Kara Dul Güzel ve akıllı Lila, üniversitenin gazetecilik bölümünden mezun olmadan kısa bir süre önc…

Kara Dul

Güzel ve akıllı Ayşen, üniversitede gazetecilik bölümünden mezun olmadan hemen önce, kendinden oldukça büyük olan Vedatla tanıştı. Elbette ilk olarak ince ve zarif Ayşene gözünü diken Vedat Bey olmuştu; Vedat Sarıgül. Şehirde tanınan bir isimdi, şehirde sıkça dinlenen, beğenilen şarkıların sözlerini yazardı.

Vedat herkesin yakından tanıdığı bir insandı, yerel televizyonda neredeyse herkesle dosttu. Bu yüzden Ayşenin mezun olduktan sonra kendi programında sunucu olmasını ayarlamakta hiç zorlanmadı. Çok geçmeden Ayşenin ilk programı İçten Sohbetler adıyla yayınlandı. Şehirde tanınan bir psikoloğu ve birkaç kişiyi daha konuk etti. Programda izleyicilerden gelen sorular ve hayatın içinden örnekler işlendi.

Aferin Ayşen, dedi Vedat programı izledikten sonra, bunu mutlaka kutlamalıyız.

Vedat Sarıgül kırk beş yaşında, üç kez evlenmişti. Fakat bitmek bilmeyen enerjisi, dostları, çevresi, hiçbiri aile yaşantısına uygun değildi. Sanatçı bir adamdı; şarkı yazıyor, kendini neredeyse ülkenin en iyi bestecisi sayıyordu. Sık sık restoranlara, kafelere, hamamlara takılırdı. Herkesle iyi geçinir, bolca içki içerdi.

Zaman böylece geçti. Ayşen şehirde çok popüler oldu, Vedatla evlendi, programı şehirde birçok kişinin favorisi haline geldi. Her zaman şık ve zarif giyinir, saygılı ve güler yüzlü davranırdı. Onun için televizyonun güzeli derlerdi; içinde şeytani hiçbir yan yoktu. Ama evlendiği adamın doğru insan olmadığını bir süre sonra anladı; kocası neredeyse hep sarhoştu.

Vedat, kendini fazla kasma, dedi bir gece arkadaşı Samet, bu kız seni parmağında oynatır bak, Vedat sarhoşken Ayşeni küçümsemeye kalkınca.

Yok Samet, zaten ben hiç akıllı eş seçmedim, her zaman kendini üstün görür, o anda eşinin yanağını hafifçe sıktı; bir kafedeydiler.

Vedat Ayşenin ilgisini çekmek için uğraşırken son derece kibar ve zarifti. Çiçekler, hediyeler, Ayşene ithaf ettiği iki şarkı… Dikkatle dinliyor, ne söylese ilgisini gösteriyordu. Fakat evlendiklerinde bu ilgi kısa sürede yok oldu. Karısına gösterdiği özen, evin kedisine gösterdiğinden fazla değildi; bağırır, azarlardı.

Ben ne kadar da safmışım, o sayede yıldız olacağımı sanmıştım, diye düşünürdü Ayşen.

Ama her şey beklediği gibi gelişmedi. Üniversitede Fransızca öğrenmişti, tabii seyahat için çok faydalı değildi. Vedat sürekli başının etini şu sözlerle yiyordu:

İngilizce öğren. Yoksa yurtdışında köylü gibi dolaşıyorsun. Spor salonuna gitmek de gereksiz, ona vakit ayırıyorsun ama İngilizceyle ilgilenmeye vakit bulamıyorsun.

Ayşen bu laf üzerine, sadece inadına, İngilizce öğrenmeyi reddetti. Fakat bir gün Samet, şehirde kültürlü, okumuş bir adam, evlerinde yemek sırasında şöyle dedi:

İddialı bir kadın için İngilizce bilmek, yüksek topuklu ayakkabı giymek kadar doğaldır, dedi. Ertesi gün Ayşen, iyi bir öğretmen bulup kursa yazıldı.

Samet, karıma ne yaptın! Ders kitapları aldı, sürekli ders çalışıyor, arabada müzik yerine İngilizce sesleri yankılanıyor, diye güldü Vedat.

Vedat Sarıgülün dedesinden miras kalan büyük bir dairede yaşıyorlardı. Yanlarında kırk üç yaşında, yalnız bir kadın olan ev yardımcıları vardı; Zeynep. Kıskanç ve aksi ama bunu profesyonelce gizlerdi. Eve dair hiçbir şeyi Zeynepten saklamanın bir anlamı yoktu, tüm günleri orada geçirip evdeki yaşantıyı yakından izlerdi.

Bir sabah Ayşen uyanınca kocası yine yanında yoktu; yine çalışma odasında, kanepede, sarhoş halde kalmıştı. Mutfakta Zeynep elinde boş bir rakı şişesiyle dikilmişti:

Dün akşam doluydu bu, ona sabah ne vereceğiz?

Şalgam suyu, diye homurdandı Ayşen, duşa yöneldi.

Vedatla yedi yıllık evliliklerinde çocukları olmadı, Vedatın ilk eşinden bir oğlu vardı zaten; Ayşen de kariyerini düşünüyordu. Erkek çocuk büyütme fikri ona da pek cazip gelmemeye başlamıştı. Kahvaltıdan sonra, Ayşen Zeynepi kocasının odasına gönderdi. Vedat yüzükoyun yatıyordu, yastığında kızıl bir leke vardı.

Ayşen hanım, diye seslendi Zeynep, ambulans çağırmamız gerek!

Ne oldu?

Bilmiyorum.

On beş dakika sonra, Ayşen kocasıyla ambulansla hastaneye gidiyordu. Vedat hemen acil servisten yoğun bakıma alındı. Doktorlar kısa sürede gelen tanıyı söyledi:

Her şey çok karmaşık. Şu an bir şey vaat edemiyoruz.

O akşam telefonda Ayşene haber verdiler:

Eşiniz vefat etti.

İnanamıyorum, dedi yıkılmış bir sesle. Daha yaşlı bile değildi. Cenaze görkemli oldu. Samet, dostu, organizasyonu üstlendi, kalabalık bir cemaat oldu, Vedat şehirde herkes tarafından bilinirdi. Mevlitte Samet bir konuşma yaptı:

Artık üzülmeyelim. Vedat dolu dolu bir hayat yaşadı, nihayet dinlenmeye hakkı var; şimdi özgür ve huzurlu.

Her şeyi vardı, Ayşen kısık sesler duyar gibi oldu.

Ayşen uzun zaman alışamadı, Vedat yoktu artık. Ev buz gibi sessiz ve kasvetli. Zeynep, merak dolu gözlerle bekler; Ayşenin ne karar vereceği belirsizdi; işten mi çıkaracak, devam mı edecek? İş arkadaşları ise kendi aralarında şöyle konuşuyordu:

Ayşen, üzülme; hem gençsin hem zenginsin. Eşinden kalan iki ciddi banka hesabını Vedatın oğluyla paylaştılar, ama Ayşenin kendi gelirleri de iyiydi. Tanıdıklarla görüşmeye çalışıyordu, yalnız kalmak istemiyor, bazen yakındaki kafeye uğruyordu.

Bir gün, yeni bir program çekiminden sonra yakındaki kafeye gitti. Dalgın dalgın, kadehindeki İspanyol şarabından minik yudumlar aldı. Güçlü yapılı bir adam masasına yaklaştı, gülümseyerek, kibarca oturmak istedi.

Oturabilir miyim? diye sordu. Ayşen başıyla onayladı. İsmet, diyerek tanıştı; sohbet başladı. Güzelliğine laf etti, yalnız olmaması gerektiğini söyledi.

Bazen insan üzgün oluyor, dedi Ayşen.

İsmet kırklı yaşlarda, iri yapılı, kumral ve yüz hatları kaba, adeta bir oyuncak ayıya benziyordu; bu benzetme Ayşeni çok güldürdü.

Size bir tatlı ısmarlayayım, içki, kokteyl, ne isterseniz?

Sadece tatlı alayım, teşekkürler, dedi; tatlıya düşkün değildi.

İsmet biçimsiz ama sempatik, muhabbeti kuvvetli, espri yapmayı bilen bir adamdı; Ayşeni hemen etkiledi, kahkahalara boğuldu. Gece sonunda evine kadar eşlik etti, ertesi için buluşmaya sözleştiler.

Ertesi sabah Zeynepe haber verdi:

Artık yardımcılığını istemiyorum, kendi kendime yeterim.

Ayşencim, yıllardır ekmek yedim bu evden, beni nasıl kapı önüne koyarsın? Nereye gideyim şimdi?

Başkasında iş bulursun, bir aile bulursun, ya da gece bekçisi olursun.

Kapı dışarı ediyorsun beni, ağladı Zeynep, ben size alışmıştım, ailem gibi oldunuz, Vedatı bir anda kaybettim, şimdi sen de beni…

Ayşen düşündü:

Ev işlerinden kurtuldum, cam silmek, tuvalet temizlemek yok, içinden geçirdi.

Yardımcıya baktı, gözleri yaş içindeydi.

Tamam, gelmeye devam et, çalışmaya devam edebilirsin, dediğinde Zeynep çok sevindi, Ayşenin yanağını öptü mutlu mutlu.

Sizleri Vedatla evlat gibi sevdim, sizler bana aile oldunuz; Vedatı kaybettim, sen de kapı önüne koymak istiyorsun.

Bundan sonra hayatına İsmet (Ayşen ona tatlı tatlı “Kuşum İsmet” derdi) sık sık misafir olurdu. Ayşen üç ay sonra İsmetle evlendi; düğünü mütevazı tuttu. Balayı için İsmet Ayşeni Maldivlere götürdü; işadamıydı, rahatça ödedi gezinin masrafını.

Ayşen, Vedatla olan tatiller gibi sıradan bir şey bekliyordu; nispeten iyi otel, tipik turist eğlenceleri, doğrudan uçuş… Fakat oyuncak ayısının tatil anlayışı farklıymış; birinci sınıfta uçtular, havaalanında VİP gibi karşıladılar; havai fişekler, kokteyller, geleneksel danslar…

Kaldıkları villa dört odalı, iki banyo, avluda havuz, özel plajı olan harika bir yerdi.

Allah Allah, benim ayıcık ne kadar ödedi acaba? diye geçirdi içinden Ayşen.

Asla para durumu ile ilgilenmezdi, İsmetin rahat bir maddi durumu olduğunu bilirdi. İsmet çok nazik, sevecen ve düşünceliydi; Ayşeni sürekli kontrol eder, sabahları mutlaka iyi bir kahvaltı yaptırırdı.

Vedat bana hep ukalalık yapar, hor görür, kendini üstün görür ve beni kendi seviyesine çekmek isterdi. İsmet ise hiçbir güzelliğe sahip olmasa da kendinden çok bana adanmış; hep dinlemeye hazır, tam aradığım gibi, diye düşünürdü Ayşen.

Zeynep de yeni gelini övüp büyük bahçeli eve taşındığı için sevinirdi. Ancak Ayşen için tatsız bir sürpriz olmuştu; bir gün kocasının insülin enjekte ettiğini gördü.

Ne yapıyorsun? diye sordu endişeyle.

Sadece diyabetim var, insülin yapıyorum, korkma, gayet iyi yaşıyorum.

Maldivlerde güneşlenirken tembel tembel düşündü:

Gerçekten ben şanslıyım galiba?

Lüks tatilin tadını çıkardı fakat yanında bir spor hocası değil de kilolu, beceriksiz bir adam olmasına üzüldü.

Şu ayıcığı diyete sokup spora başlatmalı.

Konuyu açtı, ama İsmet hüzünle karşılık verdi:

Tabii spor yaparım sen isteyince, ama metabolizmam bozuk; Apollo gibi kaslı olamam. Tip-1 diyabet hastasıyım.

Anladım, gerek yok, dedi Ayşen.

Tatilden sonra işine döndü. Sıklıkla hüzünlenir, düşüncelere dalardı. Ben hiç gerçek aşkı yaşayamadım mı? Kocama hiç aşık değilim. Tutku, coşku nedir, onu merak ediyorum. Gece yanımda kaslı bir adam yerine yine ayıcık var. İşte arkadaşları dalga geçerdi:

Ayşen, hâlâ ayıcığını aldatmıyor musun, yoksa gerçekten o kadar ahlaklı mısın?

Ama öyle değildi; sadece iyi kalpli kocasını üzmek istemezdi. Bir yılbaşı kutlamasında Ayşen epey sarhoş oldu, iş arkadaşı Kerem, yakın dostu Ardayı çağırdı, evine bırakmak için.

Ayşen, istersen seni de bırakabiliriz, dedi Kerem, Ayşen kabul etti.

Arda, Ayşeni arabaya oturttu:

Kerem, sen nasıl tanıştırmazsın böylesine güzel biriyle, diye şakalaştı. Ayşen nefesini tutmuş hayran hayran bakıyordu ona.

Arda, pahalı arabasıyla gözlerini Ayşenden ayırmıyordu. Keremi eve bıraktı, sonra Ayşeni. Telefonunu istedi, evinin önünde yardımcı oldu, kapının önünde arabasının kaputuna yasladı ve dudaklarına ateşli bir öpücük kondurdu. Ayşen karşılık verdi; Arda kaba, kaslı adamdan hoşlanmıştı.

Sevgili olarak Arda mükemmeldi. Evde ayıcığı İsmete şefkat gösterir, Arda ile ise başka bir hayata kavuşurdu. Arda onu evinde karşılar, koşulsuz bir arzu ile yaklaşırdı, şefkate vakit harcamazdı. Sonra yan yana huzurla uzanırlar, Seninle çok güzel, derdi.

İsmet, işlerinden dolayı eve geç dönerdi, yeni yıl işleri, ticaret… Dolayısıyla Ayşenin iki taraflı yaşantısını anlamazdı. Bir gün Ayşen arabasıyla Ardanın evine gitti, yataktaydı, Arda banyodaydı, birden kapı zili çalmaya başladı:

Tam yeri mi şimdi? diye söylendi Arda, kapıya doğru gitti.

Ayşen iki sesi duymakta gecikmedi: Arda ve kocası. Korkuyla giyinmeye çalıştı. İsmet sessizce odanın kapısında belirdi. Keşke bağırıp çağırsa, ama sessizdi.

İsmet… Bu… dedi Ayşen.

Arda da suskundu; isterse içeri almayabilirdi.

Beni kim ele verdi? dedi Ayşen.

Şimdi bunun önemi yok; şüphe ettim, gelip bakmak istedim.

İsmetin yüzünde solukluk, ter, yorgunluk… Birden yere yığıldı. Ayşen koştu, nefesini dinledi, zorlukla soluyordu.

Ambulans çağır, hemen! dedi.

Arda hemen aradı. Ayşen, eşinin cebinden insülin kalemini buldu, biliyordu çünkü; evden çıkarken alırdı. Enjeksiyon yaptı.

Umarım kurtuldu. Bir türlü kendine gelmedi. Ambulans geldi, doktorun teşhisi:

Vefat etti.

Ayşen sonunda kendine zor geldi. Arda onu eve bıraktı. Kapıda Zeynep karşıladı:

Ne oldu Ayşenim, yüzün bembeyaz?

Ayşen bir an düşündü:

Beni gammazlayan Zeynep olabilir mi? Ardadan hiç hoşlanmazdı, sürekli sordururdu, ama bir şey demedi; itiraf etmeyecekti.

Cenazeden sonra uzun süre kendine gelemedi. İsmetin birinci evliliğinden kızı, avukat olan eşiyle geldi, Ayşeni evden attı; mahkemeye verirsen de yine hiçbir yere varamazsın diye tehdit etti, kocaman bir para dolusu zarfı bıraktı, üç gün süre verdi.

Ayşen mirası almaya uğraşmadı; vazgeçti her şeyden. Ayşen ve Zeynep, Vedattan kalan büyük daireye geri döndüler.

Zaman geçti, Ayşen toparlandı; Arda ona destek oldu, görüşmeye devam ettiler ama Arda evliliğe yanaşmadı. Ayşen onun koca olamayacağını anladı, ama görüşmeleri sürüyor. Bir gün, iş arkadaşı Kerem telefon etti:

Ayşen, otur bir; Arda kaza geçirdi, olay yerinde vefat etmiş…

Ayşen derin düşüncelere daldı:

Neden benim tüm erkeklerim ölüyor? Kara dul oldum neredeyse; yakında adım bile böyle olacak. Sanki kara bir auram var, o yüzden her biri ölüyor.

Bir süre sonra programına genç bir adam olan Mert konuk oldu. Ayşen, Mertin gözünü ondan hiç ayırmadığını fark etti. Çekimden sonra kahveye davet etti.

Tamam, dedi Ayşen. Artık toparlanma vakti.

Mert, Ayşenin gönlünü fethetti, Ayşen âşık oldu; kalbinde tarifsiz duygular taşımaya başladı.

Demek ki gerçek aşk böyleymiş. Onsuz nefes alamıyorum, yaşamak bile zor. Onun için ölümden korkuyorum

Mert de aşık oldu, birlikte neşeli günler geçirdiler. Ayşen birlikte olmaktan mutluydu, hafifti. Mertin ailesi yoktu, bir babası var ama görüşmüyordu, kardeşi de yok; Ayşen araştırmak istedi, hiç evlenmemiş, çocuğu olmamış.

Ayşen, Merti merak etti; bilgisayarında ad ve soyadının aramasını yaptı, ilk arama sonucu şok ediciydi; Mert basit, sade bir adam gibi görünürken ülkenin en zengin ilk bin adamı arasında görüntülendi. Ayşen şaşkındı. Serveti akıl almazdı.

Gözlerime inanamıyorum, dedi ve gülmeye başladı. Bu da ne? ama sonra korktu, ya Merte de bir şey olursa?

Sakinleşti, işe gitti. Akşamüstü Merte ulaşmak istedi, telefonu sessizdi. Ofisinden aradı.

İyi günler, Mertle görüşebilir miyim?

Kimsiniz? dedi sekreter.

Ayşen…

Onu hastaneye götürdüler… hangi hastane olduğunu söyledi.

Ayşen hemen hastaneye gitti.

Ne oldu? doktoru görür görmez sordu.

Doktor sakinleştirdi:

Korkmayın, tehlikeli bir şey yok, kalbi sıkıştı. Her şey kontrol altında.

Yanına girebilir miyim? Lütfen…

Tabii, on dakika kadar.

Ayşen odaya usulca girdi, Mert onu bekliyordu, gülümsedi. Ayşen yanına oturdu, Mert ellerini Ayşenin ellerine aldı:

Her şey güzel olacak, seni seviyorum. Buradan çıkar çıkmaz evlenelim, ne dersin?

Elbette, diyerek öptü onu. Önümüzde tüm bir hayat ve gerçek bir mutluluk var.

Okuduğunuz için teşekkürler, desteğiniz çok kıymetli. Hayatta bol şans dilerim!

Rate article
Lifequest
Kara Dul Güzel ve akıllı Lila, üniversitenin gazetecilik bölümünden mezun olmadan kısa bir süre önc…