Eski eşim çocuklarımız için bir kuruş bile vermiyordu, ama onu üvey çocuklarına pahalı spor ayakkabıları alırken gördüm. İntikam almaya karar verdim
İşte ben, iki çocuğumla birlikte İstanbul’daki bir AVMye giriyorum, ve onu gördüm. Eski eşim. O, aylarca çocuklarımıza tek bir lira vermemiş olan, okul için spor ayakkabı veya kırtasiye istediğimde hep maddi sıkıntılarım var diyen adam.
Ama tam oradaydı AVM’nin en pahalı ayakkabı mağazasında, iki üvey çocuğuyla beraber, onlara marka spor ayakkabılar denettiriyor, adeta fabrikatör gibi davranıyor.
İçimde kanım kaynıyor ama olay çıkarmak yerine derin bir nefes alıp düşünüyorum: Bu böyle kalmayacak.
Yavaşça yaklaştım, çocuklarım elimi tutuyor, tam eski eşim telefonuna dalmışken, çocuklar ünlü bir markanın inanılmaz pahalı ayakkabılarını deniyor. Mağaza görevlisi kutuları topluyordu.
Affedersiniz, hanımefendi dedim en nazik gülümsememle bu modellerin 32 ve 35 numarası var mı?
Görevli hafif şaşkın bakıyor:
Tabii. Kim için?
Çocuklarım için dedim, sonra sesimi biraz yükselterek ekledim: Eşim hepsini bir anda ödeyecek, değil mi hayatım?
Eski eşim kafasını telefondan kaldırdı, sanki yıldırım çarpmış gibi baktı, gözleri fırladı adeta.
Ne? demeye başladı ama ben çoktan çocuklarımı ayakkabıları denemeleri için oturtmuştum.
Evet evet, o ödeyecek dedim mağaza görevlisine sakince. Biz geniş bir aile olduk, biliyorsunuz. Şunlar onun üvey çocukları, bunlar da bizimkiler. Hep der ki, hepsine eşit davranmalı, değil mi sevgilim?
Eski eşim domates gibi kırmızı oldu. İtiraz edecekken mağaza görevlisi kutuları getiriyordu, ben ona göz kırptım.
Harika oldu, hanımefendi. Alıyoruz bunları.
O sırada rafta harika bir spor ayakkabı gördüm. Mercan renginde. Tam bana göre.
Hanımefendi, şu mercan renklilerin 38 numarası var mı?
Hanımefendi için mi? dedi görevli.
Evet, benim için dedim ayakkabıyı giyerken. O kadar güzel duruyor ki Bir de şu siyah şık olanlar var mı? İş için lazım olacak.
DAHA FAZLA MI? diyebildi ancak eski eşim boğuk bir sesle.
Hayatım, cimri olma dedim ona nazikçe. Biliyorsun işe giderken rahat ayakkabı şart. Spor olanlar da çocuklarla parka giderken lazım. Zaten hep diyordum, yeni ayakkabıya ihtiyacım var diye.
Mağaza görevlisi drama hiç anlamadan sadece gülümseyip not alıyordu.
Toplamda sekiz çift oldu dedi, hesap makinesine bakarak fiyatı hesaplamaya başladı.
Ayağa kalktım, çocuklarımı öptüm ve eski eşime yaklaştım.
Tamam canım, ben biraz daha alışverişe gideyim. Çocuklar seninle kalsın, olur mu? Sonra eve getirirsin.
Daha tepki veremeden, çocuklarımın ve kendi ayakkabı torbalarımı aldım ve mağazadan kraliçe gibi çıktım.
Son duyduğum şey mağaza görevlisinin sesiydi:
500 lira. Nakit mi, kart mı, beyefendi?
Otoparka geldiğimde kahkahayı bastım. Yüzü harikaydı, anlatılmaz yaşanır. Torbadan mercan ayakkabımı çıkarıp baktım, Bu işte adaletin ta kendisi diye düşündüm.
O akşam çocukları bana getirdiğinde (tabii ki yarım saat geç) yüzünde şaşkınlık ile kabullenmişlik karışımı bir ifade vardı. Üvey çocuklar yanında yoktu.
Yapacağın iş diye başladı.
Ne? dedim saf bir bakışla. Senin çocuklarına da yeni ayakkabı aldığım için mi? Hiç önemli değil. En azından yapabileceğin en ufak şey buydu.
Bir süre sessiz kaldı, sonra başını salladı.
Sekiz çift SEKİZ. Sen gerçekten iki taneye ihtiyaç duydun mu?
Ne zaman lazım olacağı belli olmaz sevgilim. Ayrıca kaç aydır nafaka ödemedin? Bunu peşin ödeme olarak kabul et.
Delisin sen.
Hayır, yorgunum sadece dedim ona. Arada fark var. Şimdi de ayaklarım gayet rahat.
Arabaya binmeden önce mırıldandığını duydum:
Sekiz çift bu iş bana nafaka ödemekten daha pahalıya patladı
Helal olsun sana, diye içimden geçirdim, kapıyı kapatırken.
Çocuklar yeni ayakkabılarıyla koşup bana sarıldılar, mutluluktan uçuyorlardı. O gece mercan ayakkabılarımı giyip yürüyüşe çıktım, kendimi harika hissettim.
Yanlış mı yaptım? Belki.
Pişman mıyım?
Bir saniye bile değil. Peki sen benim yerimde olsan ne yapardın?




