Annesinin Gölgesinde Büyüyen Bir Kadının Geç Gelen Özgürlük ve Mutluluk Hikayesi: Varvara’nın Kendi …

Annesinin baskısı altında

Otuz beş yaşında olan Zeynep, oldukça mütevazı ve içine kapanık bir kadındı. Hiç erkek arkadaşı olmamıştı, okulu bitirdikten sonra muhasebeci olarak başladığı işyerinde hâlâ çalışıyordu.

Kendine pek bakmaz, bol kıyafetler giyer, biraz kilolu, sürekli üzgün ve dudaklarının kenarı bükük dolaşırdı. Zeynepi annesi Derya on sekiz yaşında dünyaya getirmişti, Zeynep babasını hiç tanımadı, çünkü annesi babası hakkında konuşmazdı. Çocukluğunu ise köyde babaannesiyle geçirmişti. Köyde liseyi bitirip üniversiteye başlayınca İstanbula annesinin yanına taşınmıştı.

Zeynep köyde büyürken, annesi Derya ise şehirde hayatın tadını çıkarıyordu; sık sık arkadaşlarıyla gezmeye çıkıyor, çeşitli erkeklerle görüşüyor, güzelliğiyle dikkat çekiyordu. Köye ayda bir ya da iki ayda bir uğruyor, kızına bir oyuncak bırakıp yine kayboluyordu. Zeynepin babaannesi ise çok sertti, bu yüzden Zeynep ne annesinden ne babaannesinden sevgi ve şefkat görmüştü.

Zeynep hâlâ annesiyle birlikte bir apartman dairesinde yaşıyor. Derya ise elli yaşını geçmiş olmasına rağmen hâlâ bakımlı, genç görünümlü, pahalı kozmetik ürünleri kullanan, güzellik salonuna gidip fırsat buldukça randevuya çıkan bir kadındı. Zeynep ise tam tersiydi.

O gün işten çıkarken, izin döneminin evraklarını yerine bakacak arkadaşına teslim edip ofisten ayrıldı.

Yine izin zamanı, izin parası da çantamda. Ama ne fayda, annem yine hemen paramı alacak. İzni evde geçirmek zorunda kalacağım. Artık bu hayattan sıkıldım. Neden kendimi savunamıyorum, sonuçta çocuk değilim. Annem hep beni yanında tutuyor, maaşımı bile kendi istediği gibi harcıyor, kuruşuna kadar alıyor benden. Hayatımda hiç umut yok, diye düşünüyordu.

Eve girince, annesini koridorda beklerken gördü.

Sonunda geldin. İzin parasını aldın mı? Ver bakalım, dedi annesi.

Aldım, vereceğim. Bir üzerimi değiştirmeye izin ver bari, dedi Zeynep.

Verecek vaktin olur, dedi annesi yine aceleyle.

Zeynep çantasına uzanıp cüzdanını aramaya başladı.

Allah aşkına, şu eski püskü çantayla mı dolaşıyorsun? Bir kadına bu çanta yakışıyor mu? dedi annesi ona baskı yaparak.

Zeynep şaşırdı, gözleri doldu.

Zaten param yok ki yeni çanta alayım, hepsini sen alıyorsun, dedi istemeden. Kendi bile şaşırdı annesine karşı geldiğine.

Senin çantan kadar kendin de bakımsızsın, hem kilolusun. Zayıfla, kendini toparla. Seninle bir yere çıkmaya utanıyorum, dedi annesi acımasızca.

Sen mi utanıyorsun? Benim paramı alırken hiç utanmıyorsun, zaten seninle hiçbir yere gitmiyorum ki! dedi Zeynep sesini yükselterek ve ardından hızla evden çıktı.

Gözlerinden yaşlar akarken, apartman merdivenlerinden aşağı indi, dışarı çıkıp parkta bir banka oturdu, elleriyle yüzünü kapattı. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadı, birden bir ses duydu:

Zeynep, neden buradasın? Başını kaldırınca karşısında birinci katta oturan yaşlı komşu Ayşe Hanımı gördü. Ayşe Hanım yanına oturup elini tuttu, Ağlıyor musun? Ne oldu canım, bu kadar mı kötü? diye sordu.

Zeynep dayanamadı, Ayşe Hanıma her şeyi olduğu gibi anlattı.

Annem hep paramı alıyor, kozmetiklere ve güzel şeylere harcıyor, ben ise eski kıyafetlerle dolaşıyorum. Hep kendimi suçladım, çocukluğumdan beri sessizdim, babaanneme karşı çıkamazdım, şimdi de anneme. Annem baskıcı ve acımasız biri Ayşe Hanım başını salladı, bir an Zeynep kendinden utandı.

Ay, neden annem hakkında böyle konuşuyorum. Sakın hakkımda dedikodu yapıyorum ya da zavallı görüyorum deme

Ayşe Hanım, Deryayı uzun zamandır tanıyordu ve ona hiç saygı duymuyordu. Zeynepe ise hep üzülerek bakardı, baskıcı bir annenin altında ezildiğini bilirdi.

Zeynep, artık bırak üzülmeyi, ağlamayı. Artık kendini toparlamalısın.

Ben ne toparlanması, Ayşe Hanım Beni kimse sevmedi ki, ben bile kendimi sevmiyorum, kimse bana değer vermedi

Bak, derhal annenden ayrılmalısın, dedi Ayşe Hanım.

Nasıl ayrılabilirim? Benim küçük bir maaşım var, ev tutamam ki, annem de izin paramı ister, az önce birden dayanamayıp evden çıktım

Demek izin paranı hâlâ alamadı. Merak etme anneni, o aç kalmaz, parası var. Sen kendini düşün. Bak, istersen şehir dışında benim yazlıkta kalabilirsin. Eşim hayattayken eliyle yaptı o evi, ölünce bana kaldı Hem izinlisin, git orada kafanı dinle, benden para istemem

Ay, Ayşe Hanım, bana güveniyor musunuz, evinizi açar mısınız?

Sen ne diyorsun, seni yıllardır tanıyorum. Otur, anahtarları getireyim, adresi ve telefonumu yazayım.

Zeynep tren garına gidip banliyö biletini aldı, cam kenarından yolcuları izlemeye başladı. Bir yandan tren kalkmadan girip çıkan insanları izledi. Hiç başka bir yere gitmemişti, hep ev ve iş arasında yaşamıştı. Kimse ona bakmazdı, manzarayı izlerken sakinleşti. İneceği durağı geldiğinde trenden indi. Yazlık eve yürüyüp anahtarla kapıyı açtı, içeri girdi.

Birden bir sessizlik çöktü üzerine, şöyle bir etrafa bakıp eski bir koltuğa oturdu.

Ne güzel bir sessizlik, özgürlük, huzur Meğer yalnızlık ne güzel şeymiş, diye düşündü.

Annesi yok, üstünde baskı yok. Masada televizyon kumandasını buldu, televizyonu açtı. Bir kadın programı vardı, normalde annesi hep kendi sevdiği programları açar, Zeynepin isteklerini hiç dikkate almazdı.

Sen de saçma şeyleri izliyorsun zaten, der ve hemen sert sözlerle Zeynepi sustururdu.

Zeynep annesine karşı asla kaba olmaz, hep başını eğerek laf dinlerdi. Annesini hiç sorgulamazdı.

Bir süre sonra evi gezdi, buzdolabını çalıştırıp marketten aldığı mantı, peynir ve yoğurdu dolaba yerleştirdi.

Mantı pişirip karnını doyurdu, huzuru tamamen hissetti.

Tek başıma ne güzelmiş, diye sevindi.

Bir zaman sonra telefonu çaldı, arayan annesiydi.

Biliyordum Ayşeyle bankta oturup plan yaptığını! Bak bakalım, tek başına ne kadar idare edeceksin. Kimse sana yardım etmez, sen beceriksizsin, sensiz ben ne yaparım deyip iğnelemeye başladı.

Zeynep daha fazla dinlemedi, telefonu kapattı. Artık annesinin sözleri eskisi kadar üzmüyordu. Akşam Ayşe Hanım aradı.

Zeynepciğim, yerleştin mi, ev hoşuna gitti mi?

Evet Ayşe Hanım, çok teşekkür ederim.

Yarın sana yeğenim Kerem gelecek. Eşyalarını getirir.

Ne eşyası?

Derya bir poşet dolusu senin eşyalarını kapıma bıraktı, Kızımı aldınız, eşyalarını da alın! dedi.

Peki Ayşe Hanım, Keremi nasıl tanırım?

Merak etme, arabasıyla gelir, uzun boylu, gözlük takar

Çok mu zahmet olur?

Yeter Zeynep, artık kendi hayatını kur, kendini sev, biraz bakım yap yeni kıyafetler al, aslında hoş birisin ama kendini bıraktın. Neyse canım

Çimenlere çiy düşmüş, uzaktan bir köpek havlıyor, kuşlar şarkı söylüyordu.

Zeynep Ayşe Hanımın sözlerini düşündü, aynanın karşısına geçti.

Aslında detaylı bakınca, gözlerim güzel, ama hüzünlü. Saçlarım gür, ama sürekli ensede topluyorum, tam bir yaşlı kadın gibi. Kilo vermeliyim, anne haklı

Yeni evde o gece hiç uyanmadan, derin bir uykuya daldı. Sabah perdeyi aralayınca güneşin odasına girdiğini gördü. Pencereye yaklaşıp camı açtı. Çimende çiy, uzakta köpek sesi, kuş cıvıltısı

Harika bir sabah, diye düşündü ve gerindi.

Sonra verandada kahvesini içerken televizyon izledi. Aklına yeni bir iş bulmak, ev tutmak fikri geldi; buradan şehre gitmek zordu. Annesini aklına bile getirmedi. Kalbi yeni hayatı için heyecanla çarpıyordu.

Artık anneme bağımlı olmadan kendi başıma yaşayacağım, diye hayal kurarken nazikçe kapı çalındı.

Kim acaba? diyerek hafifçe kapıyı açtı.

Kapıda gözlüklü, uzun boylu bir adam, elinde büyük bir çanta vardı.

Merhaba, dedi adam gülümseyerek, Ben Kerem; siz Zeynep misiniz?

Evet, hoşgeldiniz, buyurun, dedi Zeynep utangaç bir şekilde.

Teyzem Ayşe eşyalarınızı getir dedi, size yardım etmemi istedi. Bir yere gitmek isterseniz arabam kapının önünde. Çekinmeyin Zeynep, dedi Kerem, sesi sıcaktı. Ayşe Hanım, biraz çekingen, utangaç olduğunuzu söyledi. Hikayenizi az çok biliyorum

Keremle böyle tanıştı Zeynep. Kerem onu içtenlikle sevdi, ilk evliliği başarısız olmuştu. Zeynep de aşık olunca bir anda değişti; utangaç, ezik bakışı gitti, kilo verdi, sevgilisine güzel görünmek için bakım yaptırdı, kuaföre gitti ve birden kendini bile tanıyamadı.

Bu ben miyim? diyerek aynada gülümsemeye başladı, gözlerinde yaşam pırıltısı vardı.

Kerem onu şehirdeki evine götürdü.

Senin gibi bir kadının hayalini kuruyordum, anlayışlı, samimi, sevgi dolu. Uzatmadan söyleyeceğim, benimle evlenir misin? dedi.

Zeynep hemen kabul etti, Keremle şansı dönmüştü, birbirlerine benziyorlardı. Düğün sade geçti, ama Deryayı da davet ettiler. Derya yine düğünde iğneleyici sözler söyledi, ama Ayşe Hanım hemen cevap verdi, Derya uzun kalmadan çıktı gitti, Zeynep ise hiç üzülmedi.

Keremin ailesi Zeynepi sevdi. Kerem ona aşkla bakarken düşündü:

Geç de olsa mutluluk insana mutlaka uğrar, bize de Zeyneple geldi.

Kısa bir süre sonra Zeynep hamile kaldı, iki kat daha mutlu oldu. Hayatı geç güzelleşmişti ama sonunda bulmuştu. Annesinin baskıcı hayatını unutmuştu, değişip kendi hayatını kurmaya karar verdi. Sadece dış görünüşü değil, içi de güzelleşmişti, çünkü hem kendini hem Keremi sevmeyi öğrenmişti.

Okuduğunuz, abone olduğunuz ve desteğiniz için teşekkürler. Hayatınızda başarılar ve mutluluklar dilerim!

Rate article
Lifequest
Annesinin Gölgesinde Büyüyen Bir Kadının Geç Gelen Özgürlük ve Mutluluk Hikayesi: Varvara’nın Kendi …