Tabii! Lütfen yeniden yazmamı istediğiniz başlığı paylaşır mısınız? Size daha özgün ve kültürümüze u…

Seçim

Meğerse Murat evli barklıymış diye iç çekti Sevda, parkta bir banka tünemiş, cebinde hastane sevkiyle oynayıp dururken. Yurttaki oda arkadaşları, onu gören herkes, yanında yakışıklı, mavi gözlü, karizmatik Muratı gördüklerinde Sevdaya hayranlıkla bakmıştı. Vay be, ne şanslı kız! diyenler eksik olmamıştı. Ama kıskanacak ne vardı ki!

Sevda, Muratın karısıyla ilk ve son karşılaşmasını düşündükçe ürperiyordu. Kadın onu fabrika girişinde pusuya düşürmüş, dersini vermişti.
Merhaba, galiba Sevdaydı adın? diye lafa girmişti kadın.
Siz kimsiniz? diye tedirgin bir bakış atmıştı Sevda, karşısında ince uzun, küllü sarı saçlı o kadını görünce.
Ben Ayşen, Muratın eşiyim.
Ne?!
Duyduğunu güzel duydun!
Yine bir saf kız, dedi Ayşen, sakin bir ses tonuyla Sizin gibiler bitmez, hep başkasının mutluluğunun peşindesiniz.
Ne demek şimdi bu?
Dinle bak güzelim deyip bir anda Sevdanın kolunu nazikçe tuttu kadın asıl sen kendine bak. Ben resmi karısım! Seni kocamla gören benim, hâlâ bana efeleniyorsun. Biraz utan, sıkıl Ama bunu ancak düzgün insanlar yapar, galiba senlik bir durum değil bu.
Senin gibilerden Muratta o kadar çok oldu ki, insanın parmakları yetmez saymaya. Evli adamla birlikte olmak, hiç utanmıyorsun tabii!
Adam erkek, avcı Sen onun hayatında bir serüven oldun sadece, geçip gidecek. Uzak dur Murattan.
Ha bu arada iki kızım var, aile fotoğrafı da göstereyim cebinden bir fotoğraf çıkarıp şaşkın Sevdaya gösterdi Bak işte! Aile saadeti Bu yaz Kuşadasında çekildi.
Ne sustun kaldın?
Siz ne istiyorsunuz benden? Kocanızı kendiniz idare edin.
İdare edeceğim merak etme! Adam yeni işe girdi, maaşı güzel Sen nereden çıktın başımıza! Güzel güzel bırak peşini. Ne vaatlerine inan, ne de umutlan. Murat boşanacak falan değil. Vaktini ziyan etme. Kaç yaşındasın sen? Otuz?
Yirmi beş! diye içi burkularak atıldı Sevda.
O daha da iyi. Önünde ömür var. Evlen, çocuk yap. Muratı bize bırak sen.
Sevda, Ayşeni daha fazla dinlemedi, adeta ayakları pamuk gibi hafifleşmişti; Muratın eşi ansızın gelip pembe hayallerini tuz buz etmiş, Sevdanın dünyasını altüst etmişti.
İhanet diye fısıldadı Sevda, yutkunurken boğazına kocaman bir yumru tıkandı, ama duygularını belli etmemek için kendini zor tuttu. İşyerinde dedikodu istemiyordu.

Akşam ise hiçbir şey olmamış gibi Murat elinde çiçeklerle kapıda bitiverdi. Gözleri şiş Sevda ise, Muratın Sonsuza dek seveceğim, eşimle aramız yok, kesin boşanacağım! gibi yeminlerine rağmen onu kapıdan çevirdi.
İki hafta Sevda zor toparlandı. Murat bir daha rahatsız etmedi. Gördüğünde bile gözlerini kaçırdı, yokmuş gibi davrandı.
Tabii dertler de yalnız gelmiyor insanın başına Sabah bulantısı ve baş dönmesini önce üzüntüye yoran Sevda, kısa süre sonra Muratla yaşanan ateşli, saf aşkının bir de sonucu olduğunu anladı.
Altı haftalık hamilesiniz, dedi doktor; adeta sevda için hüküm gibi
Sevda tek başına çocuk doğurmak istemiyordu. Çok korkmuştu. Sanki herkes her şeyi biliyor, ona kınayarak bakıyordu. Sevda sevdiğine fazlasıyla güvenmişti; ne yazık ki o adamı hiç tanımıyordu.
Murat evli olduğunu gizlemişti. Ne yapabilirdi ki? Tanışırken nüfus cüzdanı mı istemeliydi? Muratın parmağında yüzük yoktu ki! Zaten çoğu evli erkek yüzük de takmıyor.
Neden şüphelenmedi ki ofiste ilişkilerini gizli tutmak istediğini söyleyince?
O onu kandırdı, ama Sevda bilmeyince bu hafifletici olmadı. Üstelik fabrikada Ayşenin kıza geldiği, adım adım dedikodu konusu olmuştu.
Hamileyim dedi Sevda, mecburen öğle yemeğinde eski sevgilisine yaklaştı.
Parayı veririm, ama gerekeni yap dedi Murat, soğuk bir suratla.
Ertesi gün Murat istifasını vermiş, Sevdanın hayatından tamamen silinmişti.
Sevda, ne kadar korksa da, fazla zaman kaybetmemesi gerektiğini biliyordu. Doktorun tüm uyarılarına rağmen operasyon için sevk aldı.
Ve işte şimdi bankta oturmuş, elinde kağıdı sımsıkı tutarak dakikalardır kaybolmuş gibi.

Acelemiz mi var? dedi koyu takım elbiseli, elinde kırmızı krizantemlerle dolu dev buket olan bir genç, Sevdanın yanına otururken.
Efendim? Sevda bitik gözlerle baktı tanımadığı gence.
Saati gösterdim, biraz hızlı gidiyor sizinki, diyerek kolundaki altın renkli saate işaret etti.
Benim saat hep 10 dakika ileridedir. Ayar veririm toplar, nafile dedi Sevda umursamazca, gözlerini kaçırarak.
Bugün hava harika, tam bir pastırma yazı, değil mi? Annem çok sever bu mevsimi, Bir sonbahar günü doğru kararı verdim, hiç pişman olmadım, diye anlatır hep. Düşünebiliyor musunuz? şakacı komşusu daldan dala atladı, Annem bir harikadır! ve başparmağını gösterdi, Ona çok minnettarım ben.
Ya baban? Sevdanın ağzından döküldü istemsizce.
Babamı hiç anlatmaz, ben de sormam, belli ki onu hatırlamak bile acıtıyor
Ben yeni bir iş görüşmesinden geldim. Düşünebiliyor musun, on aday arasından beni seçtiler. Daha hiç iş tecrübem yok, hâlâ inanamıyorum
Güveni annem bana verdi
İlk maaşımla ne yapacağımı biliyorum ona Bodruma tatil alacağım. Annem hiç deniz görmedi.
Sen gördün mü?
Yok, dedi Sevda, karşısında oturan ve heyecandan parlayan genci şaşkınca izleyerek. Bordo kravatı gözüne çarptı.
Gencin yüzü mutluluktan ışıldıyordu.
Annemin hediyesi gururla eliyle dokundu kravata, bakışının farkına varmıştı kızın.
Çok dırdırcı oldum belki, ama sevincimi biriyle paylaşmak istedim; sen çok hüzünlüsün
Dedim ki içimden, biriyle konuşmaya ihtiyacı var bunun. Sıkıldın mı benden?
Sevda hafifçe başını salladı, hayıflanmadı. Bu adam ilginç bir şekilde içindeki kasvetli düşüncelerin arasına ökçesini dayadı. Hem annesine olan hayranlığı takdire şayandı.
“Vay be, ne güzel anne sevgisi,” diye düşündü, genci hayran hayran izleyerek, “Ne şanslı bir kadın Keşke benim de böyle oğlum olsa!”
Neyse, kalkayım. Annem bekler, meraklanır Sen saatin konusunda acele etme!
Ne dediniz?
Saatini acele ettirme, dedim gülümsedi genç.
Ha Sevda da hafifçe gülümsedi.
Genç birkaç dakika sonra gözden kayboldu. Sevda ise, az önce sımsıkı tuttuğu hastane kağıdını çıkardı, usulca yırtıp minik parçalara ayırdı.
Sonra da uzun bir süre öylece oturdu; ciğerlerine sonbahar güneşini çekerek huzurla doldu.
Kendini yalnız hissetmedi. O kadın tek başına harika bir çocuk yetiştirmiş, Sevda da adını bile öğrenmediği bu gencin bir şekilde kendine ne kadar yakın olduğunu hissetmişti.
Artık bir karara varmıştı.

*** Yirmi üç yıl sonra… ***

Anne, geç kalıyorum! Aynanın önünde Betim, annesi dün aldığı bordo kravatını heyecanla bağrına basarken, iş görüşmesi için hazırlanıyordu.
Bırak kravatı falan
O bana güven veriyor, inan, her şey yolunda olacak. Seni mutlaka alacaklar!
Sevda kravattan geri çekilip oğluna hayran bir bakış attı.
İçimde garip bir heyecan var, ya rezil olursam?
O iş senin. Rahat ol, soruları net yanıtla, yüzünden gülümsemeyi eksik etme, sen harikasın!
Tamam anne Betim yanağından öptü annesini, aceleyle evden çıktı.
Sevda, camdan bakarken, hayatındaki en değerli varlığının neşeyle durağa doğru yürüyüşünü izledi.
Bir anda içinden bir elektrik geçti; sanki bunu çoktan yaşamıştı
Yirmi küsur yıl önce, o parkta karşılaştığı çocuk
Betimin takım elbisel halini görünce o anı anımsadı
Meğer unuttuğunu sandığı o an, bugün tekrar hafızasında canlanmıştı.
Nasıl oldu da, zamanında kendi gözleriyle görmek istemediği kader, ona yolu göstermişti. Kim bilir, belki o gün yanlış bir seçim yapsaydı, bugün Betimi göremeyecekti.
Oysa şimdi her şey yoluna girmişti
Öğleden sonra Betim elinde dev bir kırmızı krizantem demetiyle geldi; kravata uygun! Ve firmanın onu işe aldığını müjdeledi.
Bir de annesine, Anne biz o denizi göreceğiz! Seninle gideceğiz! diye söz verdi.
Artık annesi için dağları deler, nehirleri tersine akıtırdı. İşte Sevdanın oğlu böyleydi.
Ne zor zamanlar yaşasalar da, en ufacık dertte oğlunun kokusuna gömülüp nefes aldı Sevda.
Hepsine göğüs gerdi, hiç vazgeçmedi.
Sevda, o gün verdiği karardan bir an olsun pişmanlık duymadı.
Demek ki bazı seçimler böylesine değerliymiş!

Rate article
Lifequest
Tabii! Lütfen yeniden yazmamı istediğiniz başlığı paylaşır mısınız? Size daha özgün ve kültürümüze u…