Bugün yaşadıklarım üzerine biraz yazmak istedim. İnsan bazen içine attığı şeyleri dökmeli ki kendini daha iyi anlayabilsin. Yine kayınvalide fırtınası esti. Kapıdan içeri girer girmez ses yükseldi:
Haber verseydiniz ya! Hiç hazırlık yapmadım! Misafir ağırlamanın kaça patladığını biliyor musunuz?! diye bağırdı kayınvalidem.
Ben de bildiğiniz çalışan, sıradan bir kadınım; evine, işine koşturan, başında taç olmayanlardan. Eşimle birlikte İstanbulda bir apartman dairesinde yaşıyoruz; her şeyimizi kendimiz kaldırıyoruz kredi borcu, faturalar, sabahın köründen geceye kadar koşturmaca…
Kayınvalidem ise bir Ege kasabasında yaşıyor. Görümcem de aynı yerde. Açıkçası, hayat güzel gidiyordu ama bir gün akıllarına geldikçe bizim ev, onların hafta sonu tatili oldu. Başlangıçta sevimliydi:
Cumartesi uğrayalım size, dediler.
Hem fazla kalmayız zaten.
Ne de olsa aile sayılırız.
Tabii o fazla kalmayız bir gecelik misafire döndü; uğrayalım dedikleri de torbalar, boş tencereler ve ziyafet bekleyen gözlerle kapıda dikilmek oldu.
Her hafta sonu aynı hikaye: İş çıkışı marketlere koşturup alışveriş yapıyorum, yemek hazırlıyorum, ortalığı temizleyip misafir ağırlıyorum, üstüne gülümsemeye çalışıyorum. Gece yarısına kadar bulaşık yıkayıp temizliyorum. Kayınvalidem, Hatice Hanım, oturuyor, bir yandan da eleştiri yağdırıyor:
Neden salatada mısır yok?
Benim hoşuma giden mercimek köftesi daha sulu olur.
Bizim kasabada böyle yapılmazdı.
Görümcem de katılıyor:
Yol yorgunluğu beni öldürdü vallahi…
Tatlı da yok mu?
Ve bir kere bile Elinize sağlık, Yardım edeyim mi? demediler.
En sonunda dayanamadım, eşime söyledim:
Ben hizmetçi değilim, her hafta sonumu senin ailenin misafirliğiyle geçiremeyeceğim.
Belki haklısın, bir çözüm bulmalı.
Ve o an aklıma bir fikir geldi.
Sonraki hafta Kayınvalidem aradı:
Cumartesi geliyoruz size.
Ah, bu hafta sonu bizim planlarımız var, dedim gayet sakin.
Ne planıymış o?
Kendi işlerimiz işte.
Ve ne yaptık dersiniz? Biz de Egeye, Hatice Hanımın evine gittik! Cumartesi sabahı, Eşimle birlikte bahçelerinde dikiliyoruz; kapıyı açtı, bir anda afalladı.
Bu ne şimdi böyle?!
Biz de size misafirliğe geldik. Çok kalmayız zaten.
Haber verilmeli, hiç hazırlık yapmadım! Misafir ağırlamanın kaça mal olduğunun farkında mısınız?!
Yüzüne bakıp kibarca söyledim:
Bakın, ben her hafta sonu tam olarak böyle yaşıyorum.
Sen bana ders mi vermeye geldin?! Ne cüret!
Öyle bir gürültü koptu ki bütün komşuları kapıya toplandı ve biz sessizce eve döndük.
Tahmin edin ne oldu? O günden beri, davet olmadan kimse bir daha gelmedi. Uğrayıverdik yok, hafta sonu mutfakta misafir ağırlama faslı mazi oldu. Bazen, kendini anlatmanın en iyi yolu, insanların biraz da senin ayakkabında yürümesine izin vermek.
Sizce, yaptığım doğru muydu? Böyle bir durumda siz ne yapardınız?




