Tam İsabet: Hedefi Vuranlar

05 Haziran, İstanbul
Gecenin ilerleyen saatlerinde, Boğaza bakan bir vakıf davetinde tanıştık.
Ben, yani Kerim, tanınan bir mimar, evli ve iki kız babasıyım; itibarım vardı ve hayatım, kağıt üzerinde, tam bir huzur bulmuş gibiydi.
Zeynep ise, yatırımcı bir eşle on iki yıl süren, merhametli ve düzgün bir evliliği, saat gibi işleyen düzeniyle tanınıyordu.
İlk görüşte çekim değildi yaşadığımız; daha çok tanıma hissiydi.
Sanki yıllarca soğukta saklanmış, aynı patlayıcı maddeden yapılmış iki insandık.
O gece, Zeynepin elinden kadehi alırken, yapıp ettiğim her şey çizimlerim, evlerim, ailem sadece bir karton evmiş, diye düşündüm.
Sonra bunu Zeynepe itiraf edecektim.
Tutku izin istemez.
Gece üçte başlayan mesajlarla kabaran bir hastalığa dönüştü bu aramızda.
İstanbulun kenar mahallelerinde ucuz oteller, arabalar, boş ofislerde gizli buluşmalar Aldatma, ortak havamıza; yalan, sevdiklerimizle konuştuğumuz tek dile dönüştü.
Yemek masasında eşime bakarken, kendimi bir hayalet gibi hissediyordum.
Çocukların notlarından bahsettiğinde, ben Zeynepin dudaklarının hatlarını görüyordum sadece.
Zeynep geceleri artık uyuyamaz oldu, her telefon sesiyle irkildi, eşine öfkeleniyordu Hatasız, iyi biri, diye ona kızıyordu.
Bu aşk, ameliyatsız narkoz gibiydi: anlık mutluluk, ama etkisi geçince gerçeklik, canlı canlı kesiyordu içimizi.
Gizli olan elbette ortaya çıkar.
Bizimki ise sadece ortaya çıkmak değil, patlamaktı.
Benim ailem:
Telefonumdaki bir fotoğraf.
Eşimin ömür boyu unutamayacağım çığlığı.
Gözünü bana kaldırmayan iki kızım.
Tek bavulla çıktım evden; arkamda bir kale değil, bir harabe bırakmıştım.
Zeynepin ailesi:
Her şeyi kendisi itiraf etti; daha fazla rol yapamayacaktı.
Eşi bağırmadı; sadece eşyalarını kapı önüne koyup, kilidi değiştirdi.
Soğuk ve hesaplı bir sondu.
İstediğimizi aldık: birbirimiz.
Artık saklanmak yok, yalan yok.
Ama tutkumuz, yasakla besleniyormuş meğerse.
Duvarlar kaybolunca, gerilim de kayboldu.
Boş bir kiralık dairede, iki insan, statülerini, çocuklarının güvenini ve dostların saygısını kaybetmiş olarak kaldık.
Birbirimize delice aşık olmuştuk.
Eski hayatlarımıza bir kurşun gibi saplanıp, diğer taraftan çıkıp, yerimize rüzgar bıraktık.
Tek bardak, dolu bir kül tablası; kutuları açılmamış bir oda.
Dışarıda yağmur, İstanbulun o yaldızını akıtıyordu; bir zamanlar bizim büyük dramamızın dekoru olan şehir şimdi sıradanlaşmıştı.
Zeynep makyajsız ve yorgundu.
Camdan bana bakmadan sordu:
Pişman mısın?
Cevap vermek için uzun süre dolabın uğultusunu dinledim.
Adını koyamam, Zeynep.
Pişmanlık değil Sanki iki bacağımın kesildiğini, ama bana artık koşabilirsin dediklerini hissediyorum.
Karın aradı mı?
diye tekrar sordu, kollarını kendine sararak.
Yok.
Avukat aradı.
Ayşenin doğum gününe gelmemi istemiyorlar.
Travmatik ortam diyorlar hakkımda.
İşte, hayatım travmatik ortam diye tanımlandı.
Düşünebiliyor musun?
Zeynep acı acı gülümsedi, yanıma gelip başını omzuma yasladı.
Eşim dün kalan paramı ayrı bir hesaba aktardı.
On iki yıllık sadakatin tazminatı dedi.
Öfkelenmedi bile, Kerim; beni kontrattaki maddi hata gibi sildi.
Biz bunu mu istedik?
Çenesinden tutup gözlerine bakmaya zorladım onu.
Özgürlüğü mü?
Birbirimizi istedik sadece.
Ama biz dediğimiz şey, gerçek hayatlarımız arasındaki ara boşluklardan ibaretti.
Şimdi bizden başka hiçbir şeyimiz yok.
Ve o öyle kırılgan ki Kerim Duvarları ayakta tutamıyor.
Eskiden sesin nefesimi keserdi, yanağını okşadım.
Şimdi o seste çocuklarının ağlamasını duyuyorum.
Sana bakınca, boş evinin sessizliğini görüyorum.
Susarak, odadaki kül kadar zayıf, eski tutkumuzun soluk sıcaklığına sarıldık.
Hayatlarımızdaki yaraları delip geçen kurşunun açtığı sıklardan, gerçekliğin sert rüzgarı esiyordu.
Biz bu yükü kaldıramayacağız, değil mi?
dedi Zeynep fısıltıyla.
Mecburuz, dedim, koridorun boşluğuna bakarak.
Bedeli o kadar ağır ki, yıkıntı üstünde bahçe kuramayınca bile, inanamıyor insan.
Bir yıl sonra hayatımız bir zafer değil, uzun bir iyileşme süreci oldu.
Sürekli yakıcı olan tutku, günlük sıradanlığa dönüşüp sönerek, gri bir küle dönüştü.
Beraber yaşamayı sürdürdük; aynı kiralık dairede.
Şimdi perdeler, halı, sıradan bir akşam yemeği kokusu vardı boşluğu gizlemeye çalışan ayrıntılar.
Aynanın karşısında kravatımı bağlıyordum; saçlarım ağarmıştı.
Küçük bir mimarlık ofisinde çalışıyordum; eski ortaklar, skandaldan sonra nazikçe yolları ayırdı.
Para geliyordu, ama heyecanı yoktu.
Zeynep mutfağa sabahlığıyla girdi.
O hayır kurumundaki gösterişli kadın değildi artık; daha sessiz, gölgeli biriydi.
Geç döneceksin bugün?
dedi, kahveyi doldururken.
Evet, taşeronla görüşme var.
Ve biraz tereddüt ettim nafakayı elden vereceğim.
Ayşe, kafede buluşmamı kabul etti.
Yarım saat.
Zeynep, çaydanlığı elinde donakaldı.
Hiç tartışmadığımız bu an, aramızda hep görünmez bir paravan olarak dururdu.
Tamam, dedi sadece.
Ona bir şey söyle yok, hiçbir şey söyleme.
Dönünce ev zifiri karanlık, televizyon sessizdi.
Zeynep pencere kenarında oturuyordu; İstanbul gecesine bakıyordu.
Nasıldı?
arkasını dönmeden sordu.
Büyümüş, sesim titredi.
Saçında yeni tokalar vardı.
Bana baba dedi, ama yine de komşunun tanıdığı gibi; mesafeli, nazik.
Zeynepin karşısındaki koltuğa oturdum.
En korkuncu ne biliyor musun?
Artık tam olduğum zamana dönmek istiyorum.
Ayşeye değil, ama o zamandaki kendime Evi yıkmadan önceki halime.
Devam edemedim.
Senin için demek havada, acı ve adaletsiz kaldı.
Zeynep yavaşça kalkıp yanıma gelerek ellerini omuzuma koydu.
Bu bir tutku sarılması değil, afetten sağ kurtulmuş iki insanın sarılmasıydı.
Biz kendimize dönüştük, Kerim, dedi sessizce.
Ayrılsak, yaşadıklarımız ihanet, çocukların acısı, kayıp isim hepsi anlamsız kalacak.
Mutlu olmak zorundayız.
Bu bizim ömür boyu sürgünümüz.
Elini kendi avucumun içine aldım.
Kurşun gibi, dedim.
Kurşun geçti ama yara hiç kapanmadı; sadece ona yürümeyi öğrendik.
Karanlık oda, birbirimize sarılmış; aşkın sıcaklığından değil, elindekini bırakınca toz olup kaybolacağından korkarak.
Beş yıl geçti.
Bir tesadüf: Şişlide yeni açılan kültür merkezinin fuayesindeyiz, projenin ilk planlarını eski hayatımızda ben çizmiştim, ama tamamlayanlar başkaları oldu.
Panoramik camda, ucuz şarap kadehleriyle duruyoruz; orta yaşlı, biraz yorgun bir çift gibiyiz.
Derken asansör kapısı açılıyor
Çıkanlar onlar
Ayşe, eski eşim; yıkılmış değildi, aksine, bir tür soğuk özgüven yerleşmişti bakışına.
Kolunda iri, sakin bir adam; ona öyle sahip çıkıyordu ki, onun için en değerli varlık gibi.
Sonra İsmail, Zeynepin eski eşi.
Bir adım önde, Kerimin küçük kızıyla sohbet ederek; kız şimdi boylu poslu güzel bir genç olmuş.
Her şey dondu.
Dört kader bir noktada karşılaştı.
İlk bakışı ben kaçırdım.
Kızımı gördüm.
İsmailin esprisine kahkaha atıyordu.
Eski rakibim, şimdi sanki evlerinde aileden biri. Sessiz, keskin bir darbe gibi.
Zeynepin yüzü bembeyaz oldu.
İsmaile bakıyordu; o beş yıl öncekinden daha genç, gözlerinde vedada bırakılan acıdan eser yok.
Tam unutmak Zeynep için en büyük hakaret.
Onlar sadece hayatta kalmadı, Zeynepin aklından geçti.
Bizsiz daha iyi oldular.
Ayşe bizi ilk fark eden oldu.
Gözünü kaçırmadı, hafifçe başını salladı uzak bir tanıdığa selam gibi.
O selamda affetme yoktu; daha soğuk bir şey vardı: kayıtsızlık.
Baba?
kızım Kerimi görünce durdu.
Yüzündeki sevinç hemen yerini mesafeli bir ifadeye bıraktı.
Merhaba.
Merhaba, canım, Kerimin sesi kırıldı.
Sen…
buradasın?
Evet, İsmail Bey çağırdı bizi.
Annem galayı çok görmek istedi, bir adım annesine ve İsmaile yakınlaştı.
Gerçek ailesine.
İsmail, Zeynepe baktı.
Saniyeler geçti.
Gözlerinde, o eski tutkuyu tanımak yoktu artık; yalnızca uzaklık.
İyi akşamlar, dedi.
Ayşenin omzuna dokunup, Hadi salona geçelim, diye ekledi.
Geçip gittiler.
Ayşenin parfümü havada bir an kaldı; sonra yerini tiyatro tozuna bıraktı.
Cam kenarında kaldık.
Onlar mutlu, Zeynepin sesi cansızdı.
Bizsiz.
Bizim harabelerimiz üzerinde bir şey…
gerçek bir şey inşa etmişler.
Hayır, Zeynep, Kerim kadehi kenara bıraktı, eli titriyordu.
Biz harabelerde kaldık.
Onlar başka bir inşaata gittiler.
Ellerimi baktım.
O ellerle hem büyük yapılar çizmiş, hem de bu kadının hayatını yıkmıştım.
Ana gerçeği gördüm: Bizim delice aşkımız yeni bir hayatın başlangıcı değilmiş; sadece bir ameliyat, bizi sevdiklerimizin hayatından silen bir operasyon Hastalar iyileşti ve devam etti.
Biz, cerrahlar, kanlı ameliyathanede ne yapacağımızı, nasıl yaşayacağımızı bilemeden kaldık.

Rate article
Lifequest
Tam İsabet: Hedefi Vuranlar