Sabahın erken saatlerinde annemin iniltisiyle uyandım.
Hemen yatağına koştum:
Anne, canın mı acıyor?
Kerem, bir bardak su getir ne olur!
Hemen getiriyorum, diyerek mutfağa fırladım.
Bir dakika sonra dolu bir bardakla döndüm:
Al anne, iç!
Tam o sırada kapı çalındı.
Oğlum, aç!
Muhtemelen komşu Huriye teyze gelmiştir.
Komşumuz Huriye teyze içeriye girdi, elinde büyük bir bardak vardı.
Nasılsın, Sevda?
başını kontrol etti.
Ateşin var, bak.
Sıcak süt getirdim, biraz tereyağlı.
İlacımı zaten içtim.
Hastaneye gitmem lazım senin.
Tedavi iyi olur.
Doğru dürüst beslenmek de şart.
Buzdolabın bomboş.
Huriye teyze, tüm paramı ilaçlara verdim, Sevdanın gözlerinde yaş belirdi.
Hiçbir şey işe yaramıyor.
Hastaneye yatmak şart.
Ama Keremi kime bırakırım ben?
Kime bırakacaksın, eğer ölürsen?
Yaşın daha otuz olmadan, ne kocan var ne paran, hasta olan Sevdanın başını okşadı.
Tamam, ağlama artık!
Huriye teyze, ne yapacağım?
Dur, doktor çağırıyorum, telefonunu çıkarıp aradı.
Görüşüp, gerekenleri öğrendi.
Bugün içinde gelirler dediler.
Ben şimdi gidiyorum, doktor geldiğinde bana haber verirsin, Keremi de yanıma alırsın.
Komşu çıktı, ben peşinden kapıya kadar gittim:
Huriye teyze, annem ölmez değil mi?
Bilmiyorum.
Allaha dua etmek gerekir, ama annen Allaha pek inanmıyor.
Allah dedem mi yardım edecek?
içimde bir umut kıvılcımlandı.
Camiye git mum yak dua et, belki yardım eder.
Hadi ben gidiyorum şimdi.
***
Anneme düşünceli bir şekilde döndüm:
Kerem, acıktın mı?
Hiçbir şey yok ama.
İki bardak getir bakayım.
Getirdim, annem sütü bardaklara döktü:
İç hadi!
İçtim ama daha da acıktım.
Bizim Sevda bunu hemen fark etti.
Güçlükle doğrulup masadaki cüzdanına uzandı:
Al, elli lira.
Git, fırından iki poğaça al, yolda ye.
Ben de bir şeyler hazırlayayım.
Haydi!
Kapıya kadar uğurladı; duvara tutunarak mutfağa geçti.
Buzdolabında ucuz balık konservesi, biraz margarin; pencere önünde iki patates ile bir soğan duruyordu.
Çorba yapmak gerek
Başı dönüp, bitkin şekilde tabureye oturdu:
Ne oluyor bana?
Hiç gücüm kalmadı.
İzin yarı bitti, para tükenmiş.
Eğer işe dönmezsem, Keremi okula nasıl hazırlayacağım?
Bir ay sonra ilkokulun ilk günü Hiç akrabam yok, yardım edecek kimse yok.
Asıl mesele de hastalık.
Hemen hastaneye gitmeliydim.
Şimdi yatırırlarsa, Kerem yalnız kalacak.
Zorla ayağa kalkıp patatesleri soymaya başladım.
***
Çok açtım.
Ama aklımda olan şey başka:
Dün annem bütün gün yataktan kalkmadı.
Ya gerçekten ölürse?
Huriye teyze, Allah dedeme dua et dedi, duraksadım ve camiye doğru yöneldim.
***
Savaş zamanı üzerinden altı ay geçti.
Ölümlerden zorla kurtuldum.
Artık kendi başıma dolaşabiliyorum, ama bastonla.
Vücudumdaki yaralara aldırmıyorum.
Yüzümdeki izler?
Farketmiyor artık, zaten kimseyle evlenmeyeceğim, diye düşünerek camiye doğru yürüdü Nihat.
Arkadaşlarım için dua edeceğim.
Bugün tam bir yıl oldu şehit oldukları, ben mucize eseri hayattayım.
Yirmi yıl önce askere gitmişti.
Şimdi sivil, ama ne zor: kimseye gerektiğini hissetmemek.
Maaşım rahatça yaşamaya yetiyor, bankadaki birikmiş kontrat parası da var.
Ama bunları yalnızken ne yapayım?
Cami önünde bir kaç yoksul duruyordu.
Nihat cebinden birkaç yüz liralık banknot çıkarıp onlara verdi:
Arkadaşlarım Mustafa ve Ali için dua edin, olur mu?
İçeri girdi, iki mum aldı ve imamdan öğrendiği dua ile:
Allahım, rahmet et
Elleriyle dua edip mumları yaktı.
Gözünde kaybettikleri canlar canlandı.
Dua bittikten sonra bir süre öylece durdu, zor hayatını düşündü.
Bu sırada küçük, zayıf bir çocuk ucuz bir mumla yanına dikildi.
Etrafına bakınıyor, ne yapacağını bilmiyor gibiydi.
Yanına yaşlı bir kadın gitti:
Gel, sana yardım edeyim!
Mumunu yakıp yerine koydu.
Böyle dua et, gösterdi, nasıl yapılacağını.
Neden geldin, anlat Allahımıza.
Kerem uzun süre bakıp, sonra dedi ki:
Allahım, yardım et!
Annem hasta.
Kimsem yok.
Onun iyileşmesini sağla lütfen.
Annem ilaca para bulamıyor.
Yakında okula gideceğim, çantam bile yok
Nihat, çocuğa bakarken kendi sorunları tamamen önemsizleşti.
Dünyaya haykırmak istedi:
İnsanlar, bu çocuğa yardım edecek biri çıkmadı mı, annesine ilaç, kendisine bir çanta alamadı mı kimse?
Kerem ise Allahı bekliyordu; bir mucize bekliyordu.
Oğlum, gel benimle!
dedi Nihat kararlı bir sesle.
Nereye?
korkarak bastonlu adamı süzdüm.
Annene lazım olan ilaçları öğrenip, eczaneye gideceğiz.
Gerçekten mi?
Allah senin duanı duydu, bana iletti.
Cidden mi?
umutla yüzüme baktı.
Hadi!
güldü adam.
Senin adın ne?
Kerem.
Bana Nihat amca de.
***
Evde, annemle komşu Huriye teyzenin sesleri geliyordu:
Bak bana neler yazdı, ilacı çok pahalıymış.
Nereden bulurum ki; sadece beş yüz liram kaldı.
Kararlılıkla kapıyı açtım.
Sesler sustu.
Komşu şaşkın bir şekilde, yabancı adamı görünce fısıldadı:
Sevda, bak!
Annem de gözünü açıp donakaldı.
Anne, hangi ilaçlar lazım?
Nihat amcayla eczaneye gidip alacağız.
Siz kimsiniz?
Sevda şaşkınlıkla sordu.
Her şey iyi olacak, adam gülümsedi.
Reçetelerinizi verin!
Ama, param sadece beş yüz lira.
Parayı Keremle birlikte buluruz, adam Keremin omzuna elini koydu.
Anne, ver reçeteleri!
Sevda verdi.
Bilmem neden, bu adamın sert yüzünün altında iyi bir kalp olduğunu hissetti.
Sevda, ne yapıyorsun?
dedi Huriye teyze.
Adam ve çocuk çıktıktan sonra.
Tanımıyorsun bile.
Huriye teyze, bence iyi biri o!
Haydi, ben gidiyorum o zaman!
***
Annem, Nihat amcayla giden oğlumu beklerken, hastalığını bile unutmuştu.
Kapı açıldı, önce oğlum içeri girdi, yüzü mutluluk saçıyordu:
Anne, sana ilaç aldık!
Bir sürü tatlı ve çaylık aldık!
Adam kapıda mutlulukla gülüyordu, bu sefer yüzü eskisi kadar sert görünmüyordu.
Çok teşekkür ederim!
kadının başını hafif eğerek.
Buyrun, içeri geçin!
Adam ayakkabılarını çıkarmaya çalıştı, güçlükle de olsa başardı.
Mutfaktalar.
Oturun lütfen, dedi annem.
Adam, bastonunu nereye koyacağını kestiremiyor.
Ben koyarım, annem yardım etti.
Kusura bakmayın, ikram edecek pek bir şey yok!
Anne, Nihat amcayla aldık her şeyi, oğlum masaya aldıklarını dizdi.
Kıymetli şeyler almışsınız, Sevda tatlıların çoğunun gereksiz olduğunu düşünüyordu ama pahalı çay görünce sevindi.
Hemen çay koyacağım!
Çay hazırlamaya koştu.
Hatta yeni iyileşiyor gibi hissetti; belki de adamın yanında hasta görünmek istemediği için.
Adam sanki düşüncelerimi okur gibi sordu:
Sevda, zorlanmıyor musun?
Bayağı solgunsun.
Yok yok Birazdan ilacımı içeceğim.
Sağ olun!
***
Tatlılarla bol aromalı çay içtik, oğlum mutlu mutlu anlatıyor.
Bazen bakışlarımız buluştu.
Üçümüz bir arada olmak güzeldi.
Ama güzel şeyler bir yerde bitiyor.
Sağ olun!
Nihat kalkıp bastonunu aldı.
Ben gideyim, tedavinize odaklanın.
Size minnettarım!
annem de ayağa kalktı.
Nasıl teşekkür edeceğim bilemiyorum.
O, antreye yöneldi.
Annem ve oğlum peşinden.
Nihat amca, yine gelir misin?
Tabii!
Annen iyileşsin, birlikte sana çanta almaya gideriz.
***
Adam çıktı.
Annem masayı topladı, bulaşıkları yıkadı.
Oğlum, sen televizyon izle, ben biraz uzanacağım.
Yatıp hemen uyudu.
***
İki hafta geçti.
Hastalık geride kaldı; demek ki pahalı ilaçlar işe yaramış.
Son günlerde işe çağrıldı, işleri yoğun, ekstra maaş alacak.
Ağustos başı; maaş gelince oğlumu okula hazırlayacağım.
Bir cumartesi, her zamanki gibi kalkıp kahvaltı yaptık.
Kerem, hazırlan!
Mağazaya gideceğiz, okul için neler lazım bakacağız.
Parasını aldın mı?
Henüz almadım ama haftaya alırım.
Bin lira borç aldım, yol üstü alışveriş de yaparız.
Hazırlanırken, kapı zili çaldı.
Kim o?
annem seslendi.
Sevda, ben Nihat
Daha fazlasını demesine fırsat vermeden annem kapı açma düğmesine bastı.
Anne, kim geldi?
Oğlum sordu.
Nihat amca!
annem mutluluğunu gizleyemedi.
Yaşasın!
İçeri girdi, yine bastonla ama tamamiyle değişmiş.
Üzerinde pahalı pantolon ve gömlek, saçları şık.
Nihat amca, sizi bekledim, oğlum sarıldı.
Söz vermiştim, gözleri heyecan doluydu.
Merhaba Sevda!
Merhaba Nihat!
Birden sen diline geçtik, ikimiz de şaştık ama hoşumuza gitti.
Hazır mısınız?
Hadi gidelim!
Nereye?
annem şaşırmıştı.
Keremin okulu açılıyor ya.
Nihat, ama ben
Kereme söz verdim, söz tutulmalı.
***
Annem hep en ucuz ürünlere bakardı, hangi mağazaya girerse girsin.
Çünkü fazladan parası yoktu, akrabası da kocası da O zaman üniversiteden bir çocuk vardı, sonra ortadan kayboldu.
Şimdi yanında bir adam, oğlum için her şeyi alıyor.
Fiyat bakmadan, sadece annemin fikrini soruyor.
Eve dönerken bir taksiyle dolu dolu geldik.
Annem mutfağa koştu.
Sevda, adam durdurdu.
Hadi dışarı çıkalım, hep birlikte biraz dolaşalım, bir yerde yemek yiyelim!
Anne, haydi!
oğlum hemen atıldı.
***
O gece annem uyuyamadı.
Günün anıları gözünde canlandı.
Adamın gözlerinde sevgi vardı.
Akıl ve gönül tartışıyordu:
Ama çirkin, bir bacağı aksıyor, dedi aklı.
Çok iyi biri; bana sevgiyle bakıyor, dedi kalbi.
Yaşça sana göre çok büyük.
Ne olmuş?
Oğlumla bir baba gibi ilgileniyor.
Daha genç, yakışıklı biri bulabilirsin.
Yakışıklı istemiyorum.
Kimse çıkmamış, iyi biri lazım bana.
Hayalindeki adam bu değildi.
Artık hayalim bu.
Zevkin değişiyor mu hep?
Onu buldum Seviyorum!
***
Nikahları, Kerem ve Nihatın üç ay önce tanıştığı camide oldu.
Nihat ve Sevda imamın önünde duruyordu, adamın bastonu artık yoktu ve Kerem dualar ettiği o kutsal resme bakıyordu.
Sonra yürekten şöyle dedi:
Teşekkür ederim Allahım!
Hayatta kimi zaman insan çaresizliğe düşüyor; ama Allah iyi insanların karşısına çıkıyor.
Her zorun bir kolaylığı varmış.
Şimdi mutluluğun değerini biliyorsam, dostluk ve yardımlaşmayla kazanıldığını hiçbir zaman unutmayacağım.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



