Ben Daha İyisini Bilirim – Neler oluyor yine, – dedi Demir, yorgun bir şekilde çömelip kızının yana…

Yeter artık… Murat diz çökmüş, dört yaşındaki kızı’nın yanaklarındaki pembe lekeleri inceliyordu. Yine aynı sorun

Küçük Zeynep odanın ortasında, sabırlı ve yaşına hiç yakışmayan bir ciddiyetle dikiliyordu. Alışmıştı artık bu kontroller, endişeli anne-baba yüzleri, bitmeyen merhemler ve ilaçlara.

Selma yanaşıp kocasının yanında oturdu; parmaklarıyla kızının yüzüne düşen bir tutam saçı nazikçe geriye aldı.

Bu ilaçların hiçbiri işe yaramıyor. Hiç. Sanki su içiriyoruz. Hastanedeki doktorlar da Allah bilir kimler! Üçüncü defa tedavi değiştirdiler, yine bir fayda yok.

Murat ayağa kalkıp burnunu ovuşturdu. Dışarıda hava kapalı, gün yine gri başlıyordu; aynen dünkü gibi. Hemen hazırlandılar Zeynep’e kalın bir mont giydirip, yarım saat sonra Murat’ın annesinin evindeydiler.

Aysel Hanım sıkıntıyla inledi, başını salladı ve torununun sırtını okşadı.

Bu yaşta bu kadar çok ilaç… Çocuğun bünyesine yazık! Zeynep’i kucağına aldı, kız hemen ona sokuldu. Görmeye dayanamıyorum.

Vermesek olur, diyerek Selma kollarını birbirine sardı, koltuğun ucunda öylece oturdu. Ama alerji dinmiyor. Her şeyi kaldırdık. Tamamen. Sadece temel gıdalar yiyor yine de döküntü oluyor.

Doktorlar ne diyor?

Hiçbir şey. Somut bir şey yok. Tahlil, test Sonuç? Elini salladı Selma. Sonuç bu işte; lekeler yanakta

Aysel Hanım iç çekip Zeynepin yakasını düzeltti.

Umuyorum ki zamanla geçer. Çocuklarda oluyor ya bazen, büyüyünce düzeliyor. Ama şu an gönül rahatlatacak bir şey söyleyemem.

Murat kızına sessizce baktı. Küçücük, zayıf. Upuzun kirpikleri, kocaman dikkatli gözleri. Kafasını okşadığında, aklına çocukluğu geldi hafta sonları mutfaktan annesinin yaptığı poğaçaları çalmak, şekerli lokum için dilenmek, direkt kavanozdan reçel yemek… Ama kızı? Haşlanmış sebze, haşlanmış et, su Ne meyve, ne şekerli şeyler, ne de çocukların hak ettiği yiyecekler. Dört yaşında, hastalardan daha katı bir diyetle…

Ne çıkaracağımızı şaşırdık, dedi sessizce. Zaten yiyebileceği bir şey kalmadı.

Eve dönerken arabada kimse konuşmadı. Zeynep arkada hafifçe dalmıştı; Murat aynadan sık sık onu kontrol etti. Rahatça uyuyordu, en azından kaşınmıyordu.

Annem aradı, dedi Selma arabanın içinde. Gelecek hafta sonu Zeynepi götürmemizi istedi. Kukla tiyatrosuna davet edecekmiş.

Tiyatro mu? Murat vites değiştirdi. Güzel olur; dağılsın biraz.

Aynı düşündüm. Değişiklik iyi gelir.

…Cumartesi sabahı Murat kayınvalidesinin evinin önüne arabayı çekti, Zeynepi koltuktan çıkardı. Kız uykulu uykulu gözlerini kırpıştırıyor, iki avucuyla gözlerini ovuşturuyordu erken kalkar kalkmaz uykusu açılmamıştı. Murat kucağına aldı, minik kız hemen boynuna sarıldı, sıcak, hafif adeta bir serçe gibi.

Fatma Hanım renkli sabahlığıyla kapıda belirip kolunu öyle bir salladı ki, sanki torununu değil de bir gemi kazasından kurtulanı görmüş gibi…

Ay canım yavrum, güneş parçam! Zeynepi kucaklayıp doyasıya bağrına bastı. Nasıl da solgun ve zayıf olmuşsun! Şu diyetlerle çocuğu mahvettiniz, çocuk elden gitti!

Murat ellerini cebine sokup içinden büyüyen öfkesini bastırmaya çalıştı. Her seferinde aynı

Hepsi onun iyiliği için. Keyfimizden yapmıyoruz, sen de bilirsin.

Ne iyiliği! Fatma Hanım dudaklarını büzdü, torununa öyle baktı ki, kız sanki savaş kampından yeni çıkmış gibi. Etten kemikten başka bir şey kalmamış. Bırakın da çocuk büyüsün, aç mı bırakıyorsunuz?

Fatma Hanım Zeynepi aldı, arkasına bile bakmadan içeri girdi, kapı hafifçe kapandı. Murat öylece bahçede kaldı. İçinde bir yerinde bir şüphe bir his oluştu, ama yakalayamadı; sabah sisi gibi kaçtı gitti. Alnını ovaladı, bahçede bir dakika daha durdu, sessizliği dinledi. Sonra omuz silkerek arabasına yöneldi.

Çocuksuz hafta sonu… Neredeyse unutmuş gibi, garip bir his. Cumartesi Selma ile alışveriş merkezine gidip haftalık alışverişi yaptılar.

Evde ise üç saat boyunca banyodaki bozuk muslukla uğraştı; ikinci aydır damlatıyordu. Selma dolabı karıştırıp kullanmadıkları eski eşyaları poşetlere doldurdu; atacak. Her zamanki ev işleri… Ama çocuk sesi olmayınca ev fazla büyük, fazla sessiz geliyordu.

Akşam pizza söylediler mozerellalı, fesleğenli, Zeynepin yiyemediği… Bir de kırmızı şarap açtılar. Mutfakta oturup uzun zaman sonra ilk defa sohbet ettiler; iş, tatil planı, sürekli ertelenen tadilat…

Ne güzel dedi birden Selma, sonra sustu, dudağını ısırdı. Yani… anladın sen. Sadece sessiz. Huzurlu.

Anladım, Murat elini Selma’nın üzerine koydu. Ben de özlüyorum. Ama azıcık da olsun dinlenmek iyi geldi.

Pazar akşamı Zeynepi almaya gitti. Güneş batıyordu, turuncu bir ışık her yere yayıldı. Kayınvalidenin evi bahçenin arkasında, yaşlı elma ağaçlarının gölgesinde, akşam güneşinde oldukça sıcak görünüyordu.

Murat arabadan inip kapıyı ittirdi menteşe gıcırdadı ve adımlarının ortasında kala kaldı.

Küçük kızı kapıda oturuyordu. Yanına, basamakta Fatma Hanım gelmiş, torununa en mutlu haliyle eğilmişti. Elinde büyük, altın sarısı, yağlı bir börek vardı. Ve Zeynep onu yiyordu. Yanakları kirlenmiş, çenesinde kırıntılar, gözlerinde uzun zamandır görmediği parlak bir mutluluk.

Murat birkaç saniye öylece kaldı, baktı. Sonra göğsünden gururla öfke sıcak bir dalga gibi yükseldi.

Bir anda yanlarına koşup böreği Fatma Hanım’ın elinden kaptı.

Bu ne böyle!?

Fatma Hanım irkildi, geri çekildi. Kırmızıya boyanan yüzü neredeyse saçlarına kadar kızardı.

Ellerini sallayarak oğlunun öfkesine karşı kendini savundu,

O kadar küçük bir parça! Bunda ne var ki, börekten bir lokmacık…

Murat dinlemedi. Zeynepi kucaklayıp arabaya götürdü küçük kız korkuyla sessizleşip ceketine sarıldı koltuğa oturttu, kemerlerini taktı. Elleri titriyordu. Zeynep ona yuvarlak gözlerle bakıyor, dudaklarını büzmüş ağlayacak gibi.

Tamam canım… Her şey iyi, kuşum, başını okşadı, mümkün olduğunca sakin konuşmaya çalıştı. Burada biraz bekle, baba hemen gelecek.

Kapıyı kapayıp eve yöneldi. Fatma Hanım hâlâ kapıda, sabahlığının ucunu dürtüp, yüzü leke leke olmuş

Murat, anlamıyorsun…
Ben mi anlamıyorum?! iki adım mesafeden durdu, patladı. Altı ay! Altı ay boyunca kızımıza ne oluyor anlamadık! Hastane, tahliller, alerji testleri sen biliyor musun ne kadar masraf ettik? Ne kadar endişe, ne uykusuz gece?

Fatma Hanım tavana doğru geri geri gitti.

Ben iyiliği için…

Nasıl iyilik?! Murat yaklaştı. Sadece su, haşlanmış tavukla besledik! Her şeyi kaldırdık! Sen ise gizlice yağlı börek yediriyorsun!

Bağışıklık kazandırıyordum! birden cesaretlendi Fatma Hanım. Az az veriyordum, alışsın diye. Biraz daha devam etseydik, bende her şeyi aşardı! Ben iyi bilirim, üç çocuk büyüttüm!

Murat ona bakıyor ve tanıyamıyor gibiydi. Bunca yıl, Selma’nın hatırına, aile huzuruna tahammül ettiği kadın bildiğin çocuğuna zarar vermiş. Bilimden daha bilgili olduğunu sanıyor.

Üç çocuk… Murat yavaşça tekrarladı, Fatma Hanım solgunlaştı. Tamam da, her çocuk farklı. Zeynep senin değil, benim kızım. Ve onu bir daha göremeyeceksin.

Ne?! merdivene tutundu Fatma Hanım. Buna hakkın yok!

Var.

Murat dönüp arabaya gitti. Arkasından bağırmalar duydu. Ama hiç geri dönmedi. Direksiyona geçti, motoru çalıştırdı. Dikiz aynasında Fatma Hanım’ın bahçeye fırladığını, el salladığını gördü. Gaza bastı.

Evde, Selma onları kapıda karşıladı. Muratın yüzünü, Zeynepin ağlamaklı halini görünce her şeyi anladı.

Ne oldu?

Murat anlatıverdi. Kısa, kuru. Duyguları çoktan kapıda boşaltmıştı. Selma sessizce dinledi, yüzü sertleşti. Sonunda telefonu aldı.

Anne. Evet, biliyorum… Bunu nasıl yaptın?!

Murat Zeynepi banyoya götürdü; börek ve gözyaşı izlerini yıkadı. Bir yandan kapıdan Selmanın sesi geliyor öfkesiyle annesinin üstüne gidiyor, bugüne kadar hiç duymamıştı. Sonunda kesin kararla: Alerji düzelmedikçe Zeynepi göremeyeceksin.

İki ay geçti…

Artık her pazar Aysel Hanımın evinde aile yemeği gelenek oldu. Bugün masada bol kremli, çilekli bir yaş pasta vardı. Zeynep koskoca kaşıkla pastayı yiyordu, yüzü krem içinde. Yanaklarında tek bir leke yoktu.

Kim derdi ki, Aysel Hanım başını salladı. Ayçiçek yağı! Ne nadir bir alerji…

Doktor dedi ki, bin kişiden birinde olurmuş, Selma ekmeğe tereyağ sürdü. Tamamen ayçiçek yağını kesip zeytinyağına geçince, iki haftada döküntü bitti.

Murat, kızı Zeynepe gülümseyerek doyamadan bakıyordu. Pembe yanaklar, parlak gözler, burnunda pastacı kremi Nihayet normal şekilde yemek yiyen, mutlu bir çocuk. Pasta, kurabiye sadece ayçiçek yağı olmayan her şey… Meğerse neler yiyebiliyormuş!

Kayınvalide ile ilişki ise buz gibi. Fatma Hanım arıyor, ağlayıp özür diliyor. Selma kısa, kuru cevaplar veriyor. Murat ise hiç konuşmuyor.

Zeynep tekrar pastaya uzandı. Aysel Hanım tabakla onu daha da yaklaştırdı.

Ye doya doya yavrum, sağlıklı ol!

Murat sandalyesine yaslandı. Dışarıda yağmur dövüyor ama evde sıcacık, mis gibi kurabiye kokusu var. Kızı artık iyi. Gerisi o kadar da önemli değil.

Rate article
Lifequest
Ben Daha İyisini Bilirim – Neler oluyor yine, – dedi Demir, yorgun bir şekilde çömelip kızının yana…