GÜMÜŞLERİN ARASINDAN
Kaan ve Şerminin yolları bir hayır etkinliğinde kesişti.
İkisi de her şey yolunda dediğimiz bir hayattan geliyordu: Kaanın yanında eşi, iki kızı ve sağlam bir mimar olarak ismi vardı; Şerminin de iş adamı bir eşi ve on iki yıldır hiç aksatmadığı, düzenli bir evliliği.
Bir anda tutku değildi bu.
Bir tür tanıdıklık, bir sen de benim gibisin anıydı.
Sanki aynı patlayıcı maddeden yapılmışlardı ve yıllarca buzlukta bekletmişlerdi.
Elini uzatıp kadehi verirken dokunduğumuzda, anladım ki, bugüne kadar inşa ettiğim binalar, planlar, hayat; hepsi bir deste kağıttan ibaretti, demiştim yıllar sonra.
Tutku izin isteyerek gelmez.
Önce gece üçte gelen mesajlar, sonra bir ateş.
Buluşmalar ucuz otellerde, arabada, boş ofislerde süren gizlilik.
Aldatma bizim ortak havamız oldu.
Yakınlarımızla tek ortak dilimiz yalan.
Akşam yemeğinde karımın gözlerine bakınca kendimi bir hayalet gibi hissediyordum.
Çocukların okul notlarını anlatıyor, ben ise hep Şerminin dudaklarının kıvrımını görüyordum.
Şermin ise artık uyuyamaz olmuştu; eşinin her aramasında irkiliyordu, ona kızgındı çünkü iyi adamdı, hiçbir suç bulamazdı.
Bizim aşkımız ameliyatsız narkoz gibiydi: anlık bir huzur, ama etkisi geçince gerçekler diri etimizi paramparça ediyordu.
Gizli işler bir gün ortaya çıkar elbette.
Ama bizde patlama şeklinde çıktı.
Kaanın Ailesi:
Tesadüfen bir fotoğraf, telefonumda yakalandı.
Karımın çığlığı, ömrüm boyunca unutamayacağım.
Çocuklar bir daha yüzüme bakmadı.
Bir valize sığdım, arkamda sağlam sanılan kaleyi yıkıp çıktım.
Şerminin Ailesi:
O, kendi söyledi.
Yaşamı daha fazla taklit edemedi.
Eşi bağırmadı.
Sadece eşyalarını kapıya koydu, o gece anahtarı değiştirdi.
Soğuk ve hesapsız bir kapanış.
İstediğimiz şey bizi birbirimize kavuşturdu; saklanmadan, yalan olmadan.
Fakat ne garip; bizim tutkuyu besleyen, yasak olan duvarlardı.
O duvarlar kalkınca, gerilim de kalktı.
İki kişilik, bomboş bir kiralık evde kalakaldık; statümüz, çocukların güveni ve dostların saygısını kaybetmişiz.
Aşkımız gümüşlerin arasından geçti.
Kurşun önce hayatımızı delip geçti, geride sadece bir esinti bıraktı.
Yarı boş kutular, cam kenarında bir fincan ve dolu bir kül tablası; dışarıda yağmur, şehrin cazibesini silip süpürüyor.
Bir zamanlar başrol oynayacağımızı sanıyorduk bu şehirde.
Şermine baktım.
O pahalı makyaj ve restoran ışığı olmadan cam gibi, bitkin duruyordu.
Pişman mısın?
diye sordu, arkasını dönmeden.
Sesi eski bir kâğıt gibi kuru.
Buzağı buzdolabının gürültüsünü dinledim.
Bilmem ki, Şermin, dedim.
Acıma değil bu.
Sanki iki bacağımı kesip, haydi istediğin gibi koş dediler.
Karın aradı mı?
diye sordu, omuzlarını sarmış.
Hayır.
Avukat aradı.
Alara, küçük kızımızın doğum gününde gelmemi istemiyor.
Psikolojiyi bozar, dedi.
Yani benim hayatımı rahatsız edici ortam diye anıyorlar, inanabiliyor musun?
Şermin acı bir gülümsemeyle yaklaştı, başını omzuma yasladı.
Eşim dün kalan paramı ayrı bir hesaba aktardı.
On iki yıllık sadakatin tazminatı, dedi.
Ne öfkeli, ne kırgın.
Sadece kontrattaki bir yazım hatası gibi sildi beni.
Biz bunu mu istedik?
dedim, gözlerine bakması için çenesinden tuttum.
Şu özgürlüğü mü?
Biz birbirimizi istedik, diye fısıldadı.
Ama şunu hesaba katmadık: biz sadece gerçek hayatlarımız arasındaki boşlukta vardı.
Şimdi ise, elde sadece bu biz kaldı.
Ve o öyle ince ki, duvar taşıyamıyor.
Eskiden sesinden nefesim tutulurdu, dedim, yanaklarına dokunarak.
Şimdi ise çocuklarının ağlaması var içinde.
Ben de sana bakınca boş evindeki sessizliği görüyorum.
Sessizlik.
Bir zamanlar yakıp yıkan tutku, şimdi ancak sönmekte olan bir köz gibi ısı veriyor.
Hayatlarımızı delip geçtik ve o delikten soğuk, acımasız gerçeklik rüzgârı esiyor.
Biz bunun üstesinden gelemeyeceğiz, değil mi?
dedi kısık sesle.
Mecburuz, dedim, koridordaki boşluğa bakarak.
Öyle ağır bedel ödendi ki, yıkıntı üzerinde bahçe kuramayacağımızı kabullenmek zorundayız.
Bir yıl geçti; hayatımız ne büyük bir aşk ne de zafer oldu, uzun bir rehabilitasyon gibiydi.
Tutku kör oldu, yaşamın sıradan külü kaldı geriye.
Hâlâ o evde birlikte yaşadık.
Şimdi ise perdeler, halı ve sıradan bir akşam yemeği kokusu var.
Hepsi boşluğu kapatmak için.
Aynanın karşısında kravatımı bağladım, hayli beyazlamış saçlarımla.
Küçük bir büroda çalışıyorum; eski ortaklar, skandalın ardından nazikçe veda etti.
Para geliyor ama heyecan yok.
Şermin mutfağa girdi, sabahlığıyla.
Hayır etkinliğindeki o cazibeli halinden geriye gölgeler kaldı; daha sessiz, sade bir kadın.
Bugün geç mi döneceksin?
dedi, kahve koyarken.
Evet, yeni bir şantiye var.
Ve duraksadım, Nafakayı bizzat götüreceğim.
Alara, küçük kızımızla yarım saat kafede oturmama izin verdi.
Şermin elinde çaydanlıkla donup kaldı.
Aylarca konuşmadığımız nokta buydu; aramızda görünmez bir duvar gibi hep vardı.
Tamam, sadece dedi.
Ona bir şey iletme, dedi sonra.
Akşam döndüğümde karanlık, sessiz bir ev; televizyonda ses yok.
Şermin pencere önünde, şehre bakıyor.
Nasıldı?
diye sordu, arkasını dönmeden.
Büyümüş, dedim, sesim titredi.
Yeni tokaları var.
Beni baba diye çağırdı ama gözleri komşunun tanıdığına bakar gibi: mesafeli, soğuk.
Oturduğumda, en korkutucu şey ise, dedim, tekrar o günlere dönmeye dair duyduğum özlemdi.
Alaraya değil o bütün hisse, bütünken yaşadığım zamana.
İki evi yıktım, bunun için.
Son kelime, senin için, havada asılı kaldı; keskin ve adaletsiz.
Şermin yavaşça gelip ellerini omuzlarıma koydu.
Bu bir tutku sarılması değildi; bir felaketten kurtulan iki kişinin sarılmasıydı.
Biz kendimize anıt olduk, Kaan, dedi kısık sesle.
Ayrılırsak, bütün acı, çocukların gözyaşı, unutulan isim; hepsi anlamsız olurdu.
Mutlu olmaya zorunluyuz.
Bu bizim ömür boyu sürgünümüz.
Elini avucumda tuttum.
Gümüşlerin arasından, diye fısıldadım.
Kurşun geçti ama yara kapanmadı.
Sadece yürümeye alıştık.
Karanlıkta sıkıca sarıldık birbirimize.
Büyük bir aşk değil, korkudan; ellerimizi bıraksak, toz olup savrulacağız, geri yolu bulamayacağız diye.
Beş yıl geçti.
Yeni açılan bir kültür merkezinde tesadüfi bir karşılaşma.
Kaanın eski tasarımları ama inşaatı başkalarına nasip olmuş.
Kaan ve Şermin camda, ucuz bir şarapla, orta yaşlı, yorgun bir çift gibi görünüyordu.
Asansör kapıları açıldı.
İçlerinden Olar çıktı
Alara, Kaanın eski eşi.
Güçlü, yeni bir özgüvenle.
Yanında biri; sağlam, güvenli bakışlı bir adam, onun kolunu tutuyor, en değerli varlığı gibi.
Murat, Şerminin eski eşi.
Önde, Kaanın küçük kızıyla sohbet ediyor; yıllar içinde güzel, köşeli bir genç olmuş.
Dünya küçüldü.
Dört hayat, aynı noktada dondu.
İlk gözünü kaçıran ben oldum.
Kızıma baktım.
Muratın şakalarına gülüyordu.
Eski rakibim, anlaşılan evde yeni bir alışkanlık olmuş.
Sessiz ve acı bir darbe.
Şermin soldu.
Murata baktı; beş yıl öncesinden genç görünüyor.
O acı bakışlar yok, unutmuş gibi.
Kadına en büyük hakaret: dönüm noktası sanılan ihanetin yokluğunda, unutuş var.
Onlar bizsiz yetindiler, diye geçti Şerminin aklından.
Bizsiz daha iyi oldular.
Alara bizi fark etti.
Gözünü kaçırmadı, hafif bir selam verdi uzak bir tanıdığa selam verir gibi.
Affetme yoktu, daha soğuk bir şey; kayıtsızlık.
Baba?
kız dondu, beni görünce.
Sevinci bir anda o resmi maskeye döndü.
Merhaba.
Merhaba güzelim, dedim, sesim kırıldı.
Sen buradasın?
Evet, Murat Bey davet etti.
Annem prömiyeri görmek istiyordu, dedi ve biraz geriye, annesiyle Murata yaklaştı.
Gerçek ailesine.
Murat Şermine baktı.
Bir saniye.
İki.
O bakışta, evi yıkacak kadar yakıcı hiçbir tutku yoktu.
İyi akşamlar, dedi kuru bir sesle.
Alaranın omzuna dokunup, ekledi: Salon vakti, gidelim.
Geçip gittiler.
Alaranın parfümü bir an havada kaldı, ardından tiyatronun tozu ve makyaj kokusu bastı.
Biz camda öylece durduk.
Onlar mutlu, dedi Şermin, cansız bir sesle.
Biz olmadan.
Bizim enkazımızda gerçek bir şey kurmuşlar.
Hayır, Şermin, dedim, cam kenarına kadehi koyarak, ellerim titreyerek.
Biz enkazda kaldık.
Onlar yeni bir şantiyeye gittiler.
Ellerime baktım; bir zamanlar büyük binalar çizen, bir kadının hayatını yıkan ellerimdi bunlar.
O anda anladık: Bizim aşkımız gümüşlerin arasından yeni bir hayat başlangıcı değildi.
Sadece cerrahi bir müdahaleydi; sevdiğimiz insanları kendi hayatlarından çıkarmaktı.
Hastalar iyileşti ve yollarına devam etti.
Cerrahlar ise kanlı ameliyat odasında kaldı, neyle uğraşacağını bilmeden.
Bugün, geriye şöyle bir ders kalıyor: İnsanın tutkularını peşinden gitmek, bazen bütün hayatını delip geçer; bittiğinde, geride kalan boşluk ve acıyı dolduracak şey, sadece alışmak ve başka bir hayatı yeniden inşa etmek olabilir.
Yıkıntıdan umut çıkmaz; sadece orada hayatta kalmak öğrenilir.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



