Yılbaşı Sofrasında Sessiz Savaş: Oksana ve Kayınvalidesi Galina Hanım’ın Altı Yıllık Öyküsü, Eski Ya…

Salatayı daha küçük doğra, dedi Hatice Hanım, ve hemen sustu. Ay, özür dilerim, kızım. Yine başladım… Hayır, gülümsedi Elif. Haklısınız. Kaan gerçekten küçük doğranmış salataları seviyor. Bana bir gösterin nasıl yapıyorsunuz? Kayınvalidesi gösterdi.

Merhaba Elif. Kaan evde mi?

Hatice Hanım, giriş kapısında, her zamanki vizon yakalı paltosuyla, tam teşkilat: gri gözleri çekilmiş, dudakları hafifçe rujlu, saçları özenle taranmış. Sağ elinde, eski bir ametist taşlı yüzük parlıyordu.

O iş seyahatinde, dedi Elif. Bilmiyor muydunuz? İş seyahatinde mi? Hatice Hanım kaşlarını çattı. Bana bir şey söylemedi. Bir günlüğüne uğrayıp torunları yeni yıl öncesi göreyim dedim hediyelerle geldim.

Odaya Derya koşarak girdi açık renk örgülü saçları, ela gözleri, dişlerinin arasında sevimli bir boşluk. Babaanne!

Ve Hatice Hanım, artık kapıdan içeri adımını attı, paltosunu çıkardı, torununu başından öptü. Elif uzaktan onları izlerken içi sıkıştı. Altı yıl. Altı yıl bu kontrole katlandı.

Çok kalmayacağım, dedi Hatice Hanım, antreyi inceleyerek. Sadece çocukları görüp gideceğim.

Fakat kader başka türlü karar verdi.

İki saat sonra oldu bu. Hatice Hanım apartman kapısından çıkmak üzereydi çocukların yanında sigara içmezdi, Elif de buna saygı duymuştu ve buzlanmış merdiveni fark etmedi.

Elif bir çığlık ve ağır bir düşme sesi duydu. Sokağa fırladığında, kayınvalidesi yerde, kireç gibi bembeyaz, ayağını tutuyordu.

Kıpırdama lütfen, yanına koştu Elif. Hemen ambulansı arıyorum.

Sonraki dört saat tek bir an gibi geçti: hastane, röntgen, ortopedi sırası, ilaç kokusu. Ayak bileğinde kırık. Zor değil ama altı hafta alçı şaka değil.

Bir yere gitmesi imkânsız, dedi genç doktor, form doldururken. En az bir hafta yatak istirahati, sonra koltuk değneği. Bu alçılı halde trene falan binemez.

Elif sessizce başını salladı.

Arabada eve dönerken hiç konuşmadılar. Hatice Hanım camdan dışarı baktı, yüzüğünü sinirli bir şekilde çevirdi. Elif direksiyonda yalnızca bayramların iyice mahvolduğunu düşünüyordu.

En az yedi gün. Aynı çatının altında. Kaan olmadan. İkisi baş başa. Evet, çocuklar da var ama evdeki sessiz çekişmede çocuklar sayılmaz.

Otuz bir Aralık sabahı Elif altıda kalktı.

Salataları doğramak lazımdı, et pişirilmeliydi, sıcak bir şey hazırlamalıydı. Çocuklar uyanacak acıkacaklar. Hatice Hanım kalkacak bir şeyler söyleyecek. Salata teslimi

Tam da öyle oldu.

Çok iri doğruyorsun, dedi kayınvalide, mutfağa koltuk değneğiyle yavaşça giderken. Salata küçük doğranınca daha yumuşak olur. Biliyorum, sessizce yanıtladı Elif. Mayonez de fazla. Altta her şey boğulur. Biliyorum. Kaan mısırı bol sever.

Elif bıçağı tahta üzerine koydu. Hediyeler

Hatice Hanım. Bu salatayı on iki yıldır yapıyorum. Nasıl yapılacağını biliyorum. Sadece yardımcı olmak istedim Teşekkür ederim. Gerek yok.

Hatice Hanım dudaklarını büktü bu yüz ifadesini Elif artık ezberlemişti ve odaya geçti. Beyaz alçı kapıda göründü, değnekler yere vurdu. Elif telefonunu aldı, balkona çıktı.

Dışarısı sessizdi artık bayramlarda havai fişek atılmıyor, sadece bazı camlarda renkli ışıklar yanıyor.

Özlem, dayanamıyorum artık, diye fısıldadı Elif telefonda en yakın arkadaşına. Bir hafta burada olacak. Kaan gitmiş, sanki bir şey yokmuş gibi. Altı yıldır dişimle tırnağımla dayanıyorum. Daha fazla gücüm yok. Böyle giderse çocukları alıp gideceğim.

Farkında değildi ki o sırada, camlı balkon kapısının arkasında, koltukta yılbaşı ağacının yanında oturan Hatice Hanım her şeyi duyuyordu.

Yeni yıl sessiz geçti.

Derya ve İsmail gece on birde uyudu, gece yarısını bekleyemediler. Elif ve Hatice Hanım masada oturdu salatalar, birkaç atıştırmalık, televizyonda sessiz şarkılar. Birbirlerine bakmadılar.

Mutlu yıllar, dedi Elif saat tam on ikide. Mutlu yıllar, kayınvalide cevap verdi.

Kadehleri tokuşturdular. Birer yudum aldılar. Sonra odalarına çekildiler.

Bir Ocak günü, Kaan aradı.

Anne, nasılsın? Elif, o nasıl? İyi, dedi Elif. Alçıda. Bir hafta yatar, sonra bakarız. Anlaşıyor musunuz bari?

Elif bir süre sustu, kapalı salon kapısına bakarak.

Anlaşıyoruz.

Elif, biliyorum zor

Sen iştesin Kaan. Oradasın, ben buradayım. Annenle. Bayram günü. Lütfen daha fazla konuşmayalım.

Telefonu kapatıp ağladı. Sessizce, kimse duymasın diye. Banyoda, suyu sonuna kadar açarak. Kararmış gözaltlarıyla aynada kendine baktı.

Otuz iki yaşında, iki çocuk, altı yıl evlilik. Ve kendini hâlâ yabancı, soğuk bir hayata sıkışmış gibi hissediyordu.

Bir Ocak günü Hatice Hanım, Elif’ten çantasındaki belgeleri getirmesini istedi. Pasaport ve kimlik lazım, dedi. e-Nabızdan tekrar muayene randevusu alacağım.

Elif eski deri çantayı açtı, belgeleri aradı. Faturalar, küçük bir defter, pasaport Derken bir fotoğraf buldu. Belge sanarak çıkardı.

Siyah beyaz, köşeleri yıpranmış eski bir fotoğraftı. Genç bir kadın gelinlik giymiş. Yirmi yedi yaşında, belki biraz daha fazla. Çok güzel ama gözleri ağlamış, rimeli akmış, dudakları titriyor.

Elif fotoğrafı çevirdi. Arkasında soluk mürekkeple yazılmış: Beni asla kabul etmeyeceklerini anladığım gün. 15 Ağustos 1990.

Elif bu yazıya uzun süre baktı. Sonra fotoğrafa tekrar Bir daha yazıya. 1990. Otuz dört yıl önce. Hatice Hanım şimdi altmış bir yaşında. Demek o zaman yirmi beşmiş. Ağlayan bir gelin.

Belgeleri buldun mu? Elif irkildi. Hatice Hanım kapıda değneklerle duruyordu. Ben Elif fotoğrafı saklamak istedi ama yetişemedi. Kayınvalide gördü. Hediyeler

Yüzü bir anda değişti. Gri gözlerinde acı bir ifade belirdi: korku mu, eski bir utanç mı?

Ver onu.

Elif sessizce uzattı fotoğrafı. Hatice Hanım uzun uzun baktı, sonra sabahlığının cebine koydu.

Pasaport yan cebde. Sol tarafta. Ve gitti.

Üç Ocak gecesi, Elif bir hışırtı duyunca uyandı. İsmail yanında uyuyordu babası gidince ona geçmişti. Derya yatağında horluyordu. Ses salondan geliyordu.

Elif kalktı, çıktı. Salonda, sadece mavi yılbaşı ışıklarıyla aydınlanmış loş ortamda, Hatice Hanım oturuyordu. Alçılı bacağı puf üzerinde. Elinde o fotoğraf.

Uyuyamıyor musun? diye fısıldadı Elif. Kayınvalide irkildi. Bacak ağrıyor Duraksadı. Aslında

Elif yanına oturup koltuğun koluna dayandı. Ortam mandalina ve çam kokuyordu. Işıklar yanıp sönüyordu mavi, sarı, mavi

Fotoğraftaki siz misiniz? Gelinlikte?

Uzun bir sessizlik.

Benim.

O gün ne oldu?

Hatice Hanım hemen konuşmadı. Sesi kısık, boğuk; yılbaşı ağacının yanından bir noktaya bakıyordu.

Benim kayınvalidem. Vefat eden eşi Veyselin annesi. Beni üç yılda tamamen ezdi. Elif nefesini tuttu.

İlk günden nefret etti. Bizim aileden değilim diye. Sıradan bir mahalle kızıydım, onlar ise okumuş bir aile. Veysel beni seçince affetmedi. Her hareketimi eleştirdi.

Her sözüm, her davranışım. Çorbayı yanlış pişiriyorum, gömlekleri düzgün ütülemiyorum, Kaanı iyi yetiştiremiyorum. Oğlu için değersiz olduğumu her yerde söyledi: yanında, misafirlerin önünde, komşuya bile.

Elif, her kelimede kendini buldu. Üç yıl sonunda hastanelik oldum.

Sinir krizi. Bir avuç ilaç içiyordum. Ellerim titreyince çorbayı tabaklara koyamıyordum. Doktorlar Veysele dedi ki: ya ben taşınacağım, ya hayata tutunamayacağım. Veysel beni seçti. Annesine ultimatom koydu. O gitti.

Sonra ne oldu? Sonra vefat etti. Altı ay sonra. Kalp Hiçbir şey yapamadım. Ne affedebildim, ne veda edebildim. Sadece bu yüzüğü bıraktı. Vasiyetinde, Oğlumu elimden alan gelinine, dedi. Otuz yıldır taktım her gün. Unutmayayım diye.

Unutmak için mi? Hatice Hanım sonunda Elife baktı. Işıkların altında gözlerinde yaş vardı. O zaman söz verdim asla onun gibi olmayacağım. Asla oğlumun eşine aynı acıyı yaşatmayacağım. Aileyi kıskançlığım uğruna bölmeyeceğim.

Başını eğdi.

Ama farkında olmadan daha kötü oldum.

Odadaki sessizlikte sadece lambanın güç kaynağından ufak bir ses duyuluyordu.

Senin balkondaki konuşmanı duydum, dedi Hatice Hanım. O akşam. Gideceğim, çocukları alacağım, bu yüzden, dedin. Elifin nefesi kesildi. Hatice Hanım

Sus, her şeyi anladım. Altı yıl geldim, size hayatı zehir ettim. Her şeye karıştım, her şeyi eleştirdim. Sanıyordum ki yardımcı oluyorum. Sanıyordum ki daha iyisini biliyorum. Ben anneyim Oysa aslında korkuyorum. Kaanı kaybetmekten korkuyorum. Senin onu seçip beni bırakmasından korkuyorum. Tıpkı Veyselin beni seçip annesini unutması gibi O korku yeni hatalara sevk etti.

Elif sustu.

Ne diyeceğini bilmiyordu.

O fotoğrafta ağlıyorum çünkü az önce kayınvalidem bana dedi ki: Bu ailede asla bizim biri olamayacaksın. Hep yabancı kalacaksın. Sana benzer bir şey dedim mi hiç? Elif gözlerini indirdi. Hediyeler

Sözlerle değil ama

Ama hissettirdim.

Evet.

Hatice Hanım başını salladı. Yavaş, zorla.

Affet beni Elif, canım kızım. Bilerek yapmadım. Farklı olduğumu sandım ama korkum yüzünden aynısından oldum.

Sabahtan gün doğuncaya kadar öylece oturdular. Konuştular. Sustular. Sonra tekrar konuştular. Hatice Hanım yedi yıl önce vefat eden eşi Veyseli anlattı.

Boş bir evde, tek oğlun seni unutur ve aramaz korkusunun nasıl yorduğunu anlattı

Elif de kendi yorgunluğunu anlattı. Kendi evinde görünmez olmanın verdiği hisleri paylaştı. İyi olmaya çalışırken neden hep tersinin çıktığını

Sabaha karşı, gökyüzü grileşmeye başladığında, Hatice Hanım şöyle dedi:

En çok neyden korkuyorum biliyor musun? Bir gün Derya evlenir ve ben onun eşinin gözünde sana yaptığım gibi bir kötü kayınvalide olurum diye. Sanki hastalık gibi, nesilden nesile geçiyor. Benim kayınvalidem bana yaptı, ben sana. Bu zinciri kırmak lazım.

Elif onun elini tuttu. Altı yıldır ilk kez.

O zaman kırın zinciri.

Deneyeceğim evladım. Deneyeceğim.

Beş Ocak günü, birlikte yemek yaptılar.

Salatayı daha ince doğra, dedi Hatice Hanım, hemen sustu. Ay, özür dilerim, yine aynı şeyi söylüyorum

Hayır, gülümsedi Elif. Haklısınız. Kaan gerçekten küçük doğranmışı seviyor. Bir gösterin nasıl yapıyorsunuz.

Kayınvalide gösterdi. Sonra tuzu nasıl koyacağını, sebzeleri karıştırırken ezilmemesi için neler yapacağını anlattı. Derya yanlarında dönüp dolaşıp konserveden mısır aldı.

İsmail, odada oynuyordu.

Babaanne, dedi küçük, neden daha önce hiç bize bu kadar uzun gelmedin?

Hatice Hanım, Elife baktı. O da sıcak bir gülümseme ile karşılık verdi:

Babaannenin vakti yoktu yavrum. Ama şimdi daha çok gelecek. Değil mi?

Evet, dedi Hatice Hanım

. Eğer çağırırsanız.

Çağırırız! Kesinlikle çağırırız!

Akşam Elifi yanına çağırdı Hatice Hanım.

Gel otur yavrum.

Elif yanına kanepeye oturdu. Kayınvalide elindeki ametist yüzüğü çevirdi. Hediyeler

Bu yüzük kayınvalidemin. Tek hatırası. Otuz yıl boyunca hep öfkemin simgesi oldu. Yabancı olduğumun sembolüydü.

Elifin elini aldı, yüzüğü ona taktı.

Artık senin. Ama sana başka bir şeyi hatırlatsın. Her şeyin değişebileceğini; eski kırgınlıkların bırakılabileceğini.

Hatice Hanım

Anne. Anne diyebilirsin bana. İstersen tabii.

Elif, bir şey söylemeye çalıştı ama sesi titredi. Sadece sıkıca sarıldı kayınvalidesine altı yıldır ilk defa.

Camın ardında ağır ağır lapa lapa kar yağıyordu. Bayramda yıllardır duyulmamış bir masal gibi bir hava vardı. Yılbaşı ağacı ışık ışık parlıyordu. Odadan Deryanın neşeli sesi geliyordu.

Ve Elif anladı: Bayram aslında hiç bozulmamıştı. Tam o anda gerçek bir şekilde başlamıştı.

Hayat bazen böyle işte: Yakın birinin kalbine giden yolu bulmak için buzda tökezlemek gerekir. En zor düğümler, zorlamakla değil, samimi bir affet ile çözülür.

Mutlu yıllar sevgili okurlarımız! Hepimize huzur ve sevgi dolu bir yıl diliyoruz!

Siz hiç umudunuzu yitirdiğiniz noktada bir yakınınızla ortak bir dil bulmayı başardınız mı?

Rate article
Lifequest
Yılbaşı Sofrasında Sessiz Savaş: Oksana ve Kayınvalidesi Galina Hanım’ın Altı Yıllık Öyküsü, Eski Ya…