Çocuklarım için kendi ellerimle bir ev inşa ettim, tek gayem ailemi bir arada tutmaktı; ama bir gün …

Çocuklarım için kendi ellerimle bir ev inşa ettim ve bir gün anladım ki artık oraya ait değilim. Ben yetmiş iki yaşındayım, ömrüm boyunca elimde tuğla, harç, sıva, kiremit eksik olmadı. Gücüm de, zanaatım da buydu.

Yirmi yıl önce, eşim Gülten hayatını kaybettiğinde, mezarının başında kendime bir söz verdim: Hepimizin, çocuklarımın, torunlarımın, ailelerin bir arada, kocaman ve bölünmeden yaşayacağı bir ev yapacaktım.

Hiç durmadan çalıştım. Sabahları, akşamları, bayramda, hafta sonu, ne bir gün izin, ne de bir tatil Kazandığım her kuruşu inşaata harcadım. Mahallede herkes beni Kendi başına dört katlı ev diken o yaşlı amca diye tanıdı.

Evi tamamladığımda, her çocuğuma birer kat verdim. Mehmete birinci kat, Elvana ikinci, Kereme üçüncü katı. Kendim ise bahçeyi çok sevdiğim için zemin kattaki küçücük odaya yerleştim.

Onlara anahtarlarını uzattığımda, bana sarıldılar, ağladılar. Asla yalnız kalmayacaksın dediler. Duyduğum en sıcak, en güzel sözlerdi bunlar.

İlk yıllar her şey canlıydı; aile yemekleri, çocuk sesleri, pazar günü börek ve kızarmış et kokuları merdivenleri kaplardı. Hiç unutmam, ben ceviz ağacının gölgesinde oturur, şükrederdim halime.

Ama zamanla her şey değişti. Sessizce, fark ettirmeden

Bir akşam Mehmet rica etti, Babacım bugün arkadaşlarım gelecek, yukarı gelirsen yorulursun, sen dinlen dedi. Elvan, ilaçlarımı bir yere kaldırmamı istedi; Derman kokusu eve yayılıyor dedi. Kerem, yukarıda video çektiklerini, alt kattaki küçük mutfakta yemek yapmamın daha iyi olacağını söyledi.

Kimse bana kaba davranmadı. Ama söyledikleri, usul usul içimde iz bıraktı. Önce küçük, sonra daha derin yaralar açtı.

Salonun köşesine otursam, Dizi izliyoruz, sonra gel derlerdi. Bahçede bir şeylerle uğraşsam, Babacım, dikkat et, yerleri kirletme diye uyarırlardı. İnşa ettiğim bir şeyi tamir etmeye kalksam, Baba, usta çağıralım, sen yorulma demeye başladılar.

Böylece, kendi evimde yaşamayan, kenardan izleyen biri oldum. Alt katta, küçücük odamda tek başıma yemek yerken, üst katta yükselen kahkahaları, sohbetleri duydum.

Her şey, bir akşam tamamıyla değişti. Doğum günümdü. Kimsenin aklına bile gelmemişti.

Mutfaktan su almak için yukarı çıktığımda, üç çocuğumun evi nasıl değiştireceklerini konuştuğunu duydum. Daha fazla alana ihtiyacımız var, alt katı spor salonu yapalım, babamı da huzurla kalabileceği bir yere yerleştirsek iyi olur diyordu biri.

Sesleri soğuk değildi. Hesaplı, planlıydı. İşte en çok bu acı verdi bana.

Yıllarımı, ömrümü verdiğim insanlar artık beni, günlüklerinin bir parçası olarak değil, bir çözülmesi gereken sorun olarak görüyorlardı.

Ertesi sabah, erkenden kalktım. En güzel takım elbisemi giydim, yanıma sadece evin tapularını aldım. Bir defa olsun onlara devretmemiştim tapuyu.

Mahallenin en büyük gayrimenkul şirketine gittim. Belgeleri incelediler, projeleri gördüler, değeri hesapladılar ve bana ömrümün kalanını huzur ve saygınlıkla geçirebileceğim bir meblağ teklif ettiler.

Kabul ettim.

Aynı gün para hesabıma geçti. Taşınma şirketiyle anlaştım, sadece birkaç fotoğraf, Gültenin resmini, aletlerimi, bazı kitaplarımı ve giysilerimi aldım. Gerisini geride bıraktım.

Akşam, çocuklar evdeyken salona çıktım uzun zamandır bana yasaklı gibi olan o odaya. Kucağımda valizimle sakince oturdum.

Beni şaşkın şaşkın izlediler. Ne yapıyorsun burada? diye sordular.

Sakin ve sessizce anlattım: Evi sattığımı, yeni sahiplerinin yakında taşınacağını, onların da evi boşaltması gerektiğini söyledim. Ne bağırdım, ne kırdım, sadece hakkımı konuştum.

Hepsi şok oldu. Nedenini sordular. Bunu nasıl yaptığımı anlamadılar. Peki, sen nereye gideceksin? dediler.

Onlara, herkesin kendini değerli hissettiği yerde yaşama hakkı olduğunu, onları suçlamadığımı, ama artık onların gözünde sadece işlerini aksatan biri olduğumu çok iyi gördüğümü anlattım. Bundan sonrası için herkesin kendi yoluna gitmesinin daha iyi olacağını söyledim.

Kalktım, valizimi aldım ve çıktım oradan.

Şimdi sahile yakın küçük bir evde yaşıyorum. Gözümü kuş sesleriyle, tertemiz havayla, huzurla açıyorum.

Elbette geçmişin anıları aklımda. Çocukların cıvıltısı, sevgiyle inşa ettiğim o ev bazen burnumda tütüyor. Ama herkesin evi dediğimiz yerde görünmez biri olmayı hiç ama hiç özlemiyorum.

İnsan bazen başkalarından vazgeçtiği için değil, sonunda kendini seçtiği için ayrılır.

Rate article
Lifequest
Çocuklarım için kendi ellerimle bir ev inşa ettim, tek gayem ailemi bir arada tutmaktı; ama bir gün …