Bir çocuk annesinin iniltisiyle uykusundan uyandı

Çocuk annesinin iniltisiyle uyanıyor.
Çocuk, annesinin yatağına yaklaşıyor:
Anne, acıyor mu?
Emir, bana bir bardak su getir!
Hemen, mutfağa koşuyor.
Bir dakika sonra dolu bir bardakla geri geliyor:
Al anne, iç!
Kapıda bir tıkırtı duyuluyor.
Oğlum, aç!
Sanırım komşumuz Safiye geldi.
Komşu içeri giriyor, elinde büyük bir kupa var.
Nasılsın Zeynep?
başını yokluyor.
Ateşin var.
Sana tereyağlı sıcak süt getirdim.
İlaçımı aldım.
Sen hastaneye yatmalısın, iyi bir tedavi gerekir.
Doğru düzgün beslenmek lazım, senin buzdolabında hiçbir şey yok.
Safiye teyze, zaten bütün paramı ilaçlara harcadım, hastanın gözleri doluyor.
Hiçbir şey fayda etmiyor.
Hastaneye yat!
Emiri kime bırakacağım?
Emiri kime bırakacaksın, ölecek olursan?
Daha otuzuna gelmedin, ne eşin var ne paran, hastanın başını okşuyor.
Tamam, ağlama!
Safiye teyze, ne yapacağım?
Dur, ben doktor çağırıyorum, komşu hemen telefonunu eline alıyor.
Arıyor, her şeyi öğreniyor.
Dediler ki gün içinde gelirler.
Ben şimdi gidiyorum.
Geldiklerinde Emirle birlikte gelin bana.
Komşu koridorda çıkıyor, çocuk da peşinden ilerliyor:
Safiye babaanne, annem ölmeyecek değil mi?
Bilmiyorum.
Allaha dua etmek lazım; senin annen ona inanmıyor.
Allah dede yardım eder mi?
çocuğun gözlerinde umut parlıyor.
Caminin yolunu tutmalı, dua edilmeli, ve mum yakmalı.
O zaman Allah yardım eder.
Hadi, gidiyorum.
***
Çocuk tekrar annesinin yanına dönüyor, düşünceli:
Emir, canın çekmiş olmalı, ama bizde yiyecek yok.
Getir iki bardak.
Çocuk getiriyor, anne bardaklara süt paylaştırıyor:
İç oğlum!
Çocuk içiyor ama daha da aç hissediyor kendini.
Zeynep bunu hemen anlıyor.
Zorlanarak kalkıyor, masadan cüzdanını alıyor:
Al elli lira.
Git iki poğaça al ve yolda ye, ben de o arada bir şeyler hazırlarım.
Hadi!
Çocuğu kapıya kadar uğurluyor ve, duvara tutunarak mutfağa gidiyor.
Buzdolabında ucuz konserve balık var, biraz margarin, pencerede birkaç patates ve bir soğan.
Çorba yapmalı
Baş dönüyor, yorgun biçimde tabureye oturuyor:
“Ne oluyor bana?
Hiç halim yok.
İzin yarıdan fazla bitti.
Para bitmiş.
Çalışamazsam Emiri nasıl okula hazırlayacağım?
Bir ay sonra okula başlayacak.
Aile yok, yardım edecek kimse yok.
Asıl mesele hastalık.
Hemen sağlık ocağına gitmeliydim.
Şimdi yatarsam Emir yalnız kalacak.”
Zorla ayağa kalkıyor ve patatesleri soyuyor.
***
Çok aç hissediyor Emir.
Ama aklı başka yerde:
“Anne bütün gün yataktan kalkamadı.
Ya gerçekten ölürse?
Safiye teyze Allah’tan yardım istemeliyiz dedi.” Çocuk duruyor, ve camiye doğru yöneliyor.
***
“Altı ay oldu savaştan döndüm.
Mucizeyle hayatta kaldım.
Bastonla yürürüm, ama yine de kendim gidiyorum.
Vücuttaki yaralara artık aldırmıyorum.
Yüzdeki izler?
Ne fark eder, zaten kimseyle evlenmeyecek bu haliyle,” diye düşünerek Mustafa camiye yürür.
“Bugün, arkadaşlarımın şehit olduğu günün yıl dönümü.
Ben ise hayattayım.”
Yirmi yıl önce askere gitmişti.
Şimdi terhis oldu ama sivil hayatta hiçbir işe yaramadığını hissediyor.
Maaşı geçinmeye yetiyor, bankadaki parası da bol.
Ama yalnız olunca ne anlamı var?
Caminin önünde yardıma muhtaç insanlar var.
Mustafa bir kaç yüz liralık banknotu veriyor, rica ediyor:
Roman ve Murat için dua edin!
İçeri geçiyor, mum alıp yakıyor, hocanın öğrettiği duayı okuyor:
Allahım, rahmetini esirgeme…
Çaprazlayıp dualarını fısıldıyor, gözünün önünde arkadaşlarının silueti beliriyor.
Duasını bitirdikten sonra hayatını düşünüyor.
O sırada ince, zayıf bir çocuk elinde ucuz bir mumla kenara geliyor.
Etrafa bakınıyor ne yapacağını bilemeden.
Yanına yaşlı bir kadın yaklaşıyor:
Gel, sana yardım edeyim!
Mumu yakıp yerine koyuyor.
Böyle dua et!
Çaprazlama hareketini gösteriyor.
Allaha neden geldiğini söyle, anlat.
Emir uzun bir süre tablodaki resme bakıyor, sonra sessizce söylüyor:
Yardım et Allah dede!
Annem hasta.
Ondan başka kimsem yok.
Onu iyileştir lütfen.
Annemin ilaç için parası yok.
Yakında okula başlayacağım, çantam bile yok
Mustafa dona kalıp çocuğu izliyor.
Az önce koca bir hayat derdi ona hiç önemli gelmiyor.
Bağırmak istiyor adeta:
“İnsanlar, kimse yardım edemedi mi bu çocuğa, annesine ilaç, ona çanta almak için?”
Çocuk Allahın resmine bakıyor, mucizeyi bekliyor.
Oğlum, gel benimle!
Mustafa kararlı söylüyor.
Nereye?
Çocuk korkuyla bastonlu adamı izliyor.
Annene hangi ilaçlar lazım öğrenelim, birlikte eczaneye gidelim.
Gerçekten mi?
Allah dede mesajını bana iletti.
Gerçekten mi?
Çocuk sevgiyle resime bakıyor.
Hadi gidelim, adın ne?
Emir.
Bana Mustafa abi de.
***
Evden annesi ve komşunun konuşması geliyor:
Safiye teyze, hepsi pahalıymış dediler.
O kadar parayı nereden bulacağım?
Sadece beş yüz lira kaldı.
Çocuk kararlılıkla kapıyı açıyor.
Sesler susuyor.
Komşu başını çıkarıp Mustafayı görünce korkuyla fısıldıyor:
Zeynep, bak!
Zeynep de bir an korkuyla bakakalıyor.
Anne, hangi ilaç lazım?
Mustafa abiyle eczaneye gidip alacağız.
Siz kimsiniz?
Zeynep şaşırarak soruyor.
Merak etme, Mustafa gülümsüyor.
Reçetelerini verin!
Ama sadece beş yüz liram var.
Emirle birlikte hallederiz, Mustafa çocuğun omzuna dokunuyor.
Anne, ver reçeteleri!
Zeynep veriyor ve neden bilmese de bu adamın korkunç yüzünde bir iyilik hissediyor.
Zeynep, ne yapıyorsun?
Komşu dengesini bulunca soruyor, adamla çocuk çıkınca.
Tanımıyorsun bile onu.
Safiye teyze, bence iyi biri!
Tamam, Zeynep, ben gidiyorum!
***
Zeynep, oğlunun bu adamla gidişini bekliyor.
Hastalığını bile unutuyor.
Kapı açılıyor, önce oğlu koşuyor içeri, yüzü gülüyor:
Anne, sana ilaç aldık!
Çaya da güzel yiyecekler aldık!
Kapıda adam da mutlu gülerek duruyor, artık yüzü korkunç değil, sıcak.
Teşekkür ederim!
Kadın hafif eğiliyor.
Buyurun, içeri buyurun!
Adam güçlükle ayakkabılarını çıkarıyor, heyecanı belli.
Mutfağa geçiyor.
Buyurun!
sahibi söylüyor.
Adam başını sağa sola çeviriyor, bastonunu nereye bırakacağını bilemiyor.
Ben koyayım!
Kadın bastonu ulaşabileceği yere koyuyor.
Kusura bakmayın, ikram edecek bir şeyim yok!
Anne, Mustafa abiyle aldık her şeyi, çocuk ürünleri masaya koyuyor.
Ah, neden zahmet ettiniz?
Zeynep içinden fazlalık tatlıların çoğuna takılıyor.
Paket çay görünce hemen demlemeye koyuluyor.
Hastalık geçti sanıyor, belki de adamın yanında güçsüz görünmek istemiyor.
Adam adeta düşüncelerini okuyor:
Zeynep Hanım, sizi yormak istemem.
Yok, yok ilaçlarımı hemen alacağım.
Sağ olun!
***
Tatlılarla çay içiyorlar, sohbet eden Emiri izliyorlar.
Zaman zaman göz göze geliyorlar, üçü de bir masada oturmaktan memnun.
Ama güzel şeyler bir gün bitecek.
Teşekkür ederim!
Mustafa kalkıyor ve bastonunu alıyor.
Ben gidiyorum.
Sizin iyileşmeniz gerek.
Sağ olun, Zeynep de kalkıyor.
Nasıl teşekkür etsem bilemedim.
Koridordan çıkıyor, anne ve oğul peşinde.
Mustafa abi, yeniden gelir misiniz?
Elbette!
Annen iyileşince çanta almaya hep beraber gideriz!
***
Adam gidiyor.
Zeynep masayı kaldırıyor, bulaşıkları yıkıyor.
Oğlum, televizyon izleyebilirsin, ben biraz uyuyacağım.
Yatağa yatıp derin bir uykuya dalıyor.
***
İki hafta geçiyor.
Hastalık iyice geçti, pahalı ilaçlar işe yaradı.
Zeynep işine çağırılıyor, ay başı hep yoğun olur, şimdi çalışıyor bu günleri de ödeyecekler.
Ağustos başladı, maaşla Emiri okula hazırlamak gerekecek.
Bu cumartesi normal kalkıyorlar, kahvaltı yapıyorlar.
Emir, hazırlan!
Beraber mağazaya gidelim.
Okul için eksiklerine bakalım.
Maaşı aldın mı?
Henüz almadım, haftaya verirler.
Bin lira borç aldım, dönüşte biraz market alışverişi de yaparız.
Hazırlanırken, kapıdan zil sesi geliyor.
Kim?
soruyor ev sahibi.
Zeynep, Mustafa ben…
Kadın açma düğmesine basıyor, adam devam edemeden.
Anne, kim geldi?
Oğlu odadan çıkıyor.
Mustafa abi!
Kadın sevincini gizleyemiyor.
Yaşasın!
Adam giriyor, hala bastonla ama…
ne kadar değişmiş.
Pahalı pantolon, gömlek, modern saç modeli.
Mustafa abi, ben sizi bekledim, çocuk koşuyor.
Söz vermiştim, gözleri parlıyor.
Merhaba Zeynep!
Merhaba Mustafa!
Dostça “sen”li bir konuşma başlıyor, ikisi de şaşıp mutlu oluyor.
Hazır mısınız?
Hadi!
Nereye?
Zeynep hala şaşkın.
Emir’in okulu yaklaşıyor.
Mustafa, ama ben…
Emire söz verdim, söz tutulmalı!
***
Zeynep girdiği mağazalarda hep en ucuzları seçerdi.
Çünkü fazladan parası, yakını, eşi yoktu.
Üniversiteden bir genç kaybolmuş gitmiş.
Şimdi yanında oğlunu heyecanla izleyen bir adam var, okul alışverişinde fiyata bakmadan her şeyin en iyisini alıyor, sadece onun fikrini soruyor.
Alışveriş sonunda taksiyle eve dönüyorlar.
Kadın mutfağa koşuyor.
Zeynep, adam onu durduruyor.
Hadi hep birlikte dışarıda dolaşalım!
Bir yerde yemek yiyelim.
Anne, gidelim!
çocuk sarılıyor.
***
O gece Zeynep uzun süre uyuyamıyor.
Gün bugünkü anları tekrar tekrar hatırlıyor.
Adamın gözleri, içindeki sevgiyle bakıyor.
Akıl ve kalp tartışıyor:
“O çirkin ve topal,” akıl ısrar ediyor.
“İyi kalpli ve bana öyle sıcak bakıyor,” kalp hemen yanıt veriyor.
“On beş yaş büyük.”
“Ne olmuş?
Oğluma ilgisi babası gibi.”
“Ben hala kendi yaşımda, yakışıklı ve fit birini bulabilirim.”
“Bana öyle biri gerekmez, birini bulmuşken güzelliğe gerek yok.
Bana güvenli ve iyi biri lazım.”
“Hayalini kurdukların başka bir adamdı.”
“Artık öyle biri!”
“Senin tercihlerin neden değişiyor?”
“Çünkü o, gerçekten seven birini buldum!
Onu seviyorum!”
***
Nikahları o camide, Emir ve Mustafanın üç ay önce tanıştığı yerde oluyor.
Mustafa ve Zeynep mihrabın önünde, adamda baston yok.
Emir ise gözlerini Allahın resminden ayırmadan bakıyor, sonra tüm kalbiyle fısıldıyor:
Teşekkür ederim, Allah dede!

Rate article
Lifequest
Bir çocuk annesinin iniltisiyle uykusundan uyandı