Başına Açtığım İş
Baba, bu ne böyle? Evde yeni mi bir antikacı açtın? Elif şaşkın bir ifadeyle kaşlarını kaldırdı, komodinin üzerindeki beyaz örgü danteli inceliyordu. Hiç bilmezdim senin böylesine eski eşya merakı olduğunu. Zevkin tam bir anneannem Müzeyyenin zevkine benziyor…
Aa, Elifciğim? Haber vermeden mi geldin? Oğuz Bey mutfaktan çıktı. Biz Yani ben, seni beklemiyordum
Babası kendini neşeli göstermeye çalışsa da, gözlerinde bir suçluluk vardı.
Evet, gerçekten şaşırdım, dedi Elif dudaklarını büzerek, salonun yolunu tuttu. Baba, bunlar da ne? Bu evde neler dönüyor?
Elif, kendi evini tanıyamıyordu artık.
Bu evi anneannesinden devraldığında, gerçekten iç karartıcı bir haldeydi. Eskimiş mobilyalar, kocaman tüplü televizyon paslı bir sehpada, dökülen petekler, zamanla soyulmuş duvar kâğıtları Ama burası onun kendi evi olmuştu.
O dönemde Elifin küçük bir birikimi vardı. Bunu tamire yatırdı, ama öyle rastgele değil. Elif, minimalist ve ferah bir Akdeniz tarzı seçmişti; açık renkler küçük daireyi geniş göstermişti. Her bir ayrıntıyı sevgiyle koymuş, perde seçiminde titiz davranmış, yumuşak halılar sermişti
Şimdi ise, kalın ve hiç ışık geçirmeyen perdelerinin yerinde sıradan bir tül vardı. Şık İtalyan koltuğu üstüne sentetik, parlak bir panter desenli battaniye atılmıştı. Sehpanın üstünde, plastik, yapay pembe güllerle dolu bir vazo duruyordu.
Asıl sıkıntı ise kokulardı. Mutfaktan balık ve yağ seslerinin ve kokusunun yanında, sigara dumanı eve yayılmıştı. Halbuki, babası sigara içmezdi
Elifciğimdiye başladı nihayet Oğuz Bey. Öyle bir şey oldu ki Ben yalnız değilim. Aslında sana önceden söylemeliydim ama olmadı.
Nasıl yani, baba? Biz öyle konuşmamıştık!
Elif, sen de biliyorsun ki annenle ayrıldıktan sonra hayatım bitmedi. Ben hâlâ genç sayılırım, emekli bile değilim. Benim de şahsi hayatım olmaya hakkım yok mu?
Elif şaşkınlıkla donakaldı. Doğru, babasının biriyle görüşmek hakkıydı; ama bu onun evinde olmamalıydı!
Aile bir yıl önce dağılmıştı. Annesi babasının ihanetini umursamadan, neredeyse bir yükten kurtulmuş gibi hayatına ve kişisel gelişimine yönelmişti. O kadar çok arkadaşı vardı ki, sıkılacak vakti olmamıştı.
Ama babası çok zorlanmıştı. Evlilik öncesi kendi dairesine dönünce şoka girmişti. Yıllarca kiracılarla uğraşmış, bir sorumsuz kiracı yüzünden ev harap olmuştu. Tamiri için para yoktu; en son o evin varlığını bile unutmuş, sadece satmamış ama yaşamayı da düşünmemişti.
Evin hali korkunçtu: kararmış duvarlar, kırık camlar, pencere kenarında küf Burası insana evden çok korku filmi dekoru gibi geliyordu.
Elifciğim, ben ne yapacağım bilmiyorum demişti o zaman babası üzgünce. Burada yaşamak tehlikeli, kışa kadar bu ev tamir olmaz. O kadar param da yok. Neyse donarsam, kaderim böyleymiş.
Elif buna dayanamamıştı. Onu büyüten adamın böyle bir ortamda yaşamasına izin veremezdi. Ya başına bir şey gelirse? Zaten kendi evi bomboş duruyordu; yakın zamanda evlenmiş, eşinin yanına taşınmıştı. Daha önce yaşadığı kiracı sıkıntısını da düşününce, yabancıya ev vermeye niyeti yoktu.
Baba, istersen şimdilik benim evde kal, demişti. Hazır, her şey tam; rahat edersin. Yavaş yavaş kendi evini tamir edersin, sonra geçersin oraya. Sadece bir şartım var: misafir kabul edilmeyecek.
Gerçekten mi? şaşkınlıkla sormuştu babası. Kızım, çok teşekkür ederim! Resmen kurtardın beni. Söz veriyorum, her şey sakin olacak.
Sakin… Sözde.
Elif yaşananları hatırlarken, banyodan yoğun bir buhar bulutu çıktı. Kapıdan, ellili yaşlarda bir kadın belirdi; Elifin en sevdiği bornozu üstündeydi, hem de bornoz ona dar geliyordu.
Ooo, Oğuzum, bugün misafirimiz mi var? dedi kadın, sigara tiryakisi sesiyle gülümseyerek. Bir haber vermedin, ev haliyle yakalandım.
Siz kimsiniz ve neden benim bornozum üzerinizde? Elif gözlerini kısarak sordu.
Ben Şebnem, babanın sevgilisi. Niye bu kadar gerildin? Bornozu aldım, ne olacak. Zaten boş boş duruyordu.
Elifin öfkesi gittikçe arttı.
Çıkarır mısınız onu, dedi dişlerinin arasından.
Elif! baba araya girip yalvarmaya başladı. Ne olur olay çıkarma! Şebnem sadece
Şebnem sadece başka birinin eşyasını, başka birinin evinde giydi! diye sözünü kesti Elif babasının. Baba, iyi misin sen? Hem sevgilini buraya getiriyorsun, hem de kadının bir güzel eşyalarımı karıştırmasına izin verdin!
Şebnem göz devirdi, panterli battaniyenin üstüne yerleşti.
Ne kadar saygısızsın sen! dedi. Ben olsam, Oğuz gibi olsa seni şöyle bir döverdim. Babayla nasıl konuşuyorsun sen? O başka bir kadınla yaşamaya karar verdi diye sana ne, hanımefendi!
Elif şaşkına döndü. Kendi evinde, kendi koltuğunda oturan bir yabancı kadın ona neredeyse azarlayarak ders veriyordu.
Bana ne, dedi Elif, ta ki bunlar benim evimde olmazsa.
Senin evinde mi? Şebnem gözlerini kaldırıp Oğuza baktı.
Oğuz Bey köşeye iyice sıkışmış, kafasını omuzlarına gömmüş, telaşla iki kadın arasında gidip geliyordu. Sanki ortalık kendi kendine sakinleşecekmiş gibi beklıyordu; ama bu beklentisi boşa çıkmıştı.
Aa Babanız size unuttu mu anlatmayı? dedi Elif, buz gibi bir gülümsemeyle. Ben söyleyeyim. O burada misafir. Bu ev benim, içindeki son tencereye kadar her şey bana ait. Babama sadece kalması için izin verdim, ama sevgililerini getireceğini düşünmemiştim.
Şebnem bir anda kıpkırmızı oldu.
Oğuz? sesi buz gibi çıktı. Ne diyor bu kız? Sen bu evin kendi evin olduğunu söylemiştin. Beni kandırdın mı?
Babası son derece utançla duvara iyice yaslandı.
Şebnem… Yanlış anladın. Ben başka bir şey demek istemiştim. Aslında kendi evim var, ama burası değil. Detaya boğmak istemedim
Boğmak mı istemedin?! Ne güzel Şimdi senin yüzünden laf işitiyorum!
Elifin sabrı taştı.
Çıkın, dedi sessizce.
Ne? Şebnem afalladı.
Çıkın. İkinize de bir saat süre veriyorum. Bir saat sonra hâlâ buradaysanız hukuki yollarla görüşürüz. Eve aldım, başıma
Elif kapıya yöneldi, ama babası duvardan ayrılıp yakasına sarıldı.
Kızım! Beni sokağa mı atacaksın? Oradaki durumu biliyorsun, diye haykırdı. Orada mahvolurum!
Babası Elifin kolundan tutuyordu, o anda Elifin içinde eski günlerin, vicdanının, yaşlı babasına duyduğu acıma ve sorumluluk hisleri bir an yükseldi.
Ama gözü Şebneme ilişti. Şebnem, başkasının bornozunda, koltukta ayak ayak üstüne atmış; Elife nefretle bakıyordu. Elifin bütün duyguları bir anda kayboldu. Şimdi susta, yarın bu kadın kapının kilidini değiştirir, duvar kâğıdı bile yeniden yapar!
Baba, yetişkin insansın. Git, bir ev kirala, dedi Elif, kolunu kurtararak. Her şey senin kendi hatan. Tek kalacaktın, ama gelip tanımadığım bir kadını buyur ettin, eşyalarımı kullandırdın, evimi mahvettin
Oh, boğazına dizilsin evin! diye araya girdi Şebnem. Hadi Oğuz, boşver. Onun gibi kız yetiştirdiğine pişman olmalı
Yarım saatlik toparlanmayla, mesele kapandı. Babası suskun, yaşlı bir adam gibi eğilmiş gitmişti. Elifin hafızasında onun son bakışı hep kaldı: adeta sokakta terkedilmiş, yağmur altında kalan bir köpek gibi. Ama Elif dayanıp hiçbir geri adım atmadı.
Onlar gidince ilk iş camları açtı; balık, sigara ve ucuz parfüm kokusunu kovmak için. Sonra bornoz, battaniye, Şebnemin dokunup bıraktığı ne varsa çöpe attı. Ertesi gün temizlikçi ve çilingir çağırdı. Başkasının dokunduğu eşyaya el sürmek içini bulandırıyordu. Özellikle Şebneme ait olanlara.
Dört gün geçti.
Şimdi Elifin evinde fazlalık yoktu. Yapay çiçek, kötü koku yoktu. Evet, eşiyle başka bir evde oturuyordu, ama bu evin varlığı ona hep huzur veriyordu.
Babasıyla hiç konuşmadı. Dördüncü gün, babası onu aradı.
Alo, dedi Elif, tereddütle.
Ne yaptın Elif babası alkolü sesiyle başladı. Rahat mısın? Şebnem gitti. Beni terk etti gitti
Aman ne şaşırtıcı, dedi Elif. Tahmin edeyim: evini görünce, astarı yüzünden değerli o işin zorluğunu anladı ve çekti gitti, değil mi?
Babası burnunu çekti.
Doğru Isıtıcı koydum. Şişme yatakta yatıyoruz. Şebnem üç gün dayanabildi Sonunda beni fakir ve yalancı diyerek evi terk etti, ablasının yanına gitti. Sadece zaman kaybettiğini söyleyip çıktı gitti Ama biz birbirimizi seviyorduk, Elif!
Ne sevgisi? Sen kendi rahatını, o da kendi konforunu düşünmüştü. İkiniz de hayal kırıklığına uğradınız.
Kısa bir sessizlik oldu. Babası konuşmayı bitirmemişti.
Kızım, burada yalnızım, kötü hissediyorum Geri dönebilir miyim? Söz, başka kimseyi getirmeyeceğim!
Elif başını eğdi. Babası harabe bir evde, tek başına oturuyordu. Ama o harabeyi kendi elleriyle yaratmıştı; önce annesine ihanet ederek, sonra Elifi kandırarak, sonra da Şebnemi aldatıp kendine yeni roller biçilmişti.
Elif babasına acıdı. Ama bu acıma, ikisinin hayatını zehirleyeceğini biliyordu.
Hayır baba. Seni tekrar eve alamam, dedi Elif. Düzgün ustalar bul, tamirat yaptır. Kendi yarattığın koşullarda yaşamayı öğren. Benim sana tek yardımımsa, iyi usta önerebilmek. Gerektiğinde ara.
Bunun ardından telefonu kapattı.
Acımasız mıydı? Belki. Ama Elif artık kimsenin, ne eşyasında ne ruhunda iz bırakmasını istemiyordu. Bazen temizlik yapmakla kirden kurtulamazsın; onu hayatına hiç sokmamak gerekir.
Hayatta bazen iyi niyetle kapıları açmak istersin; ama sınırlarını korumayı öğrenemezsen, huzurunu kaybedersin. Kapının anahtarı yalnız senin elinde olmalı.




