Günlük 15 Şubat, İstanbul
Bu gece, kucağımda oğlumla birlikte hayatımda ilk defa birinin kapısını çaldım. Gözümü açtığımda kendimi bomboş bir sokakta, ufakça bir valiz ve Serkanın eski, neredeyse dikişleri atmış oyuncak ayısıyla yürürken buldum. Ev sahibimiz bir kaç saat önce kapımıza dayanıp bizi dışarı attı; elimizden yasal bir şey gelmedi, yan komşularımız sanki bizi hiç tanımamış gibi gözlerini kaçırdı. İstanbulun soğuk ayazı, şubat ortası, kemiklerime kadar işlemişti.
O zamana kadar kimseye muhtaç olmadan, kendi imkânımla hayatta kalmaya çalışmıştım. Serkanın babası uzun zaman önce gözden kayboldu, arkasında bırakmadığı tek şey sorumluluktu. O günden sonra hayat sadece faturalar, kira derdi ve gelecek korkusuna dönüştü. Gücümü kendim ayakta kalmak zorunda olduğumdan, başka bir seçeneğim olmadığından buldum. Başkalarından yardım dilenmek her zaman gururuma ağır gelmişti.
Ama bu gece, gururdan daha ağır bir gerçek vardı: Serkanın miniği donuyor, bense çaresizliğin her türlüsünü tadıyordum. Yürürken duyduğum hikâyeler geldi aklıma. Bebek siteleriyle dolu Nişantaşına yaklaştıkça, şık vllalar sıralandı önümüzde. O sakinliğin ve refahın içinde sanki oraya ait hiç değildim. Bir villanın önünde durdum; uzaktan bir kadının bana O evde Kemal Bey oturuyor, çok iyi bir insandır, ihtiyacı olana kucak açar, dediği geldi aklıma. Her şeye rağmen sırtımı dönüp geri gitmedim. Başka yerim kalmamıştı.
Elimi, hiç olmadığı kadar ağır, kapının tokmağına kaldırıp; vurmaya karar verdim.
O anın ağırlığı sanki zamanı durdurdu. Kapı ağır ağır açıldı. Karşımızda, gözlerinde yorgun ama dikkatli bir bakış olan, uzun boylu bir adam belirdi. Gözleri bir anlığına bana ve Serkana bakarken endişe ile doldu. Sanki o ana kadar evdeki sıcak hava dışarı çıkmasın diye, kapının önünde bir rüzgâr duvarı örülmüştü.
İyi akşamlar affedersiniz diye fısıldadım. Param yok, sizden para istemiyorum Sadece bu gece, oğlumla sıcak bir köşede kalabilmemiz için izin istiyorum. Çok üşüdü o.
Serkan, burnu kıpkırmızı olmuş bir şekilde elindeki eski ayısıyla ona bakıyordu. Ağlamıyordu; sanki daha o yaştan gözyaşının kimseyi ısıtmadığını öğrenmişti.
Adam, gözlerini Serkandan sonra bana çevirdi. Bir şey sormadan, içeri doğru bir adım attı:
Buyrun, girin.
Donakaldım, kıpırdayamadım:
Rahatsız etmek istemem. Belki de yanlış yapıyorum, dedim sessizce.
Yorgun bir tebessümle başını salladı:
Rahatsızlık ne demek? Yolda bir çocukla kalmak gerçek sorun Şimdi geçin, içiniz rahat olsun.
Koridora adım atar atmaz bizi kaplayan sıcaklıkla bacaklarım titredi. Bu titreme, artık soğuktan değil; yıllardır yükünü taşıdığım utanç ve ansızın gelen rahatlamayla iç içe geçmişti. Kendime Şimdi ağlarsan, bir daha duramazsın dedim.
Kemal Bey içeri dönüp, yüksek sesle seslendi:
Hatice abla! Kalın bir battaniye getirir misin? Hem sıcak bir şeyler de olsun
Birazdan kır saçlı, telaşlı bakışlı bir kadın göründü. Sorular sormadan batttaniyeyi ve sıcak çayı getirdi. O evde yardım etmek, sanki doğal bir refleks olmuştu.
Kemal Bey eğildi, Serkana yaklaştı:
Adın ne senin, delikanlı?
Serkan, cevabını fısıldadı ufaklık.
Adam Serkanın adını tekrarladı. Gözlerinin içi ıslandı. Hatice abla bir tabak çorba ile döndü. Serkan çorbayı görünce sanki yıllarca peşinde koştuğu bir hazineyi bulmuş gibi sevindi.
Anne, bu bana mı?
Dudaklarımı ısırıp Teşekkür ederiz, Allah razı olsun dedim.
Adam, ağır başlı bir ciddiyetle beni süzdü:
Benim adım Kemal.
Başımı eğip Ben de Elif dedim.
O an, Kemal Beyin gözleri bambaşka bakmaya başladı. Sanki yıllardır kapalı, sönük bir odada ansızın ışık yanmış gibi:
Elif Yılmaz? dedi hafif titreyerek.
Tüm vücudum gerildi:
Evet nereden?
Bir adım geriye çekildi:
Seneler önce çok gençtim. Param yoktu, karnım açtı. Annemi de kaybettim, babam zaten yok gibiydi. Bir kış günü, market önünde bayılmışım. Herkes beni görmezden geçti. Ama biri, kırmızı atkılı bir kız, yanıma gelip kaldırdı. Bana simit aldı, son parasını uzattı: Düşmekten utanma, kalkmamaktan utan. Gücün olunca, bir başkasını kaldır, dedi.
Nefesim kesildi. Unutmuştum. Kırmızı atkımı, o çocuğa uzattığım simiti Hem de kendim yol parası bulamazken.
Sen sensin değil mi? dedi bakarken.
Sadece başımı sallayabildim.
O an hepimiz susup öylece kaldık. Bu defa sessizlik dondurucu değildi, içimizi ısıtan bir suskunluktu. Göğsümde ilk kez umut tomurcuklandı yıllar sonra.
O gece Serkan, uzun zaman sonra ilk kez sıcacık bir yatakta huzurla uyudu. Ben de sanki sırtımdaki görünmeyen yükün bir kısmı kaldırılmış gibi bir rahatlıkla gözlerimi kapattım.
Sabah, Kemal Bey kahvaltı sofrasında bizi bekliyordu.
Elif, senin gibi biri benim vakıf işimde çok yardımcı olabilir. Biz burada yalnız annelere, çocuklara, düşmüş insanlara umut oluyoruz. Sen de yaşadın, acıyı bilirsin. Dışarıdan eğitim, diploma umurumda değil. Yüreğin var, emeğinle hayatta kalmışsın. Aslan gibi kadının teki olmuşsun. En çok buna ihtiyacımız var.
Hatice abla kenarda, elini önlüğünden silerken güldü:
Evlat, Allah unutmaz. Yalnız bazen geç kalır.
Takip eden haftalarda çalışmaya başladım. Yavaş yavaş dizlerimin üstüne yeniden kalktım, bir nebze param birikti. Hayatımda ilk defa kendi geleceğim için plan yapabildim. Serkan yeniden gülmeye, şakalaşmaya başladı.
Haftalardan sonra, küçük bir apartman dairesi bulduk. Kira ödenmiş, sofrasında yemeği eksik olmayan, içinde umut yeşeren bir evimiz oldu.
Eşyalarımızı taşırken, Kemal Bey Serkana bir torba getirdi.
Bu da ne? dedi Serkan merakla.
Yeni bir oyuncak ayı, dedi gülerek. Ama eskisini de sakla, olur mu?
Serkan dikkatlice başını salladı:
Çünkü eskisi zor zamanlarda yanımdaydı.
Kemal Bey saçlarını okşadı:
Unutma, asıl önemli olan nereden geldiğin değil, orada takılıp kalmamak.
Kemal Beyin gözlerindeki o eski hüzün yerini huzura bırakmıştı. Ben ise boğazıma kadar minnet duygusu ile doluydum
Şimdi geriye dönüp bakınca, bazen küçücük bir iyilik hayatta öyle bir döner ki, insan kendini yeniden bulur. Hiç kimse iyilik vermek için fazla yoksul, almak için fazla gururlu değildir.
Eğer sen de bir gün nereye gideceğini bilemediysen, YILDIZ yaz günlüğüne. Benim ve Serkanın hikâyesi sana umut verdiyse, kalbinde sakla. Belki bu satırlar şu anda bir başkasının karanlığına ışık olurVe o gece, Serkan başucunda iki ayısıyla uyurken, ben de pencereden İstanbulun soğuk sokaklarına son kez baktım. Orada, dışarıda bir zamanlar kendimi bulduğum karanlığın ucunda bir ışık yanıyordubelki başka bir Elif için, belki de hayata yeniden tutunacak bir anne ve bir çocuk için.
Son bir defa kendime söz verdim: Ne olursa olsun, kapımı çalanın kim olduğuna bakmadan, yüreğini önceleyenlerden olacağım. Çünkü bazen, kaderin gerçekten döndüğü an, kapısını hiç tanımadığın birini içeri aldığın andır.
İstanbul rüzgarı camda hafifçe uğuldarken, içimde yepyeni, taze bir umut filizlendi. Belki de iyilik, döne döne gelip tam zamanında buluyordu insanı. Şimdi bizim evimizin mutfağında, çay demleniyor; Serkanın kıkırtısı duvarlara çarpıp geri dönüyor. Geçmişin yaralarına sarılıp değil, geleceğin sıcaklığına tutunup sabahı bekliyorum artık.
Ve biliyorum ki, her soğuk gecenin ardında iyi kalpli birinin açacağı bir kapı vardır. Yeter ki, umut etmekten ve elini uzatacak cesaretten hiç vazgeçme.
Çünkü hayat, birinin kapısını çaldığın o gece yeniden başlar.




