O ay meşhur Mart var ya…
Mart dediğin sadece bir ay değil, resmen akıl sağlığına genel bir test gibi geliyor insana.
Hele ki aşkın, dışarıdaki hava gibi çılgın: bazen bahar, bazen dünyanın sonu, bazen de tüm İstanbul’u griye boyamış biri gibi.
…Okan’la Şirinin aşkı tam da Martta başladı işte, her şeyin sebebi de bu aslında.
Başka çiftler sakura çiçeği yağmuru altında tanışırken, bizimkiler Okanın Şirini yanlışlıkla koca bir su birikintisiyle ıslatmasıyla buluştu.
Şirin ise ağlayacağına, Okanın arabanın camına ustaca erimiş bir kar topu fırlattı, Okana göre içinde taş vardı, o derece.
Bu tam olarak “ilk seken aşktı”.
Mart ayı, onların yaşadığı şehirde romantizmin sokaklara lastik çizmelerle çıktığı zamandı.
Bir dolaşalım mı?
diye Okan elinde telefon, fısıldadı.
Benim kayığım yok ki, diye Şirin çok mantıklı bir cevap verdi.
Seni sırtımda taşırım, dedi Okan.
Onların buluşmaları özel harekatın bataklık eğitimi gibiydi.
Okan Şirini kahramanca sırtında taşıyordu erimiş kar göletlerinden, Şirin ise üzerine uçmaya çalışan şemsiyeyi Okanın başında tutuyordu, şemsiye adeta Edirneye doğru uçmak istiyordu, diretmiş umutlarıyla beraber.
Aslında, dedi Okan sağ botunu suya batırıp çıkarırken, aşkın büyüklüğü tam da budur.
Biz şu an parkın ördekleri gibiyiz.
Ördekler zaten ekimde sıcak yerlere göç etti Okan.
Biz daha çok Antarktika’ya giden iki beceriksiz penguine benziyoruz şu anda.
Onların tuhaf aşkı detaylarda belli oluyordu.
Mart ayında gerçek aşk, şampanya kadehinde yüzüp duran bir buz parçası değil, son kalan Theraflu tabletini ikiye bölüp paylaşmaktı.
Al bu sana, dedi Okan, sarı tozun yarısını gururla Şirine uzatırken.
İçim yanıyor ama veriyorum.
Üzerinde kediden tüy var, neden?
O bağışıklık için ek malzeme, dedi Okan.
Şirin, Okana o süslü ponponlu beresi, kırmızı burnu ve deli gözleriyle bakarken anladı: işte, tam da bu.
Evrende bir hata olmuş; iki insanı birleştirmiş, ikisi de ateşler içinde gülüp durabiliyor ki erkeklerde ateş zaten ölümün habercisi hani.
…En romantik an ayın sonunda geldi işte.
Güneş nihayet açtı; kışın sakladığı ne varsa ortaya serdi.
Şehir, sanki belediye işçilerinin ayaklanmasına dekor olmuş gibiydi.
İkisi köprünün üstünde duruyordu.
Rüzgar resmen Okan’ın montunu söküp almak istiyordu.
Şirin, dedi Okan, baharın uğultusunu aşmaya çalışarak, ben sana bir şey söyleyeceğim Sen benim için ilk kardelen gibisin!
O kadar soluk ve çöpler arasından fırlamış mı, diye Şirin, atkısını düzeltirken sordu; o atkı dört defa kafasına dolanmıştı.
Okan duraksadı.
Hayır.
Bence sen dayanıklısın.
Şu Marta rağmen, hala yanımdasın.
Hem de ben telefonunu erimiş kar yığınına düşürdükten sonra, ki o su birikintisiymiş.
Şirin ona baktı, tam o sırada bir tramvay gitti ve Şirin hapşırdı, sonra ikisi birden güldü.
Pekala, kahraman kardelen.
Eve gidelim.
Bir kilo limon aldım, bir de sıcak şarap tarifine baktım.
Bu Pazar hayatta kalırsak, bu aşkı tescilli kültürel miras ilan edeceğim.
Sokakta, kaldırımda buz kütlelerinden kaçarken yürüdüler.
Aşkları çok derindi tam diz hizasında, çünkü apartmanlarının girişinde o kadar su vardı.
Ama ne gam!
Mart ayında önemli olan, botlarının temizliği değil; yanındakinin elini ne kadar sıkı tuttuğun, ikiniz birden kaçınılmaz Nisana kayarken…
…Bir yıl geçti.
Yeni bir o Mart geldi.
Şehir, üç kuruşluk bütçeyle çekilmiş Su Dünyası filmi dekoruna dönmüştü yine.
Okan ve Şirin, gece boyunca tüm apartman bahçesini ele geçirmiş dev bir su birikintisi önünde duruyordu.
Komşular kenarda sıkışıp, buz kenarından yürüyerek kurtulmaya çalışıyor; yaşlı bir amca umutsuzca gökyüzüne bakıyor, belki bir helikopter, belki bir güvercin gelir diye.
Okan, dedi Şirin, yeni beyaz spor ayakkabılarına bakarken; ki onları mart optimizmiyle almıştı.
Biz büyüdük sonuçta.
Evin kredisi var, iş var, yıllık rapor var.
Sırf…
Tabii ki yaparız, diye Okan cümlesini yarıda kesip, sihirbaz gibi arkasından çıkardığı sarı ördek desenli lastik çizmeleri gösterdi.
Senin numara, dün aldım.
Şirin derin bir nefes aldı.
İşte “derin aşk”; yalnızca ayak numarasını değil, insanın hayata ne kadar gırgır yaklaşabileceğini de bilmek.
…Beş dakika sonra, loden tam ortasında duruyorlardı.
Su şapır şapır, güneş lekelere vurup parlıyordu, yoldan geçenler onlara çok iyi kalpli ama biraz tuhaf tipler gibi bakıyordu.
Biliyor musun, Şirin zıpladı, komşunun vizon şapkasına su sıçrattı, baharı en iyi böyle başlatıyorsun!
Bu bir Sarı Ördek kodu, dedi Okan ciddi ciddi.
Kainat bizi suya batırmaya çalıştı ama bizde su geçirmez topuklar var!
O karmaşık mart gününde, ikisi de uyumsuz, sırılsıklam ama tam bir uyum içinde.
Tuhaf aşkları, yalnızca çamurda dibini görebilenlerin anlayacağı cinsten.
Okan Şirini sarıldı, güneş öyle bir vurdu ki montlarından buhar çıktı.
Yanıyoruz galiba, dedi Şirin.
Yok, dedi Okan gülümseyerek.
Nihayet uygun sıcaklığa geldik.
O Martın sonunda şu gerçeği fark ettiler: Hayat sana su birikintileri yolluyorsa, en renkli çizmeyi alacaksın ve içine atlayıp dans etmeyi öğreneceksin…
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



