Maksim İçinde Bir Pişmanlık Gizliyordu: Akıllı Erkekler Sevgililerini Bir Bayrama Dönüştürürken O Eş…

Murat, boşanmakta acele ettiği için içinde bir pişmanlık taşıyordu. Akıllı adamlar sevgililerini bayrama çevirirken, o karısı yapmıştı.

Murat Beyin iş çıkışı neşesi, arabasını Kadıköydeki apartmanın önüne bırakıp eve girince kayboldu. Evde, onu her gün olduğu gibi tahmin edilebilir bir düzen karşıladı: girer girmez giydiği terlikler, mis gibi yemek kokusu, temizlik, vazoda taze çiçekler.

Ama bunlar ona dokunmuyordu: karısı evde, yaşlı bir kadın gün boyu başka ne yapacaktı ki? Börek pişirip, çorap örecek. Gerçi çorap örme abartı, ama demek istediği buydu.

Meral, her zamanki gibi gülümseyerek karşıladı kocasını:

Yorgun musun? Sana börek yaptım, lahana ve elmalı, en sevdiğin gibi…
Murat’ın sert bakışıyla sustu. Üzerinde ev hali pantolon takımı vardı, saçları başörtülü; mutfağa girince hep örterdi. Hayatı boyu aşçıydı, alışkanlıktı.

Gözlerinde hafif bir sürme, dudaklarında parlatıcı. Bu da alışkanlık. Şimdi Murat için, kabalık buluyordu. “Yaşlılığını neden böyle boyuyorsun?” diye geçirdi içinden.

Belki böyle konuşmamalıydı, ama pat diye söyledi:

Yaşında makyaj, hiç hoş durmuyor! Sana yakışmıyor.

Meral’ın dudakları titredi, cevap vermedi. Masaya yemekleri yerleştirmeye de yanaşmadı. Murat da kendi kendine halletti: börekler örtünün altında, çay demlenmiş.

Duşunu aldı, yemeğini yedi, yavaş yavaş günün iyiliği döndü ona. Murat, en sevdiği pamuk bornozunu giyip, sadece kendini bekleyen koltuğuna yerleşip kitap okuyor gibi yaptı. Aklı işteki o yeni çalışanda:

Sizin gibi bir bey, üstelik de ilginçsiniz.

Murat 56 yaşındaydı, büyük bir şirketin hukuk departmanını yönetiyordu. Emrinde bir genç ve üç kırk yaş üstü kadın vardı. Bir çalışanı doğum iznine çıktı; onun yerine ise Asuman alındı.

Murat o gün Asuman’ı ilk kez gördü, bir toplantı sonrası tanışmak için odasına çağırdı. Parfümünün hafif kokusu ve gençlik hissiyle odaya girdi. Kumral saçlarının dalgası, güvenli bakışlı mavi gözler, dolgun dudaklar ve yanağında bir ben… 30 dedi mi? Murat ona yirmi beşten fazla vermezdi.

Boşanmış, sekiz yaşında oğlu olan bir kadındı. İçten içe “iyi” diye düşündü.

Asumanla konuşurken hafif bir flört yaptı, yaşlı bir müdür olduğunu söyleyince, Asuman uzun kirpiklerini kırpıp kendisini heyecanlandıran o cümleyi söyledi.

Birazdan karısı, akşam her zamanki gibi papatya çayını getirdiğinde Murat kaşlarını çattı: “Her zamanki gibi zamansız.”

Ama çayı içti, hoşuna da gitti. Düşündü: Şu an genç ve güzel Asuman ne yapıyor acaba? Kalbinde unutulmuş bir kıskançlık kıpırdadı.

****
Asuman iş çıkışı markete uğradı. Peynir, ekmek, akşam kendisi için ayran aldı. Eve yüzünde gülümseme olmadan döndü. Otomatik şekilde oğluna, Buraka sarıldı.

Babası cam balkonda, atölyesinde uğraşıyor, annesi akşam yemeğiyle ilgileniyordu. Alışverişi büyüye bıraktı, başı ağrıyor dedi, kimse dokunmasın istedi. Açıkçası içi hüzün doluydu.

Birkaç yıl önce Burakın babasından ayrıldıktan beri, birinin hayatında başrol kadın olmaya çabalıyor ama olmuyordu.

Tüm uygun erkekler evli, kısa vadeli ilişki istiyordu.

En son birlikte çalıştığı adam, aşık gibi görünüyordu. İki tutkulu yıl. Ona ev de tuttu (aslında kendi rahatı için), ama iş ciddiye binince hem ayrıldı hem de Asumandan istifa etmesini istedi.

İş bile buldu. Şimdi yine anne ve babası ile, oğluyla yaşıyor. Annesi kadınca üzülüyor, babası ise en azından çocuğun yanında annesi olmalı diyordu.

Meral, Muratın epeydir yaş döngüsü karmaşası yaşadığını farkındaydı. Her şey var, ama bir şey eksik. Kocasının eksik olanın ne olabileceğinden korkuyordu. Durumu hafifletmeye uğraşıyor, Muratın sevdiklerini pişiriyor, bakımlı oluyor, fazla derin konuşmuyor. Oysa buna çok ihtiyacı vardı.

Torununa, yazlığa odaklanıyor. Fakat Murat huysuz, sıkılıyor.

İşte ikisinin de hayatında bir değişim arzusu olduğu için, Murat ve Asumanın ilişkisi kısa sürede başladı. Asuman işe başladıktan iki hafta sonra Murat onu öğle yemeğine davet etti, çıkışta evine bıraktı.

Elini tutunca, Asuman yanakları kızararak döndü.

Ayrılmak istemiyorum. Benim yazlığa gidelim mi? dedi Murat boğuk bir sesle. Asuman başını salladı, araba hızla yola koyuldu.

Cuma akşamları işten erken çıkıyordu Murat, ama saat dokuzda endişeli eşi bir mesaj aldı: “Yarın konuşuruz.”

Murat, ileride ciddi olmayan bir konuşmanın esasını ne kadar iyi tahmin ettiğini bilmiyordu. Meral, 32 yıl evlilikten sonra ilişkide tutkunun aynı hafifleyeceğini biliyordu.

Ama kocası ona öyle yakındı ki, kaybetmek bir parçasını yitirmekti. Homurdanıp dursa, kendi halinde takılsa da hep o koltukta otursun, beraber akşam yemeği yesin, yanımda solusun isterdi.

Meral, hayatının dağılmasını (belki sadece kendi hayatıydı) engelleyecek bir doğru cümle bulmak arzusuyla tüm geceyi uykusuz geçirdi.

Bir noktada umutsuzca düğün albümünü çıkardı; gençlikleri, tüm hayaller önlerinde. Meral ne kadar güzelmiş! Pek çok kişi onu kendi hayatına bağlamak istemiş. Bunu hatırlamalıydı kocası. Belki Murat, geçmişin anılarını görünce, her şeyin çöpe atılmadığını anlardı.

Ama Murat ancak pazar günü eve döndü ve o an Meral her şeyin bittiğini anladı. Karşısında başka bir Murat vardı. Zaten adrenalini dorukta, hiçbir mahcubiyeti yoktu.

Değişimden korkan Meralin aksine, Murat yeniliği arzuluyor, hazır şekilde karşılıyordu. Açık ve net konuştu, itiraz istemeyen bir şekilde.

O günden sonra Meral kendini özgür sayabilirdi. Boşanma davasını ertesi gün açacaktı. Oğlu ve ailesi onun yanına taşınacaktı. Her şey yasal. Zira oğlunun evi aslında Murata mirastı iki odalı daire.

Genç aile, anneye taşındığında yaşam koşulları değişmeyecek, Meralin de bakacak birileri olacak. Araba, tabii ki ona. Yazlık, Murat’da kalacak.

Meral kendini acınası ve itici bulsa da, ağlamayı engelleyemedi. Gözyaşları konuşmasına engel oldu, kelimeler anlaşılmaz çıktı. Durmasını, hafızasına başvurmasını, en azından kendi sağlıklarını düşünmesini istedi.

Son cümle Muratı öfkelendirdi. Yanına yaklaşarak fısıldadı, adeta bağırdı:

Ne olur beni kendi ihtiyarlığına çekme!

…Asuman’ın Murat’ı sevdiği için hemen yazlıkta ilk gece evlilik teklifine evet dediği söylenemezdi.

Evli kadın statüsü cazipti; ayrıca eski sevgilisi ona sırt çevirmişti, bu da içini ısıtıyordu.

Babasıyla yaşayamayacağını anlamıştı; onun katı kuralları hayatın tadını kaçırıyordu. İstikrarlı bir gelecek istiyordu. Murat ona her şeyi verebilirdi. Fena bir seçenek değildi.

Altmışına dayanmasına rağmen, Murat dede gibi durmuyordu. Zinde, genç görünümlü, bölüm müdürü. Akıllı işlerde, hoş sohbette, yatakta bencil değil, ilgi gösteriyor. Kira yükü yok, kapı arkasında para sıkıntısı, hırsızlık derdi yok. Tam bir avantaj. Ama yaş konusunda kuşkuları vardı.

Bir yıl içinde Asuman’da bir hayal kırıklığı büyümeye başladı. Hala kendini genç hissediyor; hayattan daha fazla tat, heyecan isteği var. Sık sık, değil yılda bir. Konserlere gitmek, parka gitmek, cesur mayo ile plajda güneşlenmek, arkadaşlarıyla buluşmak hoşuna gidiyor.

Gençliğinin ve enerjisinin sayesinde bunları aile ve evle bir arada yürütüyordu. Artık oğlunun da yanındaydı; aktif yaşamına engel olmuyordu.

Ama Murat açıkçası yorulmuştu. Deneyimli hukukçu olarak işte hızlıca kararlar alıyor, ama evde kabarıp duran, sessiz bir adam dönüşüyordu. Misafir, tiyatro, plaj gibi etkinlikleri kabul ediyor ama kısıtlı.

Cinsel hayata karşı çıkmıyor fakat sonrasında hemen uyku isterdi, saat dokuzda bile.

Bir de onun hassas midesine dikkat etmek gerekiyordu; kızartma, sucuk, hazır gıdalara dayanamaz. Eski karısı onu şımartmış, belli.

Bazen onun eski karısının haşlama yemeklerini özlüyordu. Asuman ise oğlunun zevkine göre pişiriyor; nasıl olur da domuz köftesinden yana ağrıyor anlamıyordu.

Muratın ilaç listesini aklında tutmuyor, yetişkin adam kendi alır düşüncesinde. Bir süre sonra hayatının bir kısmı Muratsız geçmeye başladı.

Oğlunu yanına alıp onun zevklerine göre gezdi, arkadaşlarıyla buluştu. Garip ama kocasının yaşı ona acele yaşam motivasyonu oldu.

Artık aynı ofiste çalışmıyorlardı yönetim etik bulmadı, Asuman noter bürosuna geçti. Tüm gün kocasının gözü önünde olmaktan kurtulmayı rahatlatıcı buldu.

Saygı Asumanın Murata hissettiği buydu. Az mı, çok mu? Mutlu bir çift olmak için yeterli mi bilinmez.

Muratın altmışıncı yaşı yaklaşıyordu ve Asuman içten içe gösterişli bir kutlama istiyordu. Fakat Murat, eskiden bildiği küçük bir restorana masa ayırttı. Sıkılmış gibiydi ama yaşı gereği doğaldı. Asuman bunu dert etmedi.

Onu tebrik edenler iş arkadaşlarıydı. Meralle eskiden görüştükleri aileler davet etmek tuhaf olurdu. Kendi ailesi uzaktı, genç bir eşle yeni bir hayat başlamak istediğini kimse anlamamıştı.

Oğlu ile bağı kopmuştu; isterse kopmasın. İnsan kendi hayatında söz sahibi olamaz mı? Evlendiğinde ‘kontrol’ daha farklı olacak sanmıştı.

İlk yıl Asumanla balayı gibiydi. Onun yanında olmaktan keyif alıyor, harcamalarına göz yumuyor, arkadaşlarına, spora destek oluyordu.

Gürültülü konserler ve çılgın filmleri bile kaldırıyordu. Bu yüzden Asuman ve oğlunu evinin tam sahibi yaptı. Bir dönem sonra, eski eşiyle paylaştığı yazlıkta kendi payına tapusunu Asumana hediye etti.

Asuman, gizlice Meralden kendi payını bırakmasını istedi, hatta büyük evi yabancılara satmakla tehdit etti.

Satın aldı tabii ki Muratın parasıyla tapuyu kendi üstüne yaptı. Bahane: çocuk için nehir, orman var. Tüm yazı orada Asumanın ailesi ve burak geçiriyor. Murat için bu uygundu; genç eşinin çocuğu ile arası hiç iyi olmamıştı. Murat aşkla evlendi, çocuk bakıcılığı için değil, üstelik gürültücü bir çocuk için.

Eski ailesi kırgın oldu. Parayı alınca üç odalı evi sattılar ve dağılmayı tercih ettiler. Oğlu ailesiyle iki odalı yeni bir daire buldu, Meral ise stüdyo daireye geçti. Nasıl yaşadıklarını Murat umursamıyor.

Ve işte altmışıncı yaş kutlaması. Herkes ona sağlık, mutluluk, aşk diliyor. O ise coşku hissetmiyor. Yıllardır öyle. Giderek tanıdığı bir memnuniyetsizlik hakim.

Genç eşini seviyor, kuşkusuz. Yetişemiyor, mesele bu. Kontrol etmeye çalışsa bile başaramıyor. Gülümseyip kendi bildiği gibi yaşıyor. Fazla bir şey yapmıyor ama bu da sinirini bozuyor.

Ah, keşke eski karısının ruhunu Asumana aktarabilse! Koltuğa şu papatya çayıyla yanaşıp, uyuyunca üstünü örten Murat onunla parklarda ağır ağır yürümek isterdi. Akşam mutfakta sohbet etmek isterdi, ama Asuman uzun konulara dayanamazdı. Sanırım yatakta da sıkılmaya başlamıştı. Murat gergindi, bu da ilişkiyi bozuyordu.

Murat, boşanmakta acele ettiği için hep bir pişmanlık taşır olmuştu. Akıllı adamlar sevgilileri bayrama çevirir, o ise eş yaptı!

Asuman, bu enerjisiyle daha en az on yıl genç kalacak. Ama kırkında bile taze olacak. Arada hep bir uçurum olacak. Eğer şanslıysa ömrü bir anda tamamlanır. Ya şanssızsa?

Bu “kutlama dışı” düşünceler şakaklarında sızladı, kalp atışı hızlandı. Asuman’ı aradı bakışlarıyla dans edenlerin arasındaydı. Güzel, parlayan gözleriyle. Elbette sabah yanında görmek güzel bir şey.

Bir anda fırsat bulup restorandan çıktı. Havaya nefes almak, hüznü dağıtmak istedi. Ama peşine iş arkadaşları düştü. İçindeki acıya dayanamayıp kenardaki taksiye atladı. “Çabuk sür,” dedi. Sonra gideceği yeri belirleyecekti.

Sadece kendisinin önemli olduğu bir yere gitmek istedi. Kapıdan girip herkesin onu beklediği, zamanına kıymet verilen, rahat olunacak… Yaşlanmaktan korkmadan.

Oğlunu aradı, eski eşinin yeni adresini, neredeyse yalvararak aldı. Oğlu, haklı bir kırgınlıkla cevap verdi, Murat ise, “Hayat memat meselesi…” diyerek tekrar tekrar ısrar etti.

Bugün onun için önemli, kutlama günü dedi. Oğlu yumuşadı, annesi yalnız değil, bir arkadaşı olabilir, dedi. Bir erkek değil, sadece eski okuldan arkadaşı.

Annem öyle dedi. Soyadı komik… Sanırım Bulut…

Bulut mu? diye düzeltti Murat, kıskançlık hissederek. Evet, ona aşıktı bir zamanlar. Herkes ona bakardı. Güzel, asi…

O zamanlar Bulut ile evlenmek üzereymiş, ama Murat araya girmiş. Çok öncelerdeydi, ama sanki dün gibi, şimdikinden daha gerçek.

Oğlu sordu:

Neden lazım sana baba?

Murat, unutulmuş bir hitapla sarsıldı, herkesi ne kadar özlediğini anladı. Dürüstçe cevap verdi:

Bilmiyorum, oğlum.

Adres verildi. Taksiyle indikten sonra, eski karısıyla yabancı olmasın diye tek başına konuşmak istedi. Saat dokuzdu; Meral akşamcıdır, onun için ise sabahçıydı.

Kapı ziline bastı.

Ama Meral yerine telefonda hafif boğuk bir erkek sesi vardı. “Meral meşgul,” dedi.

Ne oldu, iyi mi? diye kaygılandı Murat. Karşıdaki isim istedi.

Ben kocasıyım! Sen de Bulut musun, dedi Murat.

Karşıdaki küstahça düzeltip, ‘eski koca’sın, Meral’e karışamazsın dedi. “Arkadaş banyoda,” diye açıklamaya gerek görmedi.

Eski aşklar unutulmaz mı? kıskançlıkla sordu Murat. Karşıdaki kısa cevapladı:

Unutulmaz, ama gümüşe döner.

Kapı açılmadı…

Rate article
Lifequest
Maksim İçinde Bir Pişmanlık Gizliyordu: Akıllı Erkekler Sevgililerini Bir Bayrama Dönüştürürken O Eş…