İbrahim Efendi Uyandı… Aslında gün iyi başlamıştı; 118 yaşına bastığında uyanabilmek zaten bir baş…

İstanbulda çok eski zamanlarda, Mehmet Efendi sabah gözlerini araladığında, gün aslında hiç fena başlamamıştı. 118 yaşına bastığında uyanmak bile başlı başına bir başarı sayılırdı.

Her sabahki gibi önce kendini yoklamaya koyulurdu: Sol gözünü açtıgayet iyi, ardından sağ gözünübiraz bulanık. Gözüne kolonya sürdü, damla damlattı, cam gibi oldu. Vücudunda bükülen ne varsa büküp, bükülmeyen yerlere biraz zeytinyağı sürdü. Ön, arka hareketler tamam, boynunu çevirdi, çıtırdayan kemiklerine kulak verdi. Her şey yerli yerindeyse, iki kere yere bastı, üç defa avuçlarını birbirine vurdu; yeni bir gün başlıyordu.

Saat sekizde, Sosyal Güvenlik Kurumundan aramaları artık iyice rutinleşmişti:
Gülay Hanım, günaydın, dedi, sesi hafif titrek ama keyifliydi.
Günaydın, Mehmet Bey, dedi Gülay Hanım kederli bir tonda, sağlığınız nasıl?
Şükür, bir şikâyetim yok, dedi Mehmet Efendi gülümseyerek.
Yazık Mehmet Bey, sizin yüzünüzden bu yıl beşinci uyarımı aldım! Bugün tam otuz yıl oldu, emekli sandığına geçtiğinizden beri ek ödenek almıyorsunuz!
Afedersiniz, duydum bu ay zam geliyormuş?
Evet, zam geldi sesi iyice mahzunlaştı, sanki dramatik bir tiyatro sahnesi siz, biriyle çalışıyor musunuz hâlâ bir yerlerde? deyiverdi şansını zorlayarak.
Yok Gülay Hanım, para bana fazlasıyla yetiyor Allaha şükür.
Ne yazık Size cümlesini tamamlamadan telefonu kapattı.

Dokuzda, Mehmet Efendi, kendisiyle yaşamayan ama kapının anahtarı bende diye evin yolunu şaşmayan torununun torunuyla kahvaltı yapardı. Genç adam içeri girer girmez ilk iş ölçü almak olurdu. Mutfak, banyo, hol; her tarafı ölçer, hesap kitap yapar, malzeme tutarı çıkarır, bir de oturur dolap çizerdi. Bugün ise mezura yoktu, unutmuştu.
Büfede vardır, dedi Mehmet Efendi, dedeninki kaldı ondan, hafif bir hüzünle gülümsedi ve çaydanlıktan taze demli çay koydu.
Genç adam derin bir iç çekişle dedesinin meşhur sahanda yumurtasına başladı.

Onda, Mehmet Efendi aşağıya, apartman girişine indi, bir sigara yaktı.
Aaa! Mehmet Ağa, yine mi sigara? Biliyor musun, sigara öldürür diyorlar, komşusu lafa dalarken karşısındaki elli yıl önce sigaraya başlayıp hâlâ ayakta olan ihtiyarı görünce sustu.
Biz bugün Ankaraya gideceğiz, dedi komşusu.
Ankarada ne işiniz var?
Metroya bineceğiz, Hacı Bayrama uğrayacağız, Anıtkabire bakarız diyoruz, moretada toprağa verilmeden.
Atatürkün mozolesine mi? Ne olacak, Atatürk yerinde duruyor.
Sen gördün mü hiç Anıtkabiri?
Tabii gördüm; bizim köye de gelmişti bir ara.
Kefende mi?
Yok, tren vagonunda.
Kaç yaşındasın sen Mehmet Ağa?
On sekizimi bitirdim, dedi Mehmet Efendi, sigarasının filtresini kemirerek.
Hadi canım!
Vallahi, ikinci defa reşit oldum ben.
O zaman yeni yaşın kutlu olsun!
Sağ olasın, dedi ve evine döndü.

On birde, bir GSM şirketinin genel müdürü aradı, uzun uzun ağladı, tarifesini değiştirmesini rica etti. Mehmet Efendi’nin kullandığı eski tarifeyi, sırf onun için yaşatıyorlardı; bugünkü parayla hesaplayınca neredeyse GSM şirketi ona para veriyordu.

Beşte, Mehmet Efendi marketteydi. Doğum gününe özel, yaşınız kadar indirim sunuluyordu. O da bir yaş pastası, bir kilo muz ve büyük ekran bir televizyon aldı. Üstüne kalan parayla taksi ve taşıma hizmeti çağırdı.

Yediye doğru adli tabiphaneden aradılar ve sonunda sigorta poliçesiyle terliklerini gelip almasını rica ettiler.

Sekizde misafirler geldi; Mehmet Efendi sofra kurdu, yeni televizyonu açtı, herkesin kadehini doldurdu. Herkes çekingen, pek fazla dilek temennisi yok, herkes yalnızca sırayla ayağa kalktı.

Onda, apartmanda başka yaşlılar var diye rahatsızlık şikâyetiyle polis kapıyı çaldı. Kapıyı bizzat açan Mehmet Efendi, memurları kısa bir şaşkınlığa uğrattı.

Gece yarısına yakın, yorgun argın misafirler dağılırken, Mehmet Efendi yatmaya hazırlanırken bir gülümsemeyle parmağındaki sihirli altın yüzüğü çıkarıp yastığın altına koydu. O yüzüğün içinde, çok sevdiği eşinin ölmeden önce hazırlattığı, minik harflerle yazılı bir cümle vardı: İkimiz için yaşa

Ve o da hakikaten tam da bunu yaptı.

Rate article
Lifequest
İbrahim Efendi Uyandı… Aslında gün iyi başlamıştı; 118 yaşına bastığında uyanabilmek zaten bir baş…