mi sarsıyor, belli değildi.
Sırada siz varsınız, aniden kalın bir sesle söyledi adam.
Kapı açıldı, onu içeri aldılar. On beş dakika kadar içeride boğuk bir ses ve kadının açıklamaları duyuldu.
Adam evraklarını vermiş, perişan halde çıktı. Bizi içeri aldılar.
Hoş geldiniz orta yaşlı, hoş bir bayan pencere kenarında, gözlüğünün sapını dişliyordu. Ne için geldiniz?
Dün diye başladım şaka yollu.
Kadın masasına oturdu.
Bilmeceleri çözmem için hiç zamanım yok. Lütfen, mevzunuzu açık ve kısa anlatın.
Dünkü telefonun detayını aktardım, ses aynıydı.
Aaa, o Kadın yorgun bir gülümseme ile, Özür dilerim, yanlış oldu, size değil aranmaktı.
Ama benim numaram sizde var! Nereden buldunuz?
Mehmet İbrahim Bey, yanlış numara çeviriyorum, 527 değil de 537yi tuşlamışım. Sizin adınız da Mehmet İbrahim, tamamen tesadüf! Sizin önünüzdeki kişi de Mehmet İbrahim Semiyel, kızın babası.
Kim? dedim ama cevabı biliyordum.
Mehmet İbrahim Semiyel, kızın babası.
Bir kez daha özür dilerim, hoşça kalın.
Kadının adı Ayşe Yıldız Anabacıymış, yaka kartında yazıyordu.
Banu ona baktı, adını okudu ve sordu:
Ayşe Hanım, peki, Mehmet İbrahim o kızı alacak mı?
Yuva müdürü tekrar masasına oturdu ve başını salladı:
Hayır, almayacak. Kızın annesi vefat etti, Mehmet İbrahim Beyin yedi ayrı kadından yedi çocuğu var. Üç yılda sadece iki kez buraya geldi, o da bizim baskımızla. Nurgüle ilgisi yok. Sorunuz kalmadıysa, iyi günler.
Şaşkın ve hüzünlü çıktık.
Büyük çocuklar bahçedeydi. Kimisi salıncakta sallanıyor, kimisi kaydıraktan kayıyor, iki oğlan bankta araba yarışı yapıyordu.
Onlara baktım, bana yavaşça fark ettirdi ki burada bir tuhaflık var.
Bahçede sessizlik vardı. Emiri dışarı çıkarınca, hemen bağırış çağırış başlar. Bu çocuklar sessizdi, neşeyle gülmüyor, sadece aralarında fısıldaşıyordu. Küçük yaşlılar gibiydiler. Çocuklar anında büyümüş, çocukluk görmemiş. Sadece hayatta kalmak: kimi soğukta, kimi açlıkta, oyuncaksız, kıyafetsiz, yetişkinlerin ilgisizliği veya bazen acımasızlığı
Banu’ya döndüm, gözleri yaş doluydu.
Yine gözyaşı! Her vesileyle, hiç eksik olmuyor…
Ağır adımlarla kapıya ilerledik, tam o anda bir çocuğun Anneee! diye bağırışı sessizliği böldü. Tüm çocuklar dönüp bize baktı. Komik püsküllü şapkasıyla bir kız kollarını açmış, bize doğru koşuyordu.
Anne, anne! Ben buradayım! diye bağırdı.
Bir anda Banu’nun bacaklarına yapıştı ve içinden öyle bir ağlama sesi çıktı ki, gözümde yaş birikti.
Nurgül! diye koştu öğretmen. Kız kucaklanmak istense de bırakmadı, adeta Banunun bacağına sarılmıştı.
Elinde çikolata olan öğretmen, Nurgülü zar zor ayırdı, biz de yuva bahçesini hızla terk ettik.
Arabada suskunduk. Banu sarsılıyordu, ben de elim ayağım titremekteydi. Yol kenarında durup biraz kendime gelmek zorunda kaldım.
Banu camdan bir marketi gösterdi.
Hiç konuşmadan, ellerimizi tutup Çocuk Dünyasına girdik.
Bir bebek ve pembe elbise almak için.
Bizim kızımız Nurgül, en şık olan olacak!
O gün öğrendim ki, bir telefonla bile insanın hayatı değişebilir ve hiç tanımadığın bir çocuğun acısı yüreğine dokunabilir. En önemli şey, şefkat ve güven; çocuklara ne kadar iyi bakarsak, onlar da bize o kadar umutla bakar. Hem kendi oğluma hem başkalarına sevgiyi eksik etmemek lazım.




